Washington-Tel Aviv hattında yeni dönem: Ayrı politika değil, ortak strateji
Siyaset bilimci Muhammed Yaghi, ABD’nin Ortadoğu politikasında İsrail’in artık yalnızca etkili bir müttefik değil, politikanın şekillendiği merkezin parçası haline geldiğini savundu.
ABD’nin Ortadoğu politikasının İsrail’den ne ölçüde bağımsız olduğu tartışması, yeni bir analizle yeniden gündeme geldi. Siyaset bilimci Muhammed Yaghi, Doha Enstitüsü'nde kaleme aldığı makalede İsrail’in uzun yıllar boyunca ABD’nin bölgedeki “stratejik ileri karakolu” olarak görüldüğünü, ancak özellikle Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminden itibaren bu ilişkinin daha yapısal bir dönüşüm geçirdiğini belirtti.
Yaghi’ye göre İsrail artık yalnızca Washington’un bölgesel hedefleri için kullandığı bir araç değil; ABD’nin Ortadoğu politikasının üretildiği merkezin doğrudan parçası haline geldi.
‘Filistin meselesi İsrail’in iç meselesi gibi ele alındı’
Analizde, ABD’nin Filistin politikasının uzun yıllar boyunca İsrail’in güvenlik öncelikleri çerçevesinde şekillendiği vurgulandı.
Yaghi, bu yaklaşımın özellikle 1973 savaşı sonrasında Henry Kissinger’ın “adım adım diplomasi” anlayışıyla kurumsallaştığını belirtti. Buna göre Washington, Filistin Kurtuluş Örgütü’nü doğrudan muhatap alan kapsamlı bir çözüm yerine, İsrail ile Arap devletleri arasında ayrı ayrı yürütülen ikili müzakereleri önceledi.
Makalede, bu süreçle birlikte Filistin meselesinin kendi kaderini tayin ve ulusal kurtuluş başlığından uzaklaştırılarak, sınırlar, güvenlik ve müzakere koşulları üzerinden İsrail merkezli bir çerçeveye sıkıştırıldığı ifade edildi.
Trump dönemi kırılma noktası oldu
Yaghi’ye göre ABD-İsrail ilişkisindeki asıl kırılma Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde yaşandı.
Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması, ABD Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşıması, İsrail’in Batı Şeria’daki yerleşimlerini uluslararası hukuka aykırı görmeyen yaklaşımı ve “Yüzyılın Anlaşması” planı, Washington’un geleneksel “toprak karşılığı barış” çizgisinden uzaklaştığının göstergeleri olarak sıralandı.
Analizde, Trump’ın ayrıca işgal altındaki Golan Tepeleri üzerinde İsrail egemenliğini tanıdığı, Abraham Anlaşmaları ile Arap Barış Girişimi’ni fiilen devre dışı bırakan bir normalleşme hattı kurduğu belirtildi.
‘Biden da Trump çizgisini tersine çevirmedi’
Makalede, Joe Biden yönetiminin de Trump döneminde atılan adımları geri çevirmediği, aksine bazı başlıklarda bu çizgiyi sürdürdüğü savunuldu.
Yaghi, Biden yönetiminin İran nükleer anlaşmasına dönüş konusunda beklenen adımı atmadığını, Abraham Anlaşmaları’nı Suudi Arabistan’a genişletmek için yoğun çaba harcadığını ve Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru gibi projelerle İsrail’i bölgesel ticaret ve güvenlik mimarisinin zorunlu geçiş noktalarından biri haline getirmeye çalıştığını yazdı.
Analizde, 7 Ekim sonrası dönemde ise Washington’un İsrail politikalarına daha fazla yaklaştığı değerlendirmesi yapıldı.
İsrail, ABD güvenlik mimarisine daha fazla entegre edildi
Yaghi, İsrail’in ABD askeri ve savunma teknolojisi yapısına daha fazla dahil edilmesinin bu dönüşümün kurumsal boyutunu oluşturduğunu belirtti.
İsrail’in ABD Avrupa Komutanlığı’ndan çıkarılarak Ortadoğu’dan sorumlu Merkez Komutanlığı’na dahil edilmesi, Washington’un İsrail üzerindeki geleneksel askeri mesafesinin azalması olarak yorumlandı.
Analizde ayrıca ABD’nin yeni güvenlik stratejisinde Ortadoğu önceliklerinin İsrail’in korunması, deniz yollarının açık tutulması ve bölgeden terör ihracının engellenmesi olarak yeniden tanımlandığı belirtildi.
Yaghi’ye göre bu yaklaşım, İsrail’i yalnızca korunması gereken bir müttefik değil, bölgesel güvenlik mimarisinin merkez aktörlerinden biri haline getiriyor.
İran savaşı ‘dönüşümün zirvesi’ olarak yorumlandı
Analizin en dikkat çekici bölümlerinden biri ise İran savaşı oldu.
Yaghi, 28 Şubat 2026’da başlayan savaşın İsrail tarafından siyasi olarak kışkırtıldığını ve stratejik olarak şekillendirildiğini savundu. Makalede, ABD’nin kendi çıkarlarına ve Körfez’deki Arap müttefiklerinin çıkarlarına zarar vermesine rağmen bu savaşa çekildiği yorumu yapıldı.
ABD’li bazı siyasetçilerin açıklamalarına da atıf yapılan analizde, Washington’un İsrail tarafından yeni bir savaşa sürüklendiği yönündeki eleştirilerin Amerikan siyasetinde de dile getirildiği aktarıldı.
Yaghi’ye göre savaşın Körfez, Irak, Lübnan, Yemen ve Ürdün’e yayılan etkileri, artık ABD’nin İsrail’i önceki dönemlerde olduğu gibi sınırlama kapasitesinin zayıfladığını gösterdi.
‘Ayrı politika değil, ortak stratejik çerçeve’
Makalede, Washington ile Tel Aviv arasında zaman zaman kamuoyuna yansıyan görüş ayrılıklarının yanıltıcı olabileceği ifade edildi.
Yaghi’ye göre ABD ve İsrail arasındaki anlaşmazlıklar, artık bağımsız iki ayrı Ortadoğu politikasının çatışması değil; ortak bir stratejik çerçeve içindeki taktik farklılıklar olarak okunmalı.
Analizin sonuç bölümünde, İsrail’in ABD politikasını etkileyen bir aktör olmanın ötesine geçtiği, Washington’un bölgesel stratejisinin üretildiği yapının parçası haline geldiği savunuldu.
Yaghi, bu nedenle temel sorunun artık “İsrail ABD politikasını etkiliyor mu?” değil, “Washington’un İsrail’den anlamlı biçimde ayrışabilen bağımsız bir Ortadoğu politikası kaldı mı?” olduğunu belirtti.(Karar)

















