Hizbullah, 'terörizm destekçisi devletler'e karşı

11 Mart 2016 Cuma, 01:05
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), Güney Lübnan'da İsrail saldırganlığına karşı direnen ve ‘Hizbullah' olarak bilinen bir siyasi ve askeri gücü terör örgütü ilan ederek Washington, Paris ve Tel Aviv'in yolunu izliyor.
  
Daha önce ABD, Fransa, İsrail, Hollanda, Avustralya ve Kanada Hizbullah'ı terör örgütü ilan etti. Avrupa Birliği, Birleşik Krallık ve Yeni Zelanda ise Hizbullah'ın yalnızca askeri kanadının terör örgütü olduğunu ilan etti.  
 
Sünni hakimiyetindeki KİK üyeleri Suudi Arabistan, Bahreyn, Kuveyt, Umman, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) şimdi, El Cezire haberine göre Hizbullah'ı “düşmanca eylemlere katılmış bir terör örgütü” ilan etti. Sicillerinin gösterdiği üzere KİK üyeleri, dünyanın en kötü insan hakları ihlallerinden bazılarını gerçekleştirmiş ve aynı zamanda IŞİD ve El Kaide de dahil olmak üzere pek çok terör örgütünü desteklemiş Batı destekli oluşumlardan müteşekkildir. El Cezire'nin röportaj yaptığı KİK Genel Sekreteri Abdüllatif el-Zeyani, “[Hizbullah üyesi] milislerin terörist eylemler için [Körfez ülkelerinden] genç insanları istihdam ettiğini” söyledi, ancak Suudi Arabistan ve Türkiye'nin de ABD ile birlikte IŞİD'i ve öteki terör örgütlerini desteklediği biliniyor. Şimdi ilk olarak, Hizbullah'ın bir siyasi direniş gücü haline gelme tarihine bakalım.
 
Hizbullah, merkezi (Güney) Lübnan'da bulunan ve 1980'lerden beri İran'dan siyasi ve mali destek alan bir Şii siyasi ve askeri örgütüdür. Hizbullah, 1985-1988 yılları arasında Şii Emel hareketinin saldırdığı Filistin mülteci kamplarında gerçekleşen Kamplar Savaşı esnasında Emel hareketine karşı rakip bir siyasi örgüt haline gelmişti. Hizbullah, çeşitli gruplar arasındaki çok taraflı bir iç savaş olan Lübnan Savaşı esnasında ABD güçlerine ve Suriye'ye karşıydı.
 
İsrail, Filistin Kurtuluş Örgütü'nün (FKÖ) Güney Lübnan'dan Katyuşa roketleri attığı gerekçesiyle 1982 yılında Lübnan'ı işgal ettiği zaman, 23 bin kişinin ölümü ve onbinlercesinin yaralanmasıyla sonuçlanan bu işgal, Hizbullah'ın kurulmasına giden yolu açmıştı. Hizbullah, kendisine veya öteki Lübnanlı direniş gruplarına karşı savaşmak üzere İsrail tarafından desteklenen Güney Lübnan Ordusu'nun saldırıları sonrasında Güney Lübnan'ın bir parçasını işgal eden İsrail'e karşı bir gerilla savaşı başlattı. İşgal 2000 yılına kadar devam etti ve bunu, İsrail'in Şebaa çiftliklerini işgal altında tutmaya devam etmesi sebebiyle İsrail askerleriyle Hizbullah arasındaki, devam eden daha hafif bir çatışma izledi. Doğal olarak iki taraf arasında çarpışmalar vuku buldu ve bu durum 2006'daki Lübnan Savaşı başlayıncaya kadar devam etti.
 
Hizbullah Lübnan halkına sosyal hizmetler ve sağlık hizmeti sunmak için elinden geleni yapıyor ve aynı zamanda her zaman dikkatli olması da gerekiyor, zira komşularının çoğuyla çeşitli düzeylerde savaşa girmiş olan ve Filistinlilere karşı soykırım yaptığı da bilinen, ilan edilmemiş bir nükleer güç, sınırlarına yakın bir yerde duruyor. Hizbullah, Ortadoğu'yu ve Kuzey Afrika'yı istikrarsızlaştırmak için Yinon Planı'nı izleyen ve bu bölgeler içindeki egemen ülkeleri, onlar üzerinde kolayca tahakküm kurabilmek için daha küçük ülkelere ayırmaya çalışan İsrail'in yayılmacılığına karşı mücadele eden bir direniş örgütüdür.
 
İsrail'in Güney Lübnan'a yönelik süregiden tehditleri
 
İsrail medyası, Hizbullah'ın bir saldırı düzenlemeye karar vermesi halinde İsrail ordusunun buna karşılık vermeye hazır olduğunu aktarıyor. 2014 yılında Times of Israel gazetesi, “TV haberlerine göre İsrail Hizbullah'a karşı ‘çok şiddetli' savaşa hazırlanıyor” başlıklı bir haber yayınlandı. Haberde İsrail ordusunun “Güney Lübnan'da Hizbullah'a karşı çok şiddetli bir savaş için planlar yaptığı ve eğitim verdiği” söyleniyordu. Times of Israel'e göre:
 
“Ordunun Lübnan sınırındaki çok sayıda mevzi için İsrail'in Kanal 2 televizyonuna erişim imkanı sağlamasıyla hazırlanan haberde İsrail ordusundan bir tugay komutanı, böyle bir çatışmanın (İsrail'e göre yarısı silahlı olan) 2 binden fazla Gazzelinin ve 72 İsraillinin öldüğü İsrail-Hamas çatışmasından ‘tamamen farklı bir hikaye' olacağını söyledi. 769. Hiram Piyade Tugayı Komutanı Albay Dan Goldfus, İran destekli Hizbullah'a karşı kısa sürede galip gelmek için, ‘daha kesin surette ve daha sert bir şekilde hareket etmek için büyük çaplı güç kullanmak zorunda olacağız' şeklinde konuştu.” 
 
Haberde ayrıca Albay Goldfus'un Hizbullah'ın deneyimi ve İsrail ordusuyla savaşabilecek askeri becerileri hakkında söylediklerine de yer veriliyordu:
 
“Albay, Hizbullah'ın Suriye'de Başkan Beşar Esad'ın yanında savaşırken kayıplar vermesi nedeniyle zorda olduğunu düşünen herkesin yanıldığını söyledi. Haberde tersine, Hizbullah'ın üç yıllık savaş sahası deneyimi biriktirdiği ve sonuç olarak şimdi daha büyük askeri becerilere ve kaydadeğer bir özgüvene sahip olduğu belirtildi.”
 
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun 2012'de BM Genel Sekreteri Ban-Ki Moon'a söyledikleri ise gerçekten rahatsız edici:  
 
“Haberde söylendiğine göre Başbakan Benyamin Netanyahu 2012 yılında BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'a, İsrail'in gelecekte Hizbullah'la gireceği bir savaşta Güney Lübnan'da bulunan ve Hizbullah'ın İsrail'e roketler fırlatmak için kullanacağı köylerdeki evleri vurmak zorunda olacağını söyledi.”  
 
Hizbullah Suriye'de, Batı'nın yarattığı IŞİD ve El Nusra gibi terörist gruplara karşı savaşıyor. Olayların ilginç bir şekilde gelişmesi sonucunda Mintpressnews.com, Hizbullah'ın ve IŞİD'in terörize ettiği Hıristiyanların Lübnan'ın güney sınırında IŞİD'e ve öteki terörist gruplara karşı birleştiğini aktarıyordu:
 
Joseph Farah'ın yayınladığı G2 Bülteni, Lübnanlı kaynaklara dayanarak, Lübnan'ın Bekaa Vadisi bölgesindeki Hristiyan köylerinin, Bekaa'nın orta ve doğu kısımlarında, Suriye'nin Kalamun dağlarının karşısında halihazırda IŞİD'e ve El Kaide bağlantılı El Nusra Cephesi'ne karşı savaşan Hizbullah savaşçılarına katılmak üzere milis güçleri teşkil ettiğini söylüyor. Ras Baalbek'te IŞİD'e karşı savaşan milis gruplarının parçası olan Katolik işadamı Rifit Nasrallah, geçen ay International Business Times'da yayınlanan bir haberde Hizbullah'la ittifakı tartışıyordu. Katolik iş adamı, ‘Çok tehlikeli bir durumdayız. Bizi koruyan yalnızca Hizbullah'ın direnişi. Ordunun yanında duran yalnızca Hizbullah. Bunu artık gizlemeyelim' şeklinde konuşmuştu.
 
İsrail ise bir süreden beri Hizbullah'la yeni bir savaşa hazırlanıyor, zira Esad hükümetini devirme yönündeki bütün girişimler başarısız olduğu ve en sonunda Rusya ve ABD'nin arabuluculuğuyla bir ateşkese varıldığı için İsrail yeni bir yenilgi daha yaşamak istemiyor. Eğer İsrail Hizbullah'a karşı yeni bir savaş başlatma kararı alırsa, bu öncekilerden çok daha şiddetli olacak ve sınır bölgesinde her iki tarafta da büyük sivil kayıpları yaşanacaktır. Hizbullah, Lübnan topraklarına yönelik olası bir İsrail saldırısına karşı ilk savunma hattını teşkil ettiği için hazır. Bir sonraki savaş 2006'daki çatışmadan çok daha şiddetli olacaktır, zira devamlı olarak Suriye kasabalarını ve şehirlerini yok ederek ve Suriyelilerin yaşamını cehenneme çevirerek oluşturulmuş ivmeyi korumak gerekiyor. İsrail, ABD imparatorluğu çöktüğü zaman kendilerine gelen askeri ve mali yardımların biteceğini biliyor. Fakat kendi jeopolitik amaçlarını gerçekleştirmek için sınırlı zamanları olduğundan bir çaresizlik içindeler ve bu durum, bölge için bir tehdit oluşturuyor.
 
Şam'a ve oradan Tahran'a giden yürüyüş devam ediyor
 
Jeopolitik olarak Hizbullah, ABD'nin, İsrail'in, Türkiye'nin ve KİK'in Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ı devirme çabalarının önünde engeldir. Hizbullah 2006 yılında İsrail'i yenilgiye uğrattı ve şimdi İsrail'le veya terör saldırılarının kıvılcımını çakma amaçlı IŞİD militanları akışıyla baş etme konusunda deneyim sahibi. Fakat KİK'in Lübnan'ı istikrarsızlaştırmak ve Hizbullah'ı ortadan kaldırmak istemesinin başlıca sebeplerinden biri, İran'ın bölgedeki gücünü zayıflatmak istemesidir. Hizbullah'ı bir terör örgütü olarak yaftalamak, örgüte yönelik tam kapsamlı bir saldırıyı meşrulaştıracak ve “terörle savaş” adı altında Lübnan'ın tümüyle yıkılmasına olanak tanıyacaktır.
 
www.gulfnews.com sitesinde yayınlanan ‘Hizbullah İran'ı desteklemenin bedelini ödüyor' başlıklı bir başyazı, İran'ın Arap dünyasının işlerine karıştığını iddia ediyor:
 
“İran Arap dünyası çapındaki büyük çaplı müdahalesinden ötürü suçlu ve nihayet Suudiler buna karşı sağlam bir duruş sergiledi. Yemen'de ülkenin İran destekli Husi savaşçıların eliyle parçalanmasını durdurmak için savaşıyorlar, İran'ın istikrarsızlaştırma adımlarını durdurmak için Bahreyn hükümetini desteklediler ve Suriye'de İran destekli rejime karşı direndiler. Elbette buna İran'ın Irak'taki mağrur nüfuzunu sınırlama girişimleri de dahil. Şimdi bütün Arapların Arap kimliklerini idrak etmelerinin ve İran güçleri için çalışmaya son vermelerinin zamanıdır. Hizbullah, terör örgütü ilan edilerek, İran'ın kötülüklerini desteklemenin bedelini ödüyor.”
 
İran Arap dünyasının işlerine mi karışıyor? İkinci Dünya Savaşı'nın bitiminden beri İran'ın eylemlerini kışkırtan şey Batı ve İsrail müdahaleleri olmuştur. Bunlardan ilki 1948 yılında İngiliz hükümeti tarafından İsrail'in kurulması olmuş, bunu Amerika'nın 1953 yılında düzenlediği ve Başbakan Musaddık'ın devrildiği darbe izlemiştir. ‘Operasyon Ajax' adı verilen ve CIA ile MI6 tarafından tezgahlanan darbe, Musaddık'ı devirdikten sonra yerine İran Şahı olarak bilinen Muhammed Rıza Pehlevi'yi geçirmiş ve İran'ın petrol sanayiini yeniden yabancı petrol firmalarının denetimine sokmuştu. Musaddık döneminde İran petrol sanayii millileştirilmişti, bu yüzden de Batılı büyük petrol şirketlerinin darbede parmağının olması şaşırtıcı değildi. ABD ayrıca İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da sayısız suikast, darbe ve çatışmaya dahil olmuştur; bunlara Suriye (1956-7), Mısır (1957), Irak (1963), Güney Yemen (1982-84), Libya (1980'ler) yeniden Irak (1991), 1980'lerden günümüze kadar Afganistan, 2003'te bir kez daha Irak ve 2011'de yeniden hem Libya hem de Suriye dahildir.
 
ABD, İsrail ve KİK, İran'ın Ortadoğu üzerindeki etkisini durdurmak istiyor. Suudi Arabistan ve şimdi de Türkiye, Washington ve Tel Aviv'den talimatlar alarak Ortadoğu'ya hakim olmak istiyor. İran'ın yaptığı petrol ihracatları, Washington'la yapılan nükleer anlaşması hesaplaşmasıyla birlikte yaptırımlar kalktığı için, Suudi Arabistan ekonomisini tehdit ediyor. Fars Haber Ajansı'na göre Ayetullah Hatemi haklı bir şekilde şunları söyledi:  “KİK, Hizbullah direniş grubunu terörist bir grup ilan etti, oysa kendilerinin Siyonist rejimle bağları normalleştirme yolunda yürüdüklerini ve yaptıkları şeyin tamı tamına Siyonistlerin emirlerini yerine getirmek olduğunu biliyoruz. Şunu da eklemek isterim ki KİK, Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık da dahil olmak üzere Batılı muhataplarından talimatlar alıyor. Habere göre Hatemi, Lübnan'ın kendi güvenliğini Hizbullah'a borçlu olduğunu söyleyerek şunu da ekledi:“Eğer Hizbullah olmasaydı bugün Lübnan İsrail'in elinde olacaktı.” Ben de, özellikle İsrail'in “Büyük İsrail”i kurmak için topraklarını genişletmeye çalıştığı noktasında aynı fikirdeyim.
 
Hizbullah'ın "terör" örgütü ilan edilmesi, Lübnan'ın güney sınırına yeni bir savaş açılmasının ilk adımıdır. Buradaki fikir Hizbullah'ı her ne pahasına olursa olsun yenilgiye uğratıp, ABD, Türkiye ve KİK'in Suriye hükümetini zayıflatabilmesini sağlamaktır. Bu, IŞİD'in ve öteki grupların Başkan Beşar Esad'ı devirmek üzere kendilerini yeniden inşa etmeleri için onlara zaman kazandıracaktır, fakat Rusya ve İran da bu resmin içinde olduğu için bu olamayacaktır. Kaçınılmaz olan şey ise İsrail ve Hizbullah arasında yeni bir savaştır.

Timothy Alexander Guzman - Global Research

medyasafak.net