Hizbullah'ın operasyonunun stratejik mesajları

01 Şubat 2015 Pazar, 16:18

Biçim, nitelik ve zamanlama açılarından Hizbullah, ne zaman ve nasıl yanıt verileceğini bildiğini bir kez daha kanıtladı. Güpegündüz gerçekleşen başarılı bir operasyonla karşı karşıyayız. İsrail'in Kuneytra saldırısından çok kısa süre sonra gerçekleştirilen, komplike bir operasyonla karşı karşıyayız.  

O halde, verilen mesajlar nelerdir?

Birincisi: Hizbullah İsrail'e bir kez daha, karşılıksız kalan saldırılar döneminin geri dönüşsüz bir şekilde çok uzak bir geçmişte kaldığını hatırlatmak istiyor. Belki İsrail bu konsepti önceki dönemlerde kavrayamamıştı. Belki Seyyid Hasan Nasrallah, İsrail ordusunun önceki gün ölü ve yaralılarını toplayıp sıfır bölgesinden kaçmasını izlerken gülümsüyordu.

İkincisi: Hizbullah, korku dengesini vurgulamak istiyor: Her operasyona, benzer veya daha da çetin bir operasyona misilleme yapılacaktır. Seyyid Nasrallah'ın söylediği şey budur; yaptığı da budur.

Üçüncüsü: Hizbullah, çok önemli bir stratejik noktayı ortaya koymak istiyor: Hizbullah'ın Suriye'deki çatışmalara katılımı, onu zayıflatmadı. Tersine, cephanelik, insan gücü ve roketler açısından daha da güçlü kıldı. Belki İsrail, iki cephenin – Suriye cephesinin ve sınırlardaki cephenin – birbirinden ayrı olduğunu anlayamamıştır.

Dördüncüsü: Hizbullah, direnişin hazırlığının, İsrail'in inandığından daha hızlı ve daha etkili olduğunu söylemek istiyor. Gerçekleşen operasyonun ayrıntıları, Kuneytra saldırısını izleyen günlerde şekillendirildi; ancak bu türden bir operasyonun, uzun süreli gözlemlerin ve hazırlıkların meyvesi olduğuna şüphe yoktur.  Bu ise, istenilen her yere saldırılabilecek hazır planların olduğu anlamına gelir. Yapılması gereken tek şey zamanlamayı seçmektir.

Beşincisi: Bu yeni bir nokta olabilir, hatta belki de meselenin en önemli noktasıdır. Operasyon, şu anda Suriye ve Lübnan cephelerinin ayrılmazlığını kanıtlamıştır. Hatta Filistin'den Lübnan'a, oradan Suriye'ye ve İran'a kadar uzanan bir cephenin ayrılmazlığını kanıtlamıştır. Yanıt, sadece Kuneytra'daki Hizbullah şehitlerinin intikamı değildi, aynı zamanda İranlı generalin ve Suriye Ordusu'ndaki bazı subay ve askerlerin intikamıydı. İşte İsrail'in şu anda ihtiyatla izlemesi gereken şey tam olarak budur. İran, sınırlarındadır.

Altıncısı: Muzaffer operasyon, İsrail seçimlerinin arefesinde gerçekleşti. Direniş, an itibariyle İsrail'in iç politikasında bile etki sahibi hale geldiğini söylemek istiyor. Hizbullah'ın bir İsrail başbakanı ile bir diğeri arasında ayrım yapmadığına şüphe yoktur. Onlar, Lübnan ve Suriye'ye saldırganlık konusunda aynıdırlar. Aralarındaki tek fark, canilik ve kan dökücülük düzeyidir. Ancak bu operasyon, Netanyahu'nun çöküşüne yol açabilecek bir iç seçim mücadelesinin orta yerinde gerçekleşmiştir. 

Yedincisi: Operasyon, Hizbullah'ın İran ve Batı arasındaki nükleer müzakelerelerini etkilemek istemediği için herhangi bir saldırganlığa karşılık vermeyeceğini iddia edenlere verilmiş bir cevaptır. Hassasiyetle programlanmış olan bu süratli yanıt, İranlı müzakereciye daha güçlü bir kart verebilir, zira bütün dünya bir araya gelip İran'dan, durumu sakinleştirmesini isteyecektir. 

Sekizincisi: Bu denli başarılı operasyonlar İsrail'e, Suriye'nin bir kırmızı çizgi olduğunu ve silahlı adamları desteklemede ve sınırların çiğnenmesinde daha ileriye gidilmesinin yanıtsız kalmayacağını söylüyor. Sınırlardaki dengenin değiştirilmemesi yönünde ikazda bulunuyor. Aynı zamanda, ilan edilmiş ve edilmemiş bütün ateşkesleri değersiz hale getiriyor. İsrail yanıtına hazırlık için Suriye-“İsrail” sınırında işbirliğinin gerçekleştiği varsayılıyor.

Dokuzuncusu: Operasyon, Filistin'den gelen bir dayanışma gösterisinin ardından geldi:  Hamas, İslami Cihad ve öteki Filistinli grupar, İsrail'in Kuneytra saldırısının ardından Hizbullah, İran ve Suriye ile dayanışma içinde olduğunu ilan etti. Böyle bir operasyon, Hizbullah'ı bölgedeki en önemli mücadelenin – yani Arap-İsrail mücadelesinin – çerçevesine geri getiriyor. Böyle bir manevi yeniden tesis, Filistin'deki ve öteki Arap ülkelerindeki Sünni tabandan sempati görüyor ve yıllardır karamsar ve dağınık haldeki halkların moralini yükseltiyor.

Onuncusu: Hizbullah, Lübnan'ın içine, İsrail'le mücadelenin öteki atmosferlerden ayrı olduğunu ve Lübnanlıların partinin silahsızlandırılması için bahane olarak gösterdiği 1701 sayılı BM kararını ihlal bile etmek anlamına gelse bile Hizbullah'ın ne zaman ve nasıl bir cephe açacağına kendisinin karar vereceğini söylemek istiyor. Bu, Hizbullah'ı Lübnan içinden, tıpkı 2006'da söylendiği gibi ülkeyi yıkıma sürüklediğini söyleyen seslerle karşı karşıya getirecektir. Ancak Hizbullah bununla ilgilenmiyor gibi görünüyor.

Hizbullah'ın şu anda kendisini, Suriye savaşıyla geçen dört yıl içindeki her andan daha yüksek düzeyde, bölgesel, uluslararası ve yerel düzeyde eyleme geçebilir hissettiği kesindir. Uluslararası ve bölgesel düzeyde terörizmle mücadele etmek ve hem terörizmin hem de anti-teröristlerin hedef çemberinde bulunmak, onu yeni denklemde önemli hale getirdi. Suriye cephesindeki gelişen statünün mevcut Suriye liderliği ve müttefikleri için sunduğu faydanın, Hizbullah'ın operasyonları için daha iyi bir ortam yaratmaya katkı sağlayacağına da şüphe yoktur. Partinin genel sekreter yardımcısı Şeyh Naim Kasım Büyük Ortadoğu denkleminin kırılmasından bahsettiği zaman, verdiği mesaj billur açıklığındaydı.

Şu anda en önemli stratejik soru şudur: Netanyahu ne yapacak? Eğer yeniden misilleme yaparsa, bölgeyi belirsiz sonuçları olan gelişmelere maruz bırakacaktr; eğer sessiz kalırsa, seçimleri kaybedecek ve seleflerinin 2006'da yaptığı gibi, aşağılanmış halde çekilecektir.

Bölgedeki kartlatı karıştırmak ve kendisine musallat olan İran-Batı anlaşmasını sakatlamak için, bir taşla iki kuş vurma amacıyla karşılık verebilir. Böyle bir karşılık vermede, Hizbullah'ın ateşkesi ve 1701 nolu kararı ihlal ettiğini düşünen uluslararası, Arap dünyasındaki ve (belki de) Lübnan'daki tepkilere dayanacaktır. Burada yatan gerçek tehlike, gergin bağlar nedeniyle kendisini bir biçimde ABD baskısından özgür hissetmesidir. Netanyahu birden fazla defa, Batı'nın İran'la bir anlaşma imzalamaya yönelmesi halinde kendi başına hareket etme tehdidinde bulunmuştur.

Seyyid Hasan Nasrallah'ın dediği gibi, Direniş'in her şeye hazır olduğunu söylemeye bile gerek yok. O halde kim ötekine galip gelecek? Netanyahu ülke düzeyinde ve uluslararası düzeyde frenlenecek mi, yoksa Lübnan'dan Suriye'ye uzanan sınırlar üzerinde oyunun kuralları değişecek mi?

Bölgedeki durum, her ikisini de mümkün kılıyor.

(Sami Kleib - Alahednews.com)

(Tercüme - medyasafak.net)