Polis Şiddetinde Amerikan Medyasının Payı

16 Nisan 2015 Perşembe, 09:07

Video görüntüleri olmasaydı, ABD'de 50 yaşındaki Walter Scott Jr. isimli silahsız siyah bir vatandaşın polis tarafından vurularak öldürülmesi de sümen altı edilecekti.

Güney Carolina eyaletine bağlı North Charleston kentinde rutin bir trafik çevirmesi sırasında kaçmaya çalışırken, Michael Slager isimli polis memuru tarafından sırtından beş el ateş edilerek vurulan kurbanın babası Walter Scott Sr.'ın öne sürdüğü bu görüşün farklı biçimlerde dile getirildiğini gördük.

Walter Scott olayından günler sonra bu kez Oklahoma, Tulsa'dan bir görüntü ortaya çıktı. Videoda 73 yaşındaki gönüllü polis memuru Robert Bates'in Eric Harris isimli bir siyahı vurduğu görülüyordu. Bir sigorta şirketinde yönetici olan ve Tulsa Şerif Departmanı'nın önemli bağışçıları arasında yer alan Bates, gönüllü polis memuru olma ayrıcalığı kazanmış biriydi. Bates, ifadesinde olay sırasında elektroşok tabancası yerine yanlışlıkla görev tabancasını ateşlediğini söyledi. Görüntülerde Harris'in ağır yaralı şekilde yerde yatarken polislere vurulduğunu ve nefes almakta zorlandığını söylediği, polislerden birinin ise (dizini Harris'in kafasına bastırarak) "Nefesini …" diye küfrettiği dikkat çekiyordu.

Bu videolar olmasaydı, Scott ve Harris'in ölümlerinin – unutulmak şöyle dursun, dikkate bile alınmayacak – sıradan bir polis istatistiği olarak kalacağı iddiası, bazı polis memurlarının, ölümcül ya da başka türlü yasadışı güç kullanımını gizlemek için yalan söylemeye ve kanıtları manipüle etmeye yatkın oldukları yönünde kuvvetli bir itham. Mesela Slager'ın yaptığı şeyi nefsi müdafaa olarak göstermek amacıyla vurulma olayının ardından Scott'ın cesedinin yanına bir elektroşok tabancası attığı belirtiliyor.

Kanıt niteliğindeki video görüntüleri önemli olmakla beraber, "O görüntüler ortaya çıkmasaydı, ortada bir hikaye de olmazdı." savının defaatle dile getirilmesi, kısmen dahi olsa, siyah şüpheliler ile beyaz şüphelilerin tutuklanma, fiziki zarar görme ya da öldürülme olasılığı arasındaki şok edici ve ulusal basının gündeminden asla düşmemesi gereken uçurumu kabul etmekte ciddi şekilde geç kalan medya sisteminin suçlanması anlamına da geliyor. Aynı durum, ABD'de bariz şekilde ırkçı bir yaklaşımla uygulanan idam cezası için de geçerli. Zira zanlı ve kurbanın ırkının, kimin ölüm cezası alıp kime müsamaha gösterileceği konusunda önemli rol oynadığı ortada.

Medyanın yaklaşımı

Amerikan ve yabancı haber basınının artık bu meselelere eğiliyor olması elbette mühim. Ancak yine de insan şu soruyu sormadan edemiyor: Polis şiddeti kurbanları ağırlıklı olarak beyaz olsaydı, medyanın bu konuyu ele alması için ortada Harris, Scott, Eric Garner ya da Michael Brown örneklerindeki kadar büyük bir hikaye olmasına gerek olur muydu? Ana akım medya kuruluşları, söz konusu hikayeleri ancak ortada video görüntüleri varsa mı ele alırdı, yoksa eldeki güçlü istatistik veriler, yaygara koparmaları için yeterli olur muydu? Siyahları öldüren beyaz katillerin idam cezası alma oranı, beyazları öldüren siyah katillere kıyasla iki kat daha fazla olsaydı, tüm o fiyakalı konuşan radyo ve haber programı sunucuları yıllarca sessiz kalır mıydı?

Bu sorular bizi, haber medyasına yönelttiğimiz bir eleştiriye götürüyor: Dikkat çekici olayları aşırı ölçüde ve defalarca gündeme getirmek, söz konusu olayların toplumun genel yapısı içindeki yerini maskeler. Şimdilerde ABD'de polis şiddeti ve ırkçılık vakaları arasında muhtemelen sistematik bir bağlantı olduğunun farkına varılması, ancak polisin aşırı güç kullandığını gösteren hikayelerin birbiri ardına gelmesi – ve bu hikayelerin gündemde kalmasını sağlayan aktivistlerin çabaları – ile mümkün oldu.

Tahmin ediyorum, dünyanın dört bir yanında birçok insan, Slager'ın Scott'ı sırtından vurup sonra da hiçbir şey olmamış gibi gidip kurbanın cansız bedenini kelepçelediği görüntüleri izlediğinde, tıpkı benim gibi şöyle demiştir: Bu adam yaptığı şeyin normal olduğunu nasıl düşünüyor olabilir? Aynı soru, muhtemelen yerde can çekişen Harris'in kafasına dizini dayayıp nefes alıp alamamasının umrunda olmadığını söyleyen polis memuru için de sorulmuştur.

Medya üzerine çalışan biri olarak, şiddet, cinsiyetçilik ve ırkçılık gibi toplumsal olgular konusunda medyayı suçlamanın yüzeysel ve saf bir yaklaşım olduğunu farkındayım. Sonuçta dünya o kadar da basit bir yer değil. Fakat medyanın bu olguların desteklenmesi ya da zayıflatılmasındaki rolünü eleştirel bir şekilde değerlendirmemiz gerektiğini de biliyorum.

Michael Slager gibiler böyle bir şeyi nasıl yapabiliyor diye sorarken, medyanın ABD'deki siyahlara karşı güç kullanımı konusunda yıllardır sessiz kalmasının, Slager'a yaptığının kabul edilebilir olduğunu düşündüren ortam ve anlayışın oluşmasında ne ölçüde etkili olduğunu da sorgulamamız gerekiyor. Diğer bir deyişle, Slager'ın yaptığı şeyin duyarsızlığını, medyanın Harris, Brown, Garner ve son olarak da Scott hayatını kaybetmeden çok önceden beridir Afrikalı Amerikalılara yönelik olarak uygulanan orantısız devlet şiddetine karşı takındığı vurdumduymaz tavırdan ayrı düşünmemek lazım.

(Prof. Dr. Christian Christensen /Al Jazeera)