Sadece Siyer Oku/t/ma Aşırılığı
Ülkemizde İslâm Tarihi konusunda -neredeyse ve sadece- Siyer okuyan ve okutan cemaat ve organizasyonlar vardır.
Bu yapılan işin, nice hayrının yanında bazı aşırılığı da var desek, doğru olur mu?
Aşırılığı anlatmadan önce “Siyer okuma ve okutma”nın ne kadar faydalı olduğuna az biraz değinelim:
Ömer Hayyam: “Tarih, kâinatın vicdanıdır.” der. Bize göre “Tarihin vicdanı da Siyer’dir.” Sağduyu ve salim akıl madenidir, Hz. Peygamber’in hayatı.
Yaradılış ağacının en mükemmel meyvesi, hak deryasının en güzel incisidir, Hz. Muhammed (s.a.a.).
Siyer, “Dünya Dinler Tarihi”, alt dalı olarak, ilk ve tek “kişi bilmi”dir: Sened tahliliyle...vb. Siyer bir sosyal bilimdir. Bu manada –benzeri olsa da- emsali yoktur.
İmam Zeyne’l Âbidîn der: “Biz çocuklarımıza, Kur’ân’dan bir sure öğretir gibi, Peygamber’in hayatını ve savaşlarını öğretirdik.”
Siyer önemli ve bunda bir kuşku yok.
***
Beri yandan sadece Siyer oku/t/maktan kastımız nedir?
Evvela, sadece Siyer okutmak, didaktik, hutbevarî ve aşırı nasihatçi bir havada işleniyor. Zavallı günahkâr halkı, mihraplarda dövme aracıdır. “Sahabe şöyleydi, siz şöylesiniz” ile devam eden iğne ve çuvaldız batırıcı şamar tokatçı hitaplar, bazen bıktırıcı...
Sadece Siyer okutmak, eksikliktir ve ilmen objektif değildir.
Anlaşılıyor ki sadece Siyer okutmak, bir tür kopuk iş yapmaktır. Tek ayakla yürümek gibidir. Bu müslümanlar ve sahabeler hakkında tek yönlü ve aşırı abartılı bellek (hafıza) depolamaktır.
Sadece Siyer okutmak, eksik tarih olduğundan, insanlarda gerçeklik bunalımına neden olur. Bu da güven krizini doğurur. İnsanlar, sağlam rivayetten de şüphe ederler. Şu an da bu olmakta zaten.
Siyer’i Müslümanların tarihinden kopuk işlemektir, sadece Siyer okumak. Kıymetli sahabenin de sadece Peygamber zamanındaki rolünü ve fonksiyonunu çalışmaktır. Özellikle Müslümanların son akıbetleri gözden saklamaktır sadece Siyer okumak. Biliyorsunuz, bir şeyin hükmü son akıbete göre verilir (son hayatı çok kötü olan sahabe Semure b. Cündeb gibi).
Sadece Siyer okumak ve okutmak da tam yapılmıyor. İbret alacağımız nice hatalar halı altına süpürülüyor. Peygamber saf güzellik ve iyiliktir. Ama diğer Müslümanlar ve sahabeler, saf doğruluk olamazlar. Sadece siyer okutmak ay’ın aydınlık tarafını sunup, karanlık tarafını saklamak, yıldız sahabelerin doğuşuna değinip, kimi yıldızın batışını anlatmamak, sadece yaz’ı tasvir edip, kışı yani müslüman sahablerin hataya dair gerçekliğini de yok saymaktır.
Sadece Siyer okutmak ve “Asr-ı Saadet” olarak işlemek bir tür aşırılıktır. Ne böyle bir dünyevî “mutluluk asrı” gelmiştir, ne de bu gibi abartılı sözlere gerek vardır. Bu mübalağalı söz, son 20. yüzyılın bir abartısıdır. Onun yerine “Asr-ı İstikamet” sözü gibi terkipler ise bizi daha fazla hayra ve hakka yöneltebilir.
Eksik Siyer okumak, sadece İslam tarihini bilmek ama “Müslümanların tarihini” gözardı etmektir. Bu metot, tek gözlü bir yorumculuğa neden olur.
En büyük kusur da sahabeyi sahici tanıtmamaktır. Ör: Sahabenin kalan en büyük cahiliye kalıntısı; siyasal kabileci temayüldür. Sakîfe tartışmaları gösteriyor ki sahabe bu konuda çok az değişmiştir. Kabileci siyaset damarlarında dolaşmaktadır.
Sadece Siyer okutmak, insanları tarihi gerçeklerden uzaklaştırıyor. Popülist dindarlık ve övgü kültürünü aşırı pompaladığı için ilerideki hayal kırıklıklarına zemin teşkil ediyor. Örneğin “radiAllah’u anhum” demeden geçmediğimiz bir siyerde iyi olan bir sahabenin, ilerde içki tüccarı, katil, masumları öldüren1 olabileceğine değinmiyor. Değinmiş olsaydı, en azından sahih gerçeklerden beslenirdik.
Kaldı ki müslümanların sadece iyi taraflarını anlatmak, sahabe hakkında aşırlığa zemindir. Salavata tüm sahabeyi (acmaîn diyerek) eklemek; Peygamberle alay eden, evini gözetleyen sahabe Hakem b. As gibileri, Muaviye ve Muğire b. Şube gibi ispatlı yalan ve hile ustalarını aklamak demektir.
Sadece Siyer okutmak, gönülleri coşturmak (popülizm) maksatlı olduğu için popülist bir övgücülüktür. Oysaki aşırı kutsallık depolayan bir bellek, uçucu/öldürücüdür...
Eksik Siyer çalışmaları, patlak egolarımızı şişirmek içindir bugün.
Sadece Siyer okutmak, “sahabecilik ideolojisi”ni besliyor. “Sahabecilik ideolojisi”; sahabenin günahını dahi savunmak, hayırlarını olabildiğince şişirmek ve abartmak, (Taftazanî’nin dediği gibi) onlardan kimi zulm ve zor ehlini de mazur görmektir.
Günümüzde “Evcilleştirilmiş rivayetler”le (özellikle Buhâri’nin yaptığı gibi), İslâm ümmeti –hataları savunma konusunda- kadim dirençler geliştirmiştir: “Rasyonalizasyon” (bahaneler bulma), “inkâr” ve hatayı savunma gibi savunma mekanizmalarında boğulmaktır sadece Siyer oku/t/mak, ... Bu özellikle sansürlü ve eksik Siyer üzerinden yapılmaktadır.
Siyer bazen örtük değer yargıları ile algısal mesajlarla işleniyor. Günümüz gerçekliğine çok az değiniliyor. Tıpkı eski Siyer gibi hala da hadis yardımıyla “kamusal çıkar”ın imdadına koşar. Oysa Siyer’deki “Lâ” ifadesi o kadar ağır bir anlamı taşır ki bizim taptığımız nefsimiz, uyduğumuz devlet ve kölesi olduğumuz cemaat ve yapılar için hiç de uysal bir mesaj içermez.
Siyer genelde; mevcut ortadoksi (ana akım ve mezhebin algı ve fikrine) uygun işleniyor: Tüm sahabenin yıldız olduğu, herkesi ayrımsız sevmemiz gerektiği, tümünün cennetlik oldukları, cumhuriyetçi oldukları, her zaman itaatkâr oldukları, asla yalan hadis demedikleri... Oysa ne tümü cennetliktir ne tümü cumhuriyetçidir ne de herkes doğrucu ve itaatkardır. Kaynaklarımız farklı bilgilerle dolu. En azından Kur’ân orada –bozulmamış ve dobraca ayetleri ile- duruyor.
Hasılı, sadece Siyer okutmak, onu da doğrucu yapmamak, Siyer ilmine kötülük etmektir. Nitekim devamlı aynı şeyi, aynı metodu ve aynı ürünü tüketiyoruz. Tabiri caizse aynı melodinin plakta sınırsız tekrarı, aynı yemeğin her öğün sunumu gibi… (Selahattin Çelik - Hürseda Haber)
-
Samure b. Cündeb gibi











