Ortadoğu'nun Sorunu Din Değil Siyaset

21 Şubat 2015 Cumartesi, 12:17

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama'nın geçen günlerde 63'üncüsü düzenlenen Ulusal Dua Kahvaltısı toplantısında, Ortadoğu'daki IŞİD vahşetini Haçlılar, Engizisyon ve Jim Crow yasaları gibi Hıristiyan kaynaklı zulümlere benzetmesi, ülkede ciddi bir tartışma yarattı. Yorumcular, Başkan'ın yaptığı mukayesenin haklı olup olmadığını ve varsa bu haklılığın ölçüsünün ne olduğunu masaya yatırdı.

Fakat bu tartışmalarda gözden kaçırılan önemli bir nokta var: Obama, tıpkı eleştirdiği İslamofobik liderlerin de yaptığı gibi, tüm bu vahşeti din çerçevesine oturtarak, ne yazık ki yine Amerikan halkında, birtakım insanların işlediği suçların temel açıklamasının din olduğu yönünde yanlış bir algı oluşmasına yol açıyor.

Bu iddia bazı tarihî örnekler açısından geçerli olabilir. Ancak günümüz Arap dünyasında yaşanan halk protestoları ve şiddet olaylarının ardındaki esas itici güç din değil, vatandaşların kendi başlarındaki otokratik rejimlere ve yabancı hükümetlerin agresif tutumuna yönelik vahim tepkileri. Diğer bir deyişle sorun dindarlık değil, politika. Üstelik bu kaosu yaratan politik problemlerin kökeni hem Arap dünyasında, hem de dış ülkelerde yatıyor.

Diğer birçok Batılı lider gibi, Ortadoğu genelindeki çalkantının altında yatan siyasi sebepleri kabullenemeyen Obama da işin kolayına kaçarak yaşananları şiddet yanlısı dinî ideolojilere bağlıyor. IŞİD ve Ortadoğulu diğer aşırıcı unsurları, Hazreti İsa adına insan öldüren Haçlı ya da Jim Crow destekçilerine benzetmek basit bir analoji olduğu kadar yanlış ve yanıltıcı da. Zira ABD ve müttefiklerinin bölgedeki kaosa dair sorumluluk payının üzerini örtüyor.

Ortadoğu'da etkili üç faktör

Modern Ortadoğu'ya yönelik politikaları ile bölgeyi bugünkü harap duruma taşıyan üç faktör var.

Bunların ilk ve en eski olanı, kendi menfaatleri uğruna bölgeyi defalarca askerî olarak işgal edip yeniden şekillendirmeye çalışan ve geride Irak ve Afganistan gibi zulüm ve şiddet dolu topraklar bırakan Batılı güçlerin yüzlerce yıllık geleneği.

İkinci ve en önemlisi, vatandaşlarına kendi toplumlarını şekillendirme ya da liderlerinden hesap sorma hakkı vermeyen, kronik derecede otokratik, yetersiz, şiddet yanlısı ve yozlaşmış Arap yönetimleri. Yüz milyonlarca Arap, yıllardır büyük ölçüde yabancı güçlerin desteği sayesinde iktidarda olan, güvenlik temelli ve çoğu belli ailelerin egemenliğindeki hükümetleri karşısında siyaseten aciz bırakılmış durumda.

Üçüncü sebep ise, eylemleri ABD tarafından koşulsuz desteklenen İsrail devleti karşısında kaybeden konumunda kalan birçok Arap ülkesinin, bu durum nedeniyle içine düştüğü zarar, ziyan ve toplu siyasi aşağılanma. Bunun son örneği, ABD Senatosu'nun geçen yaz Gazze'de yaşanan savaşta İsrail'e oybirliği ile destek vermesi oldu.

El ele vererek modern tarihte Arap dünyasının büyük bölümünü tahrif eden bu üç sorun, kadın, erkek yüz milyonlarca Arap gencini hem ait oldukları toplumu değiştirip daha iyiye götürecek siyasi araçlardan, hem de sahip oldukları insani potansiyele tam manasıyla ulaşmalarını sağlayacak sosyoekonomik imkânlardan yoksun kılarak, umutsuz, savunmasız ve endişeli hâle düşürdü. 

Petrol üreticisi Körfez ülkeleri dışındaki Arapların çoğunluğunun yoksullaşması ve siyasi açıdan ötekileşmesi, çaresiz durumdaki bazı gençleri dinî bir üslupla konuşan, mevcut düzeni değiştirmek için gereken her yola başvuran ve giderek radikalleşen hareketlere doğru itiyor. 370 milyonluk Arap dünyasında vatandaşların ezici çoğunluğu El Kaide ve IŞİD gibi şiddet ve aşırılık yanlısı örgütlere sıcak bakmıyor. Bununla birlikte, nüfusun büyük bölümü nezdinde sosyoekonomik gerilim artıp siyasi haklar yok olurken, şiddet içerikli aşırı dincilik de yavaş yavaş büyüyor. Ve İsrail ya da ABD'nin bölgeye düzenlediği her askerî operasyon ve Arap diktatörlerin yerini sağlamlaştırmasıyla beraber bu büyüme daha da hızlanıyor. Obama, modern tarihte El Kaide'den türeyen bu şiddet yanlısı aşırı dinci grupların son 25 yılda hiç olmadığı kadar hızlı yayıldığı ve bu süre zarfında Arap dünyasının ABD destekli polis devletleri, ABD liderliğinde savaşlar ve ABD destekli İsrail sömürgeciliği ve militarizminin en uç biçimlerinden muzdarip olduğu gerçeğinden kaçamaz.

Obama, Arap devletlerinde yaşanan kaosun ve irticai aşırı dinciliğin altındaki sebepleri anlayabilmek adına bu örneği dürüstçe inceleseydi, rahatsız edici de olsa ABD'nin bu üç alanın her birinde etkin bir biçimde yer aldığını görürdü. Dolayısıyla Başkan bir ikilemle karşı karşıyaydı: Ya bölgenin sorunlarının önemli bölümünde ABD'nin de payı olduğunu kabul edecek ya da aşırıcı dincilik masalına dayanacaktı. Obama, ikinci yolu tercih etti. Sonuçta Arap Müslümanların sapkın davranışlarını aşırı dinciliğin yeni bir örneği olarak açıklamak ve bölge halkının bu yüzden ABD'nin o fevkalade istisnacı tavrı ile sunduğunu iddia ettiği demokrasi ve refah vaatlerini tuhaf bir şekilde özümseyemediğini söylemek çok daha kolay bir yol.

(Rami G. Huri / Al Jazeera )