Hangi Hz. Hüseyin
Bu sözün eksiği var fazlası yok. Bunlar aynı zamanda mezhepçidirler. Mezhepçiliğin ırkçılıktan çok da bir farkı yoktur. Bunlar aslında hasta insanlardır. (Bkz. https://hurseda.net/emin-gunes/46418/irkcilik-ve-mezhepcilik-testi.html)
Bu zevattan biri: "İran'da halk Müslüman olduğu için Şii değil, Şii olduğu için Müslüman.(ne demekse!) İran halkının nezdinde Hazreti Ali'nin fiyakası, Hüseyin'in babası olmaktan kaynaklanıyor. Hazreti Muhammed'in fiyakası, Hüseyin'in dedesi olmaktan kaynaklanıyor. Hüseyin'i çıkarıp aldığınız zaman dinde bir şey kalmaz.” Demiş. İslam Cumhuriyeti başarı çıtasını yükselttiğinde bu zevatın paylaşımları dolaşıma sokulur. Bunu söyleyen zevatın rüzgar İslam Cumhuriyeti lehine estiğinde o rüzgarla yelkenlerini şişirmek için ne övgülerde bulundukları görmezden gelinir.
Evvela, bunların bize yutturmaya çalıştıkları gibi İslam Cumhuriyetinin yönetim kadrolarının, yetkili ve etkili kişilerinin Hz. Hüseyin’e (ra) kutsiyet izafe ettikleri ve (haşa) Hz. Ali (ra) ile Hz. Muhammed’den (sas) üstün gördükleri iddiası asılsızdır ve iftiradan ibarettir.
Zira inkılabın ruhunu hayatına nakşeden Şehit Kasım Süleymani bir konuşmasında aynen şöyle diyor: “Kurban olmak önemlidir. Ama kurban olmaktan daha da önemlisi insanın uğruna feda olduğu şeydir. İmam Hüseyin yüce biriydi, ama İmam Hüseyin'den daha yüce olan uğruna feda olduğu şeydir.” Burada açıkça yücelttikleri şeyin Hz. Hüseyin değil onun uğruna kanını döktüğü İSLAM olduğu ifade ediliyor. İşte bizi inkılaba bağlayan bağ da budur. İslam her şeyden üstün tutulmazsa inkılapla bağımız kopar.
Mesele, bu zevatın Hz. Hüseyin algısından kaynaklanıyor. Bunların Hz. Hüseyin’i ile Şia’nın(*) Hz. Hüseyin’i maalesef aynı değil.
Bunların Hz. Hüseyin’i henüz buluğa ermemiş, secdede dedesinin(sas) sırtına çıkan O’nun da düşmemesi için secdesini uzattığı, ağladığında minberden inip gözyaşlarını sildiği ‘çocuk’. O (sas) nasıl O’nu(ra) sevmişse bu zevatta öyle sever. Onların Hz. Hüseyin’i hiç büyümemiş hep çocuk kalmıştır. Sırf dedesi sevdiği için sevilmeye fazlasıyla layıktır. Başka da sevilmeye değer bir icraatı, meziyeti yoktur. Ama dedesinin hatırına ne kadar çok sevilse azdır!
Ama Şia’nın Hz. Hüseyin’i büyümüştür. Dedesinin davasını babasından miras almış bir dava adamıdır. Çocukları, bacı ve kardeşleri ile dedesinin davasını sürdürmeye çalışan bu uğurda bütün ailesini feda eden bir şahsiyettir. Kerbela meydanında: “Kanımla yükselecekse ceddim Muhammedin dini, Ey kılıçlar doğrayın beni alın bedeni mi?” diyen Hz. Hüseyin (ra) bu zevata göre: “Devlete başkaldırmış, büyük sözü dinlememiş, Kufe’lilere aldanmış, kendisini ve ailesini şimdiki Hamas, Hizbullah, Ensarullah ve İran gibi tehlikeye atmış, olayları reelpolik değerlendiremeyen biridir. Bu hatalı(!) duruşu, dedesinin hatırına hoş görülse de yüceltilecek bir tarafı yoktur. Babası ve kendisi kazansaydı Emeviler devleti olmayacak sınırlar üç kıtaya ulaşamayacaktı. İyi ki de kaybettiler.”
Bu zevatın, dedesinin getirdikleri yürürlükte kalsın, ortadan kalkmasın diye Hac mevsiminde vakfeye durmadan Arafat’a veda eden Hz. Hüseyin’den haberleri yoktur. (Olanlar da gizlerler).
Bu zevatın inancına göre Hz. Hüseyin zalim de olsa, fasık da olsa Halifeye isyan etmemeli, ailesini riske atmamalı, diğer sahabe çocukları gibi kerhen de olsa itaat etmeli idi.
Bu ırkçılık, ulusçuluk illetine müptela olanlar Şia’yı da kendileri gibi düşündüklerinden Hz. Hüseyin’i babasının makamına geçmek (saltanat) için savaştığını, takipçilerinin de Kerbela’dan beri kan davası güttüğünü iddia ederler. Oysa çağın Hüseyin’i İran’a hâkim olunca kendisine yeni saraylar yapmadığı gibi Şahın saraylarından birinin kendisine tahsisini de şiddetle reddetmiş, mütevazı bir evde hayatını sürdürmüştür. Halefinin bu aziz dava uğruna çağın firavunu tarafından ailesinin bir kısmı ile şehit edilmesi davalarının saltanat değil İslam ve Allah’ın (cc) rızası olduğunda şüphe bırakmamıştır.
Irkçılık ve mezhepçilik böyle bir musibet işte! İnsanın basiretini bağlar kör eder. Hamas’ın şehit lider ve komutanlarının İslam Cumhuriyetine minnettarlık ifade eden söylemlerine sağır eder. Ne Mel’un Siyonist rejimin İran’dan kovulması, ne dünya Kudüs gününün ilanı, ne Aksa tufanında itibaren Hizbullah ve Ensarullah’ın verdiği şehitler, ödediği bedeller, ne de İslam Cumhuriyeti füzelerinin Amerikan üsleri ve işgalcinin şehirlerini ateşe vermesi bu zevatın umurunda! Bu zevata göre meşrep ve mezhebimizden olsun isterse katil Trump’un övgülerine mazhar ve parfümlenmiş gözdesi olsun. O bunların da göz bebeğidir.
* Burada övgüyle bahsedilen Şia’dan kasıt İslam Cumhuriyeti ve velayeti Fakih anlayışıdır. Kuşkusuz kendilerini Şiiliğe nispet eden velayeti fakih sistemine muhalif tıpkı bu zevat gibi ırkçı ulusçu Şiiler de az değildir.
Bunların birbirleri ile sorunları yok ancak her iki tarafın İslam Cumhuriyeti ile sorunları vardır. (Emin Güneş - Hürseda)











