Türkiye Gülen'e karşı küresel düzeyde ava hazır mı?

26 Kasım 2016 Cumartesi, 02:10

Bugünlerde dünya Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Adalet ve Kalkınma Partisi için oldukça zor bir yer. İktisadi ve siyasi sorunlar, ülke içindeki şiddet sarmalı, Suriye ve Irak’taki tehditler Cumhurbaşkanı ve Hükümet için ciddi birer baş ağrısı.

Ancak Erdoğan ve AKP için olumlu sayılabilecek gelişmeler de var.

Donald Trump’ın 8 Kasım’da ABD Başkanı seçilmesi, Pennsylvania eyaletinde mukim olan Fethullah Gülen’in Ankara’ya iade edileceği yönünde Türkiye kamuoyunda umutları artırdı. Türkiye’de siyasi yelpazenin farklı noktalarında bulunan birçok insan 15-16 Temmuz darbe girişiminin arkasında Gülen’in ve “FETÖ” (Fethullahçı Terör Örgütü) rumuzuyla andıkları destekçilerinin olduğunu düşünüyorlar. 20 Ocak’ta göreve başlayacak Trump’ın ve yeni yönetiminin Gülenciler’in örgütünü bozacak adımlar atmasını bekliyorlar.

Seçimlerden önce Türkiye adına Washington’da lobi faaliyetleri yürüten emekli Korgeneral Michael Flynn’in Trump’ın ulusal güvenlik danışmanı olacak olması Ankara için iyi haber. ABD’de seçimin yapıldığı gün “Müttefikimiz Türkiye krizde ve yardımımıza ihtiyacı var” başlıklı bir makale yazan Flynn, yazısında Gülen’i Usame bin Ladin’e benzetmiş ve ABD’nin bu şahsa “güvenli bir sığınak vermemesi” yönünde çağrıda bulunmuştu.

Aslında Türkiye uluslararası arenada Gülen’e karşı birkaç başarı sağlamış durumda. Eylül ayında Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi kendi bölgesindeki Gülen okullarına el koyup sattı. Ekim ayında Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Gülen ve ağını “terör örgütü” ilan etti.

KİK ve İİT’nin terör tanımlamaları gerçekten önemli. Zira İİT dünyanın 57 Müslüman devletini temsil ediyor. Ayrıca, AKP yanlısı basında temmuz ayında KİK üyesi Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) ve Filistin Yönetimi eski güvenlik şefi Muhammed Dahlan’ın başarısız olan darbede Gülenciler’le iş birliği yaptığı iddiası gündeme gelmişti.

Her ne kadar Müslüman dünyasının en etkili iki grubunun kararı Ankara için ciddi bir zafer teşkil etse de durum Erdoğan ve AKP hükümeti için ideal değil. 15 Kasım’da Al-Monitor yazarı Selim İdiz’in de altını çizdiği gibi, Beyaz Saray’a taşındığında Trump da tıpkı selefi Barack Obama gibi ABD’nin suçluların iadesini düzenleyen karmaşık yasaları ve uygulamaları yüzünden istese bile Gülen’i Ankara’ya iade edemeyebilir.

Bundan öte, Trump yönetimiyle bir ihtilafa girmeden Gülen ABD’yi terk ederek Türkiye’yle suçluların iadesi anlaşması olmayan başka bir ülkeye taşınabilir.

Sabah gazetesi bu senaryoyu eylül ayında sayfasına taşımıştı. Habere göre Gülen’e ev sahipliği yapma konusunda üç ülke öne çıkıyor. Bunlardan ilki yıllardır Türkiye’ye karşı mücadele eden militan örgütlere ev sahipliği yapan Belçika, bir diğeri Pennsylvania’ya yakın olma avantajı taşıyan Kanada, bir diğeri de yakın zamanda Cumhurbaşkanı Dilma Vana Rousseff’in federal senato tarafından Sabah’ın deyimiyle bir “yargı darbesiyle” devrildiği Brezilya.

Bir diğer iddia da Gülen ağının Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki yapılarını örgütleyen Hamdullah Öztürk’ün iki yıl önce Brezilya’ya geçip hocasının bu ülkeye olası gidişini kolaylaştırmak için ön çalışma yaptığı yönünde.

Peki, Gülen Türkiye’nin nüfuzunun sınırlı olduğu üçüncü bir ülkeye geçerse Ankara’nın elinde ne gibi seçenekler var? Örneğin, temmuz 2013 darbesinden beri Türkiye’yle ilişkileri bir hayli bozulmuş olan Mısır Gülen’e ev sahipliği yapabilir mi? Sonuçta Türkiye’deki başarısız darbe girişiminden sonra Mısırlı bir milletvekili Kahire’nin Gülen’e sığınma hakkı vermesi gerektiğini savunmuştu.

Al-Monitor’a isminin açıklanmaması kaydıyla konuşan Washington merkezli Mısırlı bir araştırmacı buna ihtimal vermiyor ve Mısır’ın Gülen’e sığınma hakkı vermesi fikrinin “hiçbir siyasi esası olmadığını” söylüyor. “Dürüst olmak gerekirse ben bunun küçüklükle alakalı olduğunu düşünüyorum, olay Erdoğan’a saldırmış olmak için Erdoğan’a saldırmak. (…) Mısır devleti bütün İslamcılar’dan nefret ediyor ancak [bu fikri ortaya atan milletvekili] İslamcı Gülen’e sığınma mı verecek?”

Gülen için Mısır’ın uygun bir yuva olmamasının arkasında yatan bir diğer sebep de Kahire’nin siyasi ve mali açıdan en büyük destekçilerinin BAE ve Suudi Arabistan olduğu ve bu ülkelerin de Ankara’yı karşılarına almak istememesi.

Ancak Mısır Gülen’e sığınma hakkı vermese bile dünyada 190’dan fazla ülke var ve Türkiye’nin suçluların iadesi anlaşması imzaladığı ülke sayısı (Avrupa Birliği üyeleri dışında) 20’den az.

Peki Gülen şüphelileri ve suçluları Ankara’ya iade etmeyen bir ülkeye giderse başta Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), yargı, dışişleri, emniyet ve silahlı kuvvetler olmak üzere Türkiye devleti bu şahsı ve takipçilerini kovalayıp adalet önüne getirecek imkan ve kabiliyete sahip mi?

Emekli MİT görevlisi olan ve kendi kurduğu web sitesi IntelTurk için istihbarat ve espiyonaj konularında kapsamlı yazılar yazan Erhan Canikoğlu bu ihtimale şüpheyle bakıyor. Gülen’in ve ağının ABD ve diğer Batılı ülkelerin istihbarat örgütlerinin hizmetinde olduğunu düşünen Canikoğlu Al-Monitor’a “[Batı’nın Gülen’den] kolay kolay vazgeçebileceğini pek sanmadığını” söyledi ve şöyle devam etti: “Gülen'in ABD'den ayrılmasına izin vermek demek onun herhangi bir şekilde, belki de Öcalan gibi yakalanıp Türkiye'ye getirilmesine sebep olacaktır. O zaman yurt dışındaki Gülen okullarının ve bunların [Batı’ya] sağladığı avantajların elden çıkması anlamına gelecektir.”

Canikoğlu şunu da ekledi: Gülen ABD’den ayrılsa bile “[dünyadaki] istihbarat servisleri kendi imkanları ya da yabancı müttefikleriyle iş birliği yaparak Gülen'in gideceği ülkeyi tespit edebilecek ve yakalamak için her şeyi yapacaktır.”

Peki Türk istihbaratı bunların arasında olabilir mi? Canikoğlu’na göre Gülen’i adalete teslim etmek için MİT’te yeni kadrolara, teşkilatın yönetiminde ciddi bir değişikliğe ve şu ankinden çok daha tutarlı bir şekilde Pennsylvania’da yaşayan vaize odaklı bir bakış açısına ihtiyaç var.

Ayrıca Gülen’e odaklanacak yeterli sayıda genç kadroları ve bu kadroları sevk ve idare edecek daha kıdemli MİT personeli için birkaç sene ve onlarca (hatta belki de yüz milyonlarca) dolar kaynak gerekecek. Ayrıca diğer devlet kurumlarının —özellikle savunma, dışişleri, içişleri ve adalet bakanlıklarının— katkısı olmadan Türkiye’nin Gülen’i “eve getirme” yönündeki girişimlerinin etkisi sınırlı olur. Bir diğer deyişle, eğer Türkiye gerçekten Gülen’i yakalamak istiyorsa ya da en azından örgütün faaliyetlerini aksatıp zayıflatacaksa bunun için adli, diplomatik ve istihbari alanlarda çok daha ciddi bir oyun planı hazırlaması lazım.

Bu sürecin önemli bir kısmı Türkiye içinde Gülen’e geçmişte sempati beslemiş, cüzi miktarda mali katkı yapmış olan ya da Gülen’in kitaplarını almış kişilere karşı yapılan yargı operasyonlarını durdurmaktan geçiyor.

Aynı şey bir zamanlar Gülenciler’le bağ kurmuş olan ancak artık Pennsylvania’nın en meşhur sakiniyle alışverişi olmayan akademisyenler ve entelektüeller için geçerli.

Kısacası, eğer Türkiye Gülen’e karşı dışarıda başarılı olmak istiyorsa, ülke içinde gücünü yeniden tesis etmek zorunda zira dış politikada en büyük güç dahili barıştır. Bu güç de ancak Erdoğan ve AKP’nin siyasi rakiplerine karşı yaptıkları baskılara son verip Türkiye’de herkesi kapsayan ve yaşam alanı açan bir siyasi sistem kurarsa ortaya çıkar.

(Barın Kayaoğlu - Al-Monitor)