Müslüman Arap Dünyasındaki İnkılâpların Kökleri

04 Mart 2011 Cuma, 00:48

Müslüman Arap ülkelerinde diktatör rejimlere karşı başlatılan kıyamların sebebi, kaynaklık ettiği yer, kimliği ve nihai hedefleri hakkında ortaya birçok soru atılmaktadır. Siyasi tahlilciler, bilgi kaynaklarından ve bu değişikliklerle ilgili alakalarından dolayı gelişmeleri tahlil etmeye çalışmaktadırlar. Bu arada çok önemli birkaç sorunun cevabı ortaya çıkmaktadır:

1- Hangi özel yaklaşım bu değişimin tarifini yapabilir. Mısır, Tunus, Libya, Yemen ve Bahreyn rejimlerine bakıldığı zaman bunların diğer ülkelerden önce değişimi tecrübe ettiklerini görüyoruz. Buradaki rejimlerin Batıya bağlı olma, ekonomik yolsuzluklar, diktatörlükler, zorba hükümetler, din ve dindarlara düşmanlıkta ortak özelliklere sahip olduklarını görüyoruz. Bugünkü değişimlerin, bu vasıflara sahip rejimleri kapsayacağını söyleyebiliriz. Ancak ülkelerin ve siyasi rejimlerin farklı oluşu, yukarıda saydığımız noktalara yaklaşımları, değişimin hızı ve neticeye ulaşmayı bir noktaya kadar farklı kılmaktadır. Ancak zikredilen konular “izzet” lafzıyla doğrudan alakalıdır. Diğer bir ibareyle diktatör rejimlere karşı halkın sokağa dökülüşü, içte ve dışta halkın izzet ve kerametinin yok edilişi ve aynı şekilde dini, kültürel, siyasi, ekonomik ve sosyal alanda halka büyük darbelerin indirilişinden kaynaklanmaktadır. Zaten bütün bunlar İran’da İslam inkılâbına yol açan sebeplerdi.

İmam Humeyni’nin millete vekâleten ilk çıkışı İran meclisinde kapitülasyonların kabul edilişinden dolayıydı. Bu olayda İmam’ın feryadı şu şekildeydi: “Bizim izzetimizi (onurumuzu) sattılar. İzzetimizi ayaklar altında çiğnediler” Ayrıca şunları dile getiriyordu. “Mızraklarınıza karşı göğsümü hazırladım, ancak sizin zorbalığınızı asla kabul etmiyoruz” Öyleyse “izzet” İran, Kuzey Afrika ve Batı Ortadoğu Arap ülkelerinin inkılâplarının asıl şifresidir. Bu “izzet isteği” İslam’la doğrudan ve açık bir ilişkiye sahiptir. Hz. Resulullah (sav) kâfirlerle karşılaştığı zaman şöyle buyurmuştu: “La ilahe illallah deyiniz ki kurtulasınız” Oysa “La ilahe illallah deyiniz ki Müslüman ya da Mü’min olunuz” dememişti. Bu konunun şifresi bellidir. Kurtuluşa erme ve doğru olma iman ve İslam’ın neticesidir. Hz. Peygamber (sav) “felah” kavramını kullanmış, bu da özgürlük ve kemal manasında olup “izzet”e karşılık gelmektedir. Açıktır ki izzet İslami bir kavramdır ve Allah Teala bu konuda şöyle buyurmaktadır. “Şüphesiz bütün izzet Allah’ındır. O her şeyi işiten ve her şeyi bilendir” (Yunus 65) İşte bu manaya göre izzet Allah’a imanın gölgesi olup Peygamber (sav)’in öğretileriyle amelin dışında tahakkuk etmemektedir.

2- Arap ülkelerinde gerçekleştirilen değişiklikler hangi sebep veya sebeplerden kaynaklanmaktadır? İnsani gelişmelerin - gerek ferdi gerekse de içtimai olsun- tümü bir geçmişe ve mukaddimeye dayanır. İnsan topluluklarında ferdi alandan çıkıp toplumsal alana çıkan ve geniş sahaya yayılan değişikliklerin tahlilinde daha fazla geçmişe ve mukaddimeye eğilmek gerekir. Arap dünyasında meydana gelen inkılâplarda önemli ve ders niteliğinde birkaç nokta bulunmaktadır. Bütün bunlar bu değişikliklerde hiç şüphesiz önemli ve tayin edici gelişmeler olup değişimlerin sebebini oluşturmaktadır:

Birinci gelişme, Batının stratejik üssünün ve zorba diktatör rejimin ortadan kaldırılıp İran İslam inkılâbının gerçekleşmesidir. İkinci gelişme, 1979 – 1988 yılları arasında Sovyetler Birliğinin Kızıl ordusuna karşı Afgan Mücahitlerinin verdiği mücadeleydi. Bu mücadelede imkânlardan yoksun Müslüman bir halk dünyanın süper güçlerinden zorba bir gücü dize getirmeyi başarmıştı. Üçüncü gelişme, Lübnan’ın işgal edildiği 1982 yılından - 33 gün savaşının verildiği- 2006 yılına kadarki Lübnan İslami direnişidir. En son 33 günlük savaşta Siyonist rejimin kara, hava ve denizde efsanevi gücü yere serilmiş ve Müslümanlar galip gelmişti. Dördüncü gelişme, tamamıyla kuşatma altındaki Gazze’de savaş imkanlarından yoksun İslami Direniş Hareketi Hamas’ın 22 günlük savaşta Siyonist rejime karşı büyük direnişi ve bu rejimi dize getirmesiydi. Beşinci gelişme, 2005–2010 yılları arasında Yemen’de Husi’lerin Amerika, Yemen, Arabistan ve Ürdün ittifakına karşı verdikleri mücadeleydi. Bu savaşta çok az imkâna sahip Husiler, ittifak ordularıyla altı kez savaştılar. Sonunda Sa’de, Umran ve Hacce bölgeleriyle Yemen’in kuzeyinde Suud rejiminin 53 askeri karargâhını ele geçirdiler. Altıncı gelişme ise 300 bin askerle Irak’a saldıran ve bu ülkeyi işgal edip insanlarının onuruyla oynayan Amerika’ya karşı halkın verdiği mücadeledir. Mezhebi ayrılıklara rağmen Irak halkı bu ülkedeki Amerika varlığına karşı sürekli mücadele verdi ve Irak’ı Amerika’ya terk etmeyeceğini ispat etti.

Bu altı köklü gelişme birkaç noktanın açıkça ispati niteliğindedir: İslam ve İslami önderlik uyanış ve vahdetin en önemli sebebidir. İslam, cevap veren ve olayları yönlendiren bir sisteme sahibidir. Düşmana karşı direniş yürütülebilir. Batı cephesi aşılabilir cephedir ve onu yenmek zor değildir. Bütün bunlar Afrika ve Ortadoğu halklarının önünde ayna gibi bir bir ortaya çıktı. Bundan dolayı Nasrullah, Ahmedinejat ve İsmail Heniyye bölge halkları nezdinde en sevimli insanlar olarak kabul edildiler. Maalesef bu gerçeklere dikkat etmeyen bazı tahlilciler, çelişkilere düşerek bu gelişmelerin birden bire meydana geldiğini ve sadece internet yoluyla yönlendirildiğini ileri sürebilmektedirler.

3- Meydana gelen gelişmeler “İnkılâp” kavramıyla nitelendirilebilir mi?

İnkılâp kavramı “hâkim istemin değerlerinde, yöntemlerinde ve dayanaklarında hızlı ve köklü değişikliklerin meydana gelmesi” şeklinde bir tarife sahiptir. Bu arada bazıları onda kargaşa ve kan dökülmesinin zorunlu olduğu şeklinde açıklarlar. Bazıları ise kargaşayı bunun esas şartı olarak kabul etmezler.

Arap ülkelerinde meydana gelen gelişmeler tam olarak köklü bir değişim şeklinde değilse de, birileri bu gelişmelerden elde edilenlerden bahsederse bir inkılâbın gerçekleşmediğini söyleyecek. Ancak bu bakış açısı değişiklikleri tamamen yansıtmamaktadır. Çünkü bu ülkelerde yeni bir macera başlamış ve halk henüz meydanları terk etmemiştir.

İşin esasında rejimlerde köklü bir değişimin vücuda gelmesi gerekir. Bu köklü değişiklikler nedir ve nasıl meydana gelir? Örneğin Mısır’da mevcut rejim -cumhurbaşkanlığı- ortadan kaldırılsa ve parlamenter sistem –meclisi esas alan- işin başına getirilse, diğer taraftan halkın özgürce seçime gidip istediği adayları seçmesi söz konusu olsa, böylece Mısır’ın siyasi sisteminde inkılap manasında siyasi değişiklikler meydana gelmiş olacak. Çünkü zorba rejim gitmiş, yerine insan merkezli bir sistem gelmiştir. Böyle bir rejim kimlik bakımından da değişmiş olacak. Çünkü özgür seçimler kesinlikle İslami kesimlerin zaferiyle sona erecek. Ve İslam kanun yapma ve icranın esas merkezini ve yörüngesini teşkil edecek. Buraya kadar –misal olarak- Mısır’da neler gerçekleşmiş? Siyasi sistemin başı görevden el çektirilmiş. Hukukçulardan oluşan bir heyet -görevden uzaklaştırılan cumhurbaşkanı tarafından atanmışsa da-Tarık el Beşri rehberliğinde tayin edildi. Bu heyet Mısır anayasasını yeniden yazmakta, kudret dağılımını esas almakta ve gücü cumhurbaşkanlığından meclise aktarma üzerinde yoğunlaşmaktadır. Söz konusu şura, Eylül ayına kadar özgür seçimlerin gerçekleşeceğini duyurdu. Bu esasa göre Mısır’ın geleceğinde köklü değişiklikler gerçekleştirilecek. –Bu arada Mısırlıların oyunlara ve darbelere karşı dikkatli olmaları gerekecek-  Bunlar altı ay ya da bir yıl içindeki bir zaman biriminde gerçekleşecek. Öyleyse yeni Mısır’da kendilerinin yeri olmadığını ileri süren Amerikalılara ve Siyonistlere hak vermek gerekecek.

Birkaç gün önce yayınladığı bir haberde Ukkaz gazetesi şunları dile getiriyordu. Amerikalıların Hüsnü Mübarek’e görevi bırakmaktan başka çaresinin olmadığını söyledikleri günden bir gün sonra, Birleşik Arap Emirlikleri emirine –ona ülkesinde yerleşme teklifinde bulunmuştu- telefonla şöyle şunları söylemişti. “Amerikalılar ahmaktır. Benim görevi bırakmam durumunda Mısır’da ve Ortadoğu’da nelerin meydana geleceğini bilmiyorlar”

4- Birleşik devletler rejiminin Arap dünyasındaki değişimler üzerinde hiçbir kontrolü yoktur. Ara şov yaptıkları gözlerden kaçmamaktadır. Ancak bu ülke makamlarının çelişkili açıklamaları gösteriyor ki her ne kadar Amerikalılar bu değişikliklerin meydana gelişini tahmin edebilmişlerse de– bu da kolay bir işti- bunu önlemek için herhangi bir program geliştirmeye kadir olamamışlar. Bu günkü şartlarda Amerikalılar her ne kadar bu bölgelerdeki gelişmeler üzerinde yoğunlaşsalar da, hem belirli programları yok ve hem de böyle bir şey yapamazlar. Çünkü bu inkılâplar Batı karşıtı bir mahiyete sahip olup gittikçe mevzilerini güçlendirmektedirler.

Eldeki bir rapor gelişmeleri daha net ortaya koymaktadır: Mısır halkının gösterilerinin üçüncü gününde (28 Ocak 2011) Hüsnü Mübarek yoğun bir şekilde halkı öldürmekle gösterileri sona erdirmek için Amerika’dan 48 saat vakit ister. Amerika bu izni verir. Kırk sekiz saat içinde 300 Mısırlı şehit edilir. Bunlardan bir kısmının cesetleri sonradan Nil’in diplerinde bulunmuştu. Bu gelişme halkta büyük öfke patlamasına yol açtı. Bunun üzerine Amerikalılar derhal kanalı değiştirdiler. Ömer Süleyman’ı ileri sürdüler. Müzakerelerde bulunulmasını istediler. Şu anda Amerikalılar gelişmeleri yavaşlatmaya ve zaman kazanmaya çalışmaktadırlar. Ancak bunda da başarılı olamayacaklar.

Hiçbir şüphe yok ki, bütün bunlar Müslüman Arap dünyasının inkılâplarıdır. Bu rejimlerin yapıları, iç ve dış ilişkilerini oluşturan alanlarda köklü değişikliklere gidilecek ve inkılâplar istenilen hedefe ulaşacaktır.

Yazan: Sadullah Zarıi

Kaynak: Keyhan Gazetesi

Çeviren: Hanefi Aydın

(Doğruhaber Gazetesi)