"Trump; Netanyahu’ya karşılık Erdoğan, bin Selman ve Şara’yı istiyor"
Amerika'nın Orta Doğu'daki yeni siyasetinin geleceği tartışılırken Trump'ın üç ülkeyi yanına çekme karşılığında Netanyahu'yu gözden çıkarabileceği iddia ediliyor.
Ankara’daki NATO zirvesi, Lübnan-Suriye hattındaki gelişmeler, İran ve ABD arasında yeniden başlayan savaş ve bölgede giderek artan gerilim rüzgarlarının ortasında Amerika cephesinin stratejisiyle ilgili tartışmalar sürüyor.
El-Meyadin gazetesinde kaleme aldığı köşe yazısında Hüsni Mahalli, son yaşanan gelişmeleri derleyerek Amerika’nın politikasıyla ilgili iddiaları değerlendirdi. Mahalli, ara seçimlere giderken Trump yönetiminin bölgedeki varlığını güçlendirmek ve netleştirmek istediğini bu çerçevede özellikle Türkiye, Suudi Arabistan ve Suriye’yi kendi tarafına çekmek üzere girişimlerde bulunduğunu vurguladı.
Bahsi geçen yazı şu şekilde:
ABD Başkanı Donald Trump’ın, Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara’ya; Binyamin Netanyahu’nun Hizbullah’a karşı gerçekleştirmekte başarısız olduğu görevi tamamlamak üzere Lübnan’a askeri müdahalede bulunması için açıkça çağrıda bulunması, bölgede yeni bir diplomatik hareketlilik başlattı. Pek çok siyasi ve medya çevresi, Trump’ın bu çağrısına makul ve pratik bir çıkış yolu bulmak amacıyla ABD, Türkiye, Fransa, Suudi Arabistan ve İsrail’in hamlelerine ilişkin farklı senaryoları tartışıyor.
Başkanı Şara Lübnan’a askeri müdahaleyi reddetmiş olsa da; Türkiye destekli Sünni güçlerin kalesi olarak kabul edilen Trablusşam’da gerçekleştirdiği propaganda turunun ardından, Hizbullah hariç Lübnanlı tarafların nabzını yoklamak üzere Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani’yi görevlendirdi.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Şam ziyareti sırasında yansıyan bilgiler Fransa’nın Amerikan fikrini reddettiğini gösterse de Trump; 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi marjında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede bu konuyu yeniden gündeme getirmekten çekinmedi. Trump, Ankara ile Washington arasındaki ortak hedeflere hizmet etmek adına bu ordudan yararlanılması gerektiğine işaret ederek birden fazla kez "Türk ordusunun sayı ve teçhizat bakımından gücünden" bahsetmişti.
Şam üzerinde baskı
Bütün bu gelişmeler, Trump ve Erdoğan’ı, Ankara’ya gelerek kendileriyle görüşen Devlet Başkanı Şara’ya acil bir davet göndermeye sevk etti. Şara'nın baş başa yapılan görüşme sırasında yüzündeki rahatsızlık ve gerginlik ifadeleri dikkat çekerken, o dönemde sızan bilgiler Şam üzerindeki baskının boyutunu ortaya koydu. Bilgilere göre Şara üzerinde, Amerikan planlarında "aktif ve hızlı bir rol oynaması, aksi takdirde Washington'ın Şam ile ilişkilerini yeniden gözden geçireceği" yönünde bir Amerikan baskısı bulunuyordu. Zira doğrudan Amerikan desteği olmasaydı, Şam uluslararası alanda herhangi bir meşruiyet elde edemezdi.
Sızan diğer bilgiler, bölgedeki gelişmeler konusunda, özellikle Lübnan ve daha sonra Irak’ta, güçlü bir ABD-Türkiye koordinasyonu ve mutabakatı olduğunu gösteriyor. Tüm bunlar, Trump’ın öncelikle Erdoğan’ın desteğine dayanan bölgesel projesinde taşları yerine oturtma çabalarına katkı sağlamayı amaçlıyor. Nitekim Trump birden fazla kez "Erdoğan'ın kendisinden istediği her şeyi yaptığını" söylemiş, ayrıca kendisi ve Erdoğan'ın "Şara'yı iktidara getirdiğini" ifade etmişti.
Bölgenin rotasını belirleyecek görüşmeler
Sızan bilgiler ayrıca Trump’ın, Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi ile Beyaz Saray’da yapacağı görüşmelerin, ardından 21 Temmuz’da Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun ile ve son olarak da "İsrail"de 27 Ekim’de yapılması planlanan parlamento seçimleri öncesinde Beyaz Saray’a davet edebileceği Netanyahu ile yapacağı görüşmelerin ardından bölgeye yönelik kendi proje ve planlarının kaderini netleştirmesini bekliyor.
Bu görüşmeler; Erdoğan’ın 10 Temmuz’da İstanbul’da Lübnan Başbakanı Nevaf Selam ile yaptığı görüşmelerin sonuçları ve Trump’ın 11 Temmuz’da Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile yaptığı telefon görüşmesiyle birlikte, bölgede önümüzdeki dönemin rotasını belirleyecek.
Eş zamanlı olarak, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın'ın, çeşitli Iraklı taraflarla bir araya geldiği Irak turunu tamamlaması dikkat çekti. Bu durum; ortak ABD-İsrail-Türkiye vizyonu doğrultusunda Suriye’deki görevinin yanı sıra Lübnan’da da dolaylı olarak bu görevi yürütmekle Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ı görevlendiren Washington ile koordinasyon ve iş birliği çerçevesinde, Türkiye’nin Irak’ta yeni ve daha geniş bir rol üstleneceği konuşulduğu bir döneme denk geldi.
Bütün bunlar, Trump’ın Ahmed el-Şara ile yaptığı görüşmede "İsrail'i savunmaya yönelik mutlak bağlılığından" bahsetmesini ve Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıdığını, Suriye'ye ait Golan Tepeleri'ni de İsrail'e sunduğunu belirtmesini açıklıyor. Medya önünde açıkça ve küstahça yapılan Amerikan tehditleri, hatta baskıları karşısında Riyad ve Ankara’dan kendisine yardım etmelerini umduğu görülen Şara ise bu duruma herhangi bir tepki göstermedi.
Şara ayrıca, İsrail’in Suriye’nin güneyindeki ilerleyişi sürerken her iki başkentin, özellikle de Ankara’nın, İsrail tehditlerine karşı kendisine destek olmasını bekliyor. İsrail'in bu ilerleyişinin, Netanyahu’nun yaklaşan seçimlerde zaferini garantilemek için izlediği kışkırtıcı ve gerilimi tırmandırıcı politikalarla birlikte devam edeceği görülüyor.
Bu durum; ABD’nin İran ile ilişkilerinin seyrini ve bunun Lübnan, Yemen, Irak üzerindeki yansımalarını belirledikten sonra bölge haritasını yeniden çizmeyi amaçlayan Trump'ın; Erdoğan, Muhammed bin Selman ve Şara'yı yanına çekebilmek için Netanyahu’dan kurtulmak istediği yönündeki iddiaları güçlendiriyor.
Fidan'ın açıklamaları ve İran'ın yanıtı
Tüm bunlar, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 11 Temmuz’da BAE merkezli "The National" gazetesine verdiği demeçteki sözlerini de açıklıyor. Fidan, "İsrail" ile herhangi bir silahlı çatışma ihtimalini dışlamış ve Netanyahu’suz yeni bir hükümet kurulması durumunda ülkesinin "Tel Aviv" ile ilişkilerini normalleştirmeye hazır olduğunu ifade etmişti. Fidan ayrıca Tahran’ı, "İsrail’in yaptığı gibi, vekilleri aracılığıyla komşu ülkeleri hedef almak ve bölgenin güvenlik ve istikrarını sarsmakla" suçlamıştı.
İran Dışişleri Bakanı Sözcüsü İsmail Bekai, Fidan’ın bu açıklamalarına şu sözlerle yanıt verdi: "Sayın Fidan gibi bir ismin böyle yanlış bir kıyaslama yapması son derece şaşırtıcıdır; zira Siyonist rejim doğası gereği yayılmacıdır ve Türkiye de dahil olmak üzere tüm bölgeye zarar vermeyi amaçlamaktadır. Ayrıca İran’ın bölgede hiçbir vekili yoktur, buradaki tek vekil Siyonist rejimdir. Türklerin analizlerinin gerçeklerle örtüşmesi ve İsrail’e hizmet etmemesi gerekir."
Fidan’ın bir BAE gazetesine yaptığı açıklamalar, Ankara’nın bölgesel politikalarında Riyad, Şam, Bağdat ve Beyrut ile koordinasyon halinde, Amerikan gündemi doğrultusunda olası bir eksen değişikliği beklentisine dair bilgilerin doğruluğunu teyit ediyor. Trump, ismi geçen tarafların olası kararlarını bu ay sonundan önce netleştirmelerini istiyor. Trump bununla, Temsilciler Meclisi ve Senato olmak üzere ABD Kongresi'nin her iki kanadındaki çoğunluğu kaybetmesi durumunda siyasi ve kişisel kaderini belirleyecek olan Kasım ayındaki ABD seçimleri öncesinde daha fazla askeri ve siyasi zafer ile ekonomik kazanım elde etmeyi hedefliyor.
Bölge deneyimlerinden ders almadı
Her halükarda, İran'a yönelik saldırılarda tırmanışa geri dönülmesi ve Suudi Arabistan'ın Sana Havalimanı'nı bombalamasının ardından, bölgedeki rejimlerin "Aksa Tufanı"ndan, Lübnan ve ardından İran'a yönelik saldırılardan ve daha önce sadece İsrail rejimine hizmet eden bölgesel ve uluslararası bir anlaşma çerçevesinde Suriye'deki rejimin devrilmesinden bu yana yaşadıkları hiçbir şeyden ders almadıkları açıkça görülüyor.
İsrail rejimi, Lübnan içindeki "Tel Aviv" işbirlikçilerinin önünü kesen ve ABD-Lübnan-İsrail "çerçeve anlaşmasını" uygulamalarını engelleyen İslamabad görüşmelerindeki İran kararlılığı olmasaydı, Lübnan'da ve onun aracılığıyla bölgedeki tüm hedeflerine neredeyse ulaşacaktı.
Trump, bu anlaşmanın Lübnan’ı Paris, Washington, "Tel Aviv", Riyad, Ankara ve en azından Abu Dabi ile Doha’nın keyfine göre dini, mezhepsel ve siyasi olarak bölmeye katkı sağlamasını istiyordu. Ancak bu, öncelikle Hizbullah’tan kurtulup ardından İran’a öldürücü darbeyi indirmek için planlanmıştı. Zira İran, yakından uzaktan herkesi rahatsız eden son diplomatik, siyasi ve psikolojik zaferlerini elde etmiş ve bu durum karşısında ona karşı yeniden ittifak kurulmuştu.(İslami Analiz)

















