Mevlid-i Nebi ve Ümmet’in Ahvali

19 Kasım 2018 Pazartesi, 00:10

Bir kez daha Âlemlere Rahmet olan Peygamberimiz Hz. Muhammed’in mübarek veladetlerinin sene-i devriyesini idrak ediyoruz.

Ama gelin görün ki; Yıkılan sütunlar da kuruyan göller de Muhammedi coğrafyada.

Sönen ocaklar, yıkılan umutlar ve taze taze kazılan mezarlar… Çiğnenen namus, bombalanan topraklar…

Sürgünler, işgaller, satılmış ahlaksız idareciler ve Muhammedi Ahlak’tan uzak biz Müslümanlar ve de bizim payımıza düşen, hak ettiğimiz bizden bile beter idareciler…

Ticarette dünyevi, amelde mürai, adalette cimri, kardeşlikte diken dilli, tembellikte âlemin birincisi, ilimde bilimde yitirdiğini aramayan mal sahibi…

İşte Ey Âlemlerin Rahmeti, işte biz Ümmetinin hali…

Ne Mekke kaldı hakkın elinde ne Medine ne de ilim havzası Şam.

Ne Yemen kaldı harap olmayan ne Sana ne de Hadramevt..

Neden mi? Çünkü biz ümmet olarak kalbimizdekini değiştirdik de ondan. Biz kalbimizin arşına dünyayı diline ise ahreti kaim kılıp dini konuşan ama yaşamayan kullar olduk.

Biz kalbimizi bozunca da ilahi kanun cari oldu. Allah Azze ve Celle’nin va’di haktır. Bir kavim kendini değiştirmedikçe Allah Teâlâ o kavmi değiştirmez.

Bir zamanlar neredeyse dünyanın yarısına adaletle hükmeden, adları anıldığında Adalet ve iyilik akla gelen ümmet, neden bu gün paramparça ve açık ya da gizli bir şekilde işgal altında.

Çünkü asırlardır bireysel ve toplumsal olarak Muhammedi öğretilerden ya uzak durduk ya da hesabımıza gelenleri kabul ederken nefsimize ağır gelenleri ise görmezden geldik. Biz böyle kendimizi olumsuz olarak değiştirdikçe Ümmet olarak dibe vurmayı başardık maalesef.

Şöyle bir Ümmet coğrafyasına bakalım. Kaç İslam ülkesinde savaş ve kaos yok acaba? Hangisinin halkı refah içerisinde?

Biz İslam’dan ve insanlığımızdan uzaklaştıkça İslam da bizden uzaklaşmaya başladı.

Muhammed’in ümmeti, peygamberini amelde ve ahlakta terk ederek adeta kendi elleriyle esaret boyunduruğunu kendi boynuna takmış oldu.

Peki, hep böyle mi devam edecek. Tabi ki hayır. Hastalığımız belli olduğuna göre reçete de, ilaç da belli.

Yiğit düştüğü yerden kalkar, demişler. Nerde ve nasıl düştüğümüz belli. O zaman neyi terk ettiysek ona dönmek suretiyle yeniden Muhammedi coğrafyada Asr-ı Saadeti bir kez daha yaşabiliriz.

Ümmetin her ferdi bireysel anlamda kendini dönüştürecek olursa, elbette İlahi kanun harekete geçerek ilahi dönüşümü başlatır.

Her Müslüman Siyer-i Nebiyi hayatının kıblesine yerleştirecek olursa ortalık yeni yeni sahabelerle nurlanacaktır. İslam’ın nuru yayıldıkça ümmetin kurtuluşu da yakınlaşacaktır.

Rabbim bu Mevlit günlerinin hürmetine Müslümanlara birlik ve dirlik nasip eylesin. Kandiliniz mübarek olsun.

Selam ve Dua ile… (Zülküf Er - HÜRSEDA)