Libya'ya Batı Müdahalesi Arap Devrimini Zehirler

08 Mart 2011 Salı, 11:44
Tunus ve Mısır'dan farklı olarak, Libya'daki rejimin çözülmesinin en büyük stratejik ödülü, Afrika'daki en büyük petrol rezervleri olacaktır.

Irak ve Afganistan’daki kan banyoları sanki kötü bir rüya. Liberal müdahaleler bahsiyse tekrar gündemde. İsyan ve baskı Libya’yı ikiye bölerken ve kayıplar artarken, eski ABD Başkanı George W. Bush ve eski Britanya Başbakanı Tony Blair’in eski savaş çığlıkları yeniden yakamıza yapışıyor. Bir gece öncesine dek Libya lideri Muammer Kaddafi’nin rejimini silahlandırıp, onunla iş yapan aynı Batılı liderler, şu an ıskartaya çıkan otokratın yüzüne yaptırımları çarpıyor ve tasasız biçimde ABD’nin hâlâ tanımadığı Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanması gerektiğinden dem vuruyor.

Amerikalı ve Britanyalı siyasetçiler, ‘uçuşa yasak bölge’ mevzusunu ısıtırken, ABD savaş gemileri Akdeniz’e gönderiliyor, aniden kimyasal silah stokları keşfediliyor, özel kuvvetler harekete geçiriliyor, İtalya Trablus’la saldırmazlık anlaşmasını iptal ediyor ve bir başka Arap ülkesine topyekün askeri müdahale, ciddi bir ihtimal haline geliyor.

Neo-muhafazakâr yaverleri tarafından kışkırtılan Britanya Başbakanı David Cameron’sa, işi daha da ileri götürüyor. Körfez despotlarına silah satma turundan yeni dönen Cameron, heyecanla Libyalı isyancıları silahlandırmaktan bahsediyor ve ABD yönetimiyle bu konuda papaz olduğunu görünce telaşla çark ediyor.

Askeri harekât tehlikeli

Fakat ABD’nin ihtiyatlılığı da BM Güvenlik Konseyi’nin muhalefeti de şu gerçeğin üzerini örtmemeli: Batı’nın Libya’ya askeri harekâtı, şu an ciddi bir tehlike durumunda. Bölgenin geri kalanından farklı olarak, baş gündemimiz artık göstericilerle çatışan güvenlik güçlerinden ziyade, ülkenin geniş kesimlerinin silahlı muhalefetin eline geçmesiyle rejimin ve ordunun çekirdeğinde meydana gelen bölünme.

Bütün işaretlerin Kaddafi ve yandaşlarının pabucu ucuza bırakmayacağını gösterdiği bir ortamda, çatışma muhtemelen daha da yoğunlaşacak –bu da insani krizlerden petrol tedarikinin tehlikeye girmesine kadar, dış müdahale için her türlü bahaneyi üretecek. Fakat bu tür bir müdahalenin felakete yol açması ve Arap dünyasını sarsan devrim sürecinin kalbine saplanmış bir bıçak olması riski söz konusu. Amerikalı ve Britanyalı siyasetçiler, askeri harekâtın gerekli olduğunu, zira Kaddafi’nin ‘kendi halkını öldürdüğünü’ iddia ediyor. Yüzlerce insanın öldüğü muhakkak, fakat esas saikin bu olduğunu ciddiye almak zor.

Mısır’ın devrik lideri Hüsnü Mübarek’in güvenlik güçleri birkaç hafta içinde 300’den fazla insanı öldürdüğünde, ABD en başta ‘her iki tarafa itidal’ çağrısında bulunmuştu. Irak’taki 50 bin Amerikan askeriyse, reform talep eden 29 barışçı göstericiyi öldüren bir hükümeti koruyor. ABD’nin beşinci filosuna ev sahipliği yapan Bahreyn’de de rejim, protestocuları haftalardır Britanya’nın tedarik ettiği teçhizatla vuruyor.

Batılı güçlerin güç kaybı

Müdahaleyi savunanların ortaya attığı ‘koruma sorumluluğu’ öyle seçici bir şekilde uygulanıyor ki, bu noktada ‘ikiyüzlülük’ kelimesi bile hafif kalıyor. Ve son on yılda yasadışı savaşlarda, işgallerde ve müdahalelerde yüz binlerce insanın ölümünden, yargısız kitlesel hapsetmelerden, işkencelerden ve adam kaçırmalardan bizzat sorumlu olan ülkelere, uluslararası kurumlar tarafından diğer ülkelerdeki cinayetleri önleme yetkisi verilmesi gerektiği düşüncesi, abesle iştigalden ibaret. İngiltere Dışişleri Bakanı William Hague’ın cinayetlere veya zulme devam etmesi halinde Libya rejimi için bir ‘hesap günü’ olacağı ısrarındaki yüzsüzlük, dayanılır gibi değil.

Gerçek şu: Ortadoğu’nun dört bir yanında on yıllardır otoriter kleptokratları destekleyen Batılı güçler, Arap isyanları ve temsili hükümetlerin ortaya çıkması ihtimali sonucunda dünyanın stratejik açıdan bu en hassas bölgesinde şu an güç kaybıyla yüz yüze. Mümkün olan her yerde devrim sürecini çekip çevirmeye, böylece bunu bölgenin kontrolünün devamına imkân verecek yapay bir değişimle sınırlamaya niyetli oldukları besbelli.

Libya’da rejimin çözülmesi, hayati bir açılım sunuyor. Daha da önemlisi, Tunus ve Mısır’dan farklı olarak stratejik bir ödülü de var: Afrika’daki en büyük petrol rezervleri. Elbette Kaddafi rejimi, ülke petrolünün kontrolünü eline aldığı, yabancı üsleri kapattığı, (ABD ve Britanya’nın Nelson Mandela’ya terörist dediği dönemde) Afrika Ulusal Kongresi’ne mali yardım yaptığı günlerin çok uzağında.
Baskı, yolsuzluk ve Libyalıların temel ihtiyaçlarının karşılanamaması sonucu rejim, uzun zamandır Batılı güçler karşısında diz çökmek zorunda kaldı. Tony Blair ve arkadaşlarının kutlamaya pek hevesli olduğu bu tutum sonucu, eski ittifaklar ve nükleer arzular terk edildi; Batılı bankalara silah, BP gibi petrol şirketlerine de imtiyazlar ve ihaleler verildi.

Diğer ülkelerin emperyal yörüngeden kopma ihtimalinin baş gösterdiği bir dönemde Libya rejiminin çökme olasılığı, çok daha yakın bir bağlantı ve dahil oluş şansı sunuyor (Bu noktada Batı istihbaratının yıllardır Libya muhalefetinin bazı kesimleriyle ilişkide olduğu not edilmeli).

Ya Arap devrimi ya hiç

Fakat Libya, yabancı işgaline direniş konusunda parlak bir geçmişe sahip. İtalyan sömürge yönetimi altında, nüfusun üçte birinin öldüğü tahmin ediliyor. Batı’nın Libya’ya askeri harekât düzenlemesini isteyenler, Arap dünyasının dört bir yanında yabancı müdahalesi, işgali ve diktatörlere verilen desteğin bölgenin sorunlarının en büyük sebebi addedildiği gerçeği karşısında utanmaz bir kayıtsızlık içinde.

Bu dış müdahale tehdidine karşı verilen açık tepki, Libya sokaklarında da görülüyor. Bingazi’deki isyancıların askeri liderlerinden General Ahmed Gatruni’nin bu hafta dediği gibi: “ABD kendi halkının derdine düşsün, biz başımızın çaresine bakarız.”

Bazı başka muhalefet liderlerinin desteklediği uçuşa yasak bölgelerse, Libya’nın hava kuvvetlerine askeri bir saldırıyı içerecek ve Irak deneyiminden yola çıkarsak, rejimin helikopter veya kara operasyonlarını büyük ihtimalle durdurmayacak. Bu tür saldırılar, silahlı çatışmayı genişletme ve rejime anti-emperyalist iddialarını cilalama imkânı verip, Kaddafi’nin elini güçlendirme riski doğuracak. Askeri müdahale sadece Libya için değil, bölge çapında şu ana dek tamamen organik, yerli malı olan demokratik hareketin sahipleri için de tehdit oluşturacak.

ABD destekli Yemen Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih, geçen hafta bölge çapındaki protestoların “İsrail tarafından yönetildiğini ve ABD’nin himayesinde olduğunu” iddia etti. Bunu şu an bir hayal ürünü olarak adlandırıp reddetmek kolay. ABD ve Britanya Libya muhalefetini silahlandırıyor olsaydı, reddetmek o kadar kolay olmazdı. Arap devrimini ya Araplar yapacak ya da devrim falan olmayacak. (2 Mart 2011)
 
Seumas Milne - Theguardian
Çeviri : Radikal