Böyle Gelebiliyorsanız Buyrun!

19 Mayıs 2014 Pazartesi, 20:02

 
Eskiden kalem erbabımız, aydınımız her şeyden önce mütefekkirdi. Evvela bu münevverlerimiz ALLAH’IN, tefekkür etmez misiniz, akletmez misiniz, gibi ayetlerinin muhatabı olduklarının farkında hareket eder, her meselede fikir beyan etmez, önemli mevzularda hak ve hakikatin ortaya çıkması adına duygu ve düşüncelerini kaleme alırlardı. Ayrıca, birçoğu çilesini çekerek kaleme aldıkları fikirleri uğruna, canını verecek kadar cesaret sahibi idiler.

Müteffekkir kavramı zamanla yerini birçok mevzuda kelam sarf eden yazar’a bıraktı.

Rahat koltuklarında bilmediği konu hakkında dâhi yazanlar…

Söylem ve eylem birliği olmayanlar…

Gücün sözüne boyun eğerek sözün gücüne sırt çevirenler...

İtaat ile adalet arasında tercih yapmakta zorlananlar…

Makam -mansıp sevdası uğruna hak ve hakikate kör kalanlar…

Eleştiri ahlakından yoksun olanlar…
.
.
.
Yazar oldu. Bu tip insanların sözlerini dikkate almanın dahi gerçek kalem erbabı olan mütefekkirlerimize ihanet olduğunu düşünüyorum.
 
Sevgili kardeşlerim:
Eleştiri ahlakından yoksun, bilgisi olmadığı mevzuda dahi sadece yazmak için yazan, makam ve mansıp korkusuyla gücün sözüne emir eri gibi itaat eden kişiler ile bir konuyu konuşmak, abesle iştigal etmekten başka bir şey değildir. Yazıp çizdiklerinden kıyamet günü hesaba çekileceklerinden bihaber davranan/davranmayı yeğleyen bu tür insanlar ile hak ve hakikatin ortaya çıkması asla mümkün değildir. Bu tür insanları okumak, dinlemek zaman kaybına sebebiyet verir, asıl yapılması gereken hizmet’lerden bizleri uzaklaştırır. Kanaatimce özellikle bu noktaya dikkat edilmelidir.

Hizbullahi hareket geçmişte top yekûn imha hareketleriyle karşı karşıya kaldığını ve bunlarla nasıl mücadele ettiğini birçok yazı dizisinde belgeleri ile dile getirmiştir.

Bu hareketin neden hala geçmişine sahip çıktığını anlamak isteyenlere:

1)İstişare ile hareket etmiştir. Öyle birilerinin atıp tuttuğu gibi bir iki kişi ile alınmış kararlar ile hareket eden bir topluluk değildir. Bu tür safsataları öne sürenlerin hiç birisi bu hareketi zerre kadar tanımamaktır.

2)Çok ciddi bedeller ödemiştir. Araştırıldığında görülecektir nevi şahsına münhasır bir harekettir.

Şu hususu hatırlatmak isterim ki bu hareket her zaman eleştiri, öneri ve tartışmalara açıktır. Görülen eksiklikleri, hataları, yanlışları İslami ölçüleri baz alarak düzeltmek isteyen herkesin ve herkesimin her türlü yapıcı eleştirilerine memnuniyetle karşılar, onların çözüm önerilerinden istifade eder. Bunun yerine hala kendince önyargılı yaklaşıp, yanlış algılamakta ısrar ederek müntesipleri üzerinden mukaddesatlara saldırmak gayesinde olanlara tavsiyemizin önce birkaç siyer kitabını hazmederek okuması olacaktır.

Bilinmelidir ki bu hareketi seviyesizce, eleştiri ahlakından yoksun olarak tek taraflı, geçmişte olan olayların iç yüzünü bilmeden eleştirenlerin, değerlendirenlerin kale alınacak bir tarafı yoktur. Çünkü bu değerlendirmelere ekseriyetle kaynak olarak geçmişin puslu havasında halkımızın tanımakta zorlandığı bugün ise çok iyi tanıdıkları bir kısım mesnetsiz iddialarla atıp tutan insanların sözlerini göstermişlerdir. Aklıselim düşünceye sahip her fert, şahsiyetten yoksun, amacı sadece gerçeklerin ortaya çıkmasını engellemek olanların, sekteye uğratanların sözüne itibar edilmeyeceğini çok iyi bilir.

Bununla beraber, hala bu insanların sözlerini kaynak göstererek temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp yayınlayanlarında niyetlerini halkımız çok iyi bilmektedir.

Halis bir niyet ile eleştiri ahlakına riayet ederek objektif, elinizdeki ve elimizdeki belge ve dokümanlar ile sadece hak ve hakikatin ortaya çıkması için konuşalım ve halkımızı bilgilendirelim. Var mısınız?

Son günlerde bu hareketi ideoloji gibi alafranga, ne idiğü belirsiz siyasi kavramlara muhatap etme basiretsizliğine düşürmeye çalışarak manipüle etmeye, ısrarla kavmiyetçilik illetini bulaştırmaya çalışan sözde entelektüellere Üstat Necip Fazıl Kısakürek’in sözleri ile seslenmek istiyorum :

‘’Hakikatle gel, âşık olurum; isterse bu hakikat yönelttiğin adamı yakıp kül edici, yahut kibritse yanıp buhara dönücü olsun…
Böyle gelebiliyor musun?
Sen yalnız, ateş olmayan yerde duman tüttürmeye bakıyorsun!
Bilgiyle gel, köle olurum; elverir ki, bu bilgi hak ve hakikat çilesi yolunda yanlışlarla dolu olsa da yine bir bilgicik olsun…
Böyle gelebiliyor musun?
İhlâsla gel, hayran olurum, tek ALLAH’IN yarattığı gerçeklere hilesiz baktığını ve samimiyetini göreyim…
Böyle gelebiliyor musun?
Sen yalnız, kendine oyuncak edindiğin mukavva Dünya içinde sahte gerçekler imal edip bunları insanlara yutturmaktan anlıyorsun!
Fikrin yok, hakikatin yok, bilgin yok, ihlasın yok, güvenin yok; ve düşün tek pay almış ne çapta ahlakın yok!’’

Böyle gelebiliyorsanız buyrun!

(Tarık Sabıreri)