İlle de İnfak

05 Şubat 2016 Cuma, 13:46

Öğretmen, sınıfa elinde broşürlerle girdi.  Öğrencilerin meraklı bakışları altında broşürleri dağıttıktan sonra,  yerine geçip  “Evet çocuklar, eminim bu broşürlerin ne olduğunu merak ediyorsunuzdur. Bunlar Umut Kervanı isimli bir derneğe ait.  Bu dernek, yaz kış demeden çalışarak yoksul aileleri tespit edip onlara yardımda bulunuyor. Derneğin fedakâr üyelerinden biri de benim arkadaşım. Arkadaşım benden bu yardım broşürlerini dağıtmam için ricada bulundu.  Ben de bu hayırlı işe katkıda bulunmak ve sizleri infak gibi bir güzellikle tanıştırmak için kabul ettim.” deyince sınıfta yardımseverliğiyle tanınan Hicret söz aldı. Öğretmenine:            

- Öğretmenim infak amelinin dinimizde yeri nedir?

 Öğretmen:

- Cenab-ı Hak Kur’anı Kerim’de, kurtuluşa erecekler için "O muttakiler ki, gayba iman ederler, namazlarını dosdoğru kılarlar ve Allah’ın kendilerine verdiği rızıklardan infak ederler. İşte onlar felaha (gerçek kurtuluşa) ereceklerdir. (Bakara/3)” buyurmuştur. İnfakı iman, namaz gibi dinin esaslarıyla birlikte zikrederek önemini belirtmiştir. Bunun gibi daha birçok ayetlerle infak etmenin gerekliliğine vurgu yapılarak müminler buna teşvik edilmiştir. Peygamber efendimiz de hadis-i şerifleriyle infak etmenin önemini faziletini defalarca belirtmiştir.  Bundan olsa gerek ki sahabe-i kiram hayır yapmada adeta birbiriyle yarışmışlardır. En zor zamanlarında dahi infak etmekten geri durmamışlardır. Tebük seferi bunun en bariz örneğidir. Medine’de, ensarın muhacir kardeşlerine gösterdikleri eşsiz infak fedakârlığını da unutmamak lazım. Öyle ki muhacirler onlar hakkında bu amellerinden ötürü sevabın tamamını götürdüler diyerek, infak amelinin ne denli kazançlı bir amel olduğuna dikkat çekmişlerdi.

Hicret:

- Öğretmenim benim anlayamadığım, bu kadar faziletli, sevabı bol bir ameli işleme konusunda neden bu kadar yetersiz kalıyoruz?

Öğretmen:

- Evet maalesef bu konuda toplum olarak yeteri kadar duyarlılık gösteremiyoruz. Çünkü zihinlerimiz ‘Ben merkezcilik’ hastalığına duçar olmuş. ‘Ben rahat ve refah içerisinde olayım da; kim sıkıntıda, kim aç kalmış bana ne’ mantığıyla hareket ediyoruz. Bu yüzden infakta değil de mal biriktirmede, lüks bir hayat yaşamada birbirimizle yarışır hale gelmişiz. Benim evim falancanın evinden daha güzel olsun. Çocuğum herkesinkinden daha güzel giyinsin gibi düşüncelerle dünya hevasatına kapılarak fıtratımızdan uzaklaşıyoruz. Böyle olunca da şeytani vesveselerin etkisi altına giriyoruz. Bu vesveselerin başında bencillik ve merhametsizlik geliyor. Bu duygular kalbi köreltip katılaştırıyor. Ara sıra vicdanımızın sesi bizi uyarmaya çalışsa da bahane silahına sarılarak susturmaya çalışıyoruz.  ‘Artık bu devirde fakir mi kaldı?’ veya ‘Bizim de fazlamız yok ki verelim, ancak geçiniyoruz’ gibi sözlerle kendimizi kandırıp infak gibi bir cennet hazinesinden mahrum kalıyoruz. Oysa bilmeliyiz ki infak gibi bir güzelliğe yoksul kardeşlerimizden ziyade bizler muhtacız. Katılaşan kalplerimiz, duyarsızlaşan hislerimiz muhtaç.

Hicret:

- Öğretmenim, bazı insanlar kendilerinin kullanmadığı, işe yaramayan, değersiz eşyalarından infakta bulunuyorlar. Bu şekilde infak vazifemizi yerine getirmiş olur muyuz?

Öğretmen:

- Rabbimiz bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: ‘Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe, hayra ve iyiliğe nail olamazsınız. Ne infak ederseniz, Allah-u Teâlâ onu hakkıyla bilir ve mükâfatını verir(Al-i İmran 92).’  İmam Caferi Sadık, bu ayeti duyduktan sonra şeker alıp dağıtmaya başlamış. Ona ‘Neden eskiden yaptığın gibi para değil de şeker sadaka ediyorsun?’ diye soranlara: ‘Şeker bana paradan daha kıymetlidir. Allah-ü Teâlâ sevdiğiniz şeylerden infak edin buyurmuştur. Ben de şekeri çok sevdiğim için şeker infak etmeye çalışıyorum.’ demiştir.

Hicret:

- Peki öğretmenim, ya infak edecek maddi gücümüz yoksa ne yapmalıyız? Böyle faziletli bir amelden mahrum mu kalacağız?

Öğretmen:

- Evladım, infak malın olduğu kadar bedenin de Allah yoluna adanışıdır. Bu demektir ki, bazen bir öksüzün bir yetimin başını okşamak, gözyaşını silmekle; sıkıntıda olan bir mazlumu teselli edip yalnızlığını paylaşmakla da infak sevabı elde edilebilir.

Hicret:

- Öğretmenim bu konuda peygamber efendimiz de ‘İnfak mümin için koruyucu bir kalkandır.Yarım hurma ile olsa da ateşten korunun’ diye buyurmuştur.

Öğretmen:

- Evet, bu bizler için bir ümit, bir müjdedir. Cehennem ateşinden korunmanın bir yolu da infak etmekten geçer. Kullarına çok merhametli olan yüce Rabbimiz bize infak gibi bir amel bahşederek ateşten korunmamızı arzu etmiştir. Bu lütuftan sonra bize düşen ise canla başla çalışıp bu kervanı bizi sahili selamete ulaştıracak bir vasıtaya, yoksul ve muhtaçlar için de bir umut kapısına dönüştürmek olmalıdır. (Arzu Aşkın)