Bir kıyam bir rükû bir secde: Cemaat

24 Aralık 2015 Perşembe, 05:03

Bismillâhirrahmanirrahim

Öncelikle Alemlerin Rabbi olan Allah’tan burada yazılan yazıların O’nun rızası için yazılması ve pratik hayatımıza aktarılması için gerekenleri yapma gücü vermesini diliyorum.

Geçenlerde Facebook’un bir sene önce bugün uygulaması, karşıma 1.12.2014 tarihinde paylaştığım bir yazımı çıkarttı. Normalde bu hatırlatmalara pek dikkat etmezdim ama niyeyse o gün sabahki hatırlatma bir anda gözüme ilişti. Ve’l hasıl-ı kelâm bende, beğeni sayısını fazla görünce merak ettim ve tıkladım. İyi ki de tıklamışım. Facebook’un hatırlattığı o yazımı, önce kendim hatırlayıp tekrardan tefekkür etme şansı bulduğum gibi, o günden birkaç gün sonra yaşadığım bir benzeri olay sonrasında da sizlerle paylaşmaya karar verdim.

Sanırım, o yazımı merak ettiniz ama sizden biraz sabır bekleyerek, önce yazımı okuduktan birkaç gün sonra yaşadığım ve bu yazıyı yazmama vesile olan olayı anlatmak istiyorum.

Geçtiğimiz pazar günü, bir dersimin ödevi için hat sanatları sergisini gezmek üzere Emirgân’daki Sakıp Sabancı Müzesi’ne doğru, insanı bunaltan yoğun bir trafik ve bu bunalmışlığı dengeleyen eşşiz bir boğaz manzarası eşliğinde yola koyulmuştum. Trafik sıkışıklığı sebebiyle, ikindi namazı vaktinin çıkmasına az bir vakit kala ineceğim durağa vardım. Açıkçası burjuvazi ve sekülerizmin hakim olduğu bir semtte cami bulabilme ihtimalinin azlığını düşününce karamsarlığa kapılmıştım ki indiğim duraktan birkaç adım attıktan sonra bir minare gördüm. Müzenin hemen kenarında Sultan II. Abdülhamid dönemine ait bir camii vardı. Bir ”Şükür” çektikten sonra hızlıca camiye doğru ilerledim ve içeriye girdim. Allaha hamdolsun ki cemaatte vardı ve 2. rekatta onlara yetişmiştim.

Benden sonra cemaate yaklaşık 5-6 kişi daha katıldı. İmam ve cemaatindeki ilk kişi 4. rek’ata gelince haliyle selam verip kalktılar. Ben ise namazımı tamamlamak üzere, cemaate sonradan dahil olanlarla birlikte bireysel olarak namaza devam ettim. Ettim etmesine ama o an aklımda şimşekler çaktı. 4. rek’atı kılmak için ayağa kalktığımda belkide hayatımın en büyük derslerinden birini yaşamıştım. Allah affetsin, ancak o an aklıma, Facebook’taki o yazım geldi. Daha birkaç gün önce o yazımı okumuştum ve şimdi onun üzerine büyük bir ders daha alıyordum.

Peki ayağa kalkınca ne mi düşünmüştüm? İsterseniz bu kısma geçmeden önce yukarıda yarım bıraktığımız, Facebbok’un tekrardan hatırlamama vesile olduğu o geçen seneki yaşanmışlığa dönelim ve sonradan buradaki kaldığımız yerden devam edelim…

1 sene önce o gün, yani 1 Aralık 2014’te okulun mescidine gitmiş, biraz acelem olduğu için mescitte bulunanları beklemeden namaza durmuştum. Ben 3. rek’attayken içeride bulunan kardeşler de cemaat yaparak namaza durmuşlardı. Onların ilk rek’atı bitirmesiyle ben de selamımı vermiştim. Acelem olduğu için gitmem gerekiyordu ama gitmemiştim. Dikkati mi bir şey çekmişti. Cemaat yapan kardeşler namazın 2. rek’âtındayken, mescide yeni bir kardeş gelmişti. Cemaati görünce olabildiğince hızlı davranarak, hemen namaz pozisyonuna geçip, onlara 3. rekatın başında yetişmişti.

O an bu tabloyu çokça gördüğümün farkındalığına varmıştım. Bir an zihnimde şimşekler çakmış ve yerimden kalkamamıştım. Derin bir tefekküre dalmıştım. İçim içimi yiyordu. Çünkü o olaya defalarca şahit olmuştum. Camide, evde, mescitte vs. namaz kılınan her yerde. Müslümanlar namaza durmuş bir cemaati görünce normalden hızlı davranarak onlara yetişmeye çalışıyorlardı. Yarıda ya da sonda, farketmiyordu. Hatta cemaat selam vermek üzere olsa bile…

Zihnimde canlanan bu farkındalıklardan sonra bir an Resulullahın “Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi derece daha faziletlidir.”[1] hadis-i şerifi aklıma gelmiş ve aslında bu çabanın ne kadar da güzel bir davranış olduğunu düşünmüştüm ki zihnimde bir anda yeniden şimşekler çakmış ve içimden nasıl yani demiştim? Kendi kendime, ”Aslında Allah Resulü bu mesajı nerede olursak olalım, bizi tek bir cemaate yöneltmek için söylemiştir.” diye hayıflanmıştım. Sonra bir anda içim içime sığmaz olmuştu. Çünkü bizim bu mesajında aslını anlayamadığımızı fark etmiştim. Namazın yarısında veya sonunda olan cemaate ”Bir”[2] olmak bilinciyle değil, 27 kat daha fazla sevap almak için koşuyorduk! Oysa ki zahiri değil, batınî okumalıydık ama öyle okumamıştık. Her şeyde yaptığımız gibi bu mesajda da içi boşalmış bir ”cemaatle namaz” fikri oluşturmuştuk.

İşte 1 sene önce yaşadığım olay ve hissettiklerim bunlardı. Şimdi 1 sene sonrasıydı ve ben yine bir namazdaydım. Bu sefer henüz namaz bitmemişti. Son rek’âttaydım ama ilk paragraflarda da belirttiğim gibi aklıma, yukarıda sizlere de aktardığım yazım gelmişti.  Çünkü gözlerim, imamın selam verip kalkmasından sonra, daha iki dakika önce beraber secde eden başları farklı anlarda secde ederken görmüştü. Gönlüm daralmıştı. O an cemaatin, cemaatten de öte imamın önemini anladım. Sanki bir sene önce yaşadığım dersin ikinci seansını alıyor gibiydim. Daha az önce aynı anda secde, kıyam, rükû ettiğimiz abilerimin biri kıyamda, biri rükûda, biri secdedeydi. Ben ise oturmuş, duaları ediyordum. Ediyordum ama aklım çoktan gitmişti. O an bana çok şey anlatmıştı. Toplu olarak başladığımız namazı bireysel olarak bitirmiştik. Belki namazı kılma görevimizi yerine getirmiştik ama ya bir olma görevimizi?

Şimdi bu iki yaşanmışlığı göz önünde bulundurarak sizden, bugün içinde bulunduğumuz halleri düşünmenizi istiyorum. Yıllardan beri namaz kılıyoruz ancak daha hemen yukarıda anlattığım bu halden ne farkımız var? ”Namaz için cemaat” yapıp, namazdan sonra kolayca birbirimizi tekfir ettiğimiz ve birimizin secdede, birimizin kıyamda, birimizin rükûda ama aynı zamanda da tağutların ayakta olduğu ayan beyan ortada değil mi! Oysa biz her namazda Allah-u Ekber derken ve bundan motive alıp tağutları yeryüzünden silme görevini ”La İlahe İllallah” diyerek üstlenmişken bu durum neden böyle oluyor?

Neden böyle oluyor biliyor musunuz? Çünkü Aynı Allah’a, aynı mabuda, aynı Rahman’a, aynı dinde hadi dini de geçtim aynı mekanda! farklı anlarda secde yapan başlar var. Bu halde biz nasıl ”Bir” olalım ve tağutlar nasıl yıkılsın? O başlar aynı anda secde etmediği, göğüsler aynı anda kıyam edip, gövdeler aynı anda rükû etmediği ve hepimizin cemaate ”Bir” olabilmek bilinciyle koşmadığı sürece tağutlar nasıl yıkılsın? Aslında Allah Resulü bize ne güzel de bir söz bırakmış[3]. Tam da Rahman’ın Kuran’da, ”Hep birlikte Allah’ın ipine yapışın, fırkalara bölünüp parçalanmayın; Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın…” (Ali İmran 103) ”Allah’a ve Resûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; yoksa korkuya kapılırsınız, rüzgarınız kesilir… (Enfâl 46) demesiyle örtüşmüyor mu bu söz?

Ve’l hasıl-ı kelâm bu iki yaşanmışlık bana büyük bir ders verdi ve ümmetimizin içinde bulunduğu cemaat ve namaz anlayışını görmeme vesile oldu. Derhal cemaat algılarımızın temellerini ve geldiğimiz noktadaki durumu; imamsız, öndersiz bir İslâm ümmetinin mümkün olup olmadığını tartışmamız gerekmetedir.

Ah biz müslümanlar… Ensar-Muhacir kardeşliğini nasıl da unuttuk. Nasıl da unuttuk Allah’ın şu ayetlerini ve nimetini… ”…Birbirinizin düşmanı idiniz, Allah kalplerinizi uzlaştırıp kaynaştırdı da O’nun nimeti sayesinde kardeşler haline geldiniz. Ateşten bir çukurun kenarında idiniz; sizi oradan kurtardı. Allah size ayetlerini bu şekilde açıklıyor ki, doğruya ve güzele yol bulasınız.” (Ali İmran 103 devamı)

(Ozan Hayri Soyer)

[1] Buhârî, Ezân 30; Müslim, Mesâcid 249. Ayrıca bk. Nesâî, İmâmet 42; İbni Mâce, Mesâcid 16

[2] Buradaki ve metnin geri kalanındaki ”bir” kavramı, niceliksel manasından ziyade ”birlik-beraberlik” manasıyla kullanılmıştır. Kindi’nin şu ifadesindeki ”bir” kavramı gibi. ”Tabiatta çokluğun olmadığı ”bir”lik, ”bir”liğin olmadığı çokluk yoktur.”

[3] Bkz. s. 2, peygamberin hadis-i şerifi