Profesyonel Vitrin Dindarlığı -1-
Bir samimi tebessüm,
bazen bin nasihatten daha çok iman taşır.
Nasihat, çoğu zaman bilgiyi aktarır, kalbe dokunmaz. Samimi bir tebessüm ise hâli aktarır, karşındakine; "sen değerlisin, ben buradayım" der. Hiçbir vaaz, bunu bu kadar kestirme söyleyemez.
Bazen dindarlık; insanlarla kurulan bir köprü değil, havadar bir soğuk kale olur.
Aşağıdaki kısa yazıyı, bir Kur’ân talebesi gencin; “Bazı hocalar, elimizi bile tam tutmuyor, soruşları bile zoraki ve gayri samimi…” demesi üzerine yazdık.
“Yaz yalan kış gerçek”, deyip bakalım:
***
Cismi özünden büyük, “profesyonel ruhsuz dindar” (hoca, âlim, şeyh, ben-sen... fark etmez); size selam verir ama yüzü ruhsuz ve içtensizdir. Onun alelade insanla -hemen hemen- samimi sohbeti yoktur.
Pek pişmiş “profesyonel kabukçu dindar”; elinizi tutar, ama ucundan ve çabuk çekercesine. Konuşur, ama hemen ayrılmak istercesine. Biçim vardır, içerik yoktur. Ses vardır, yankı yoktur.
“Profesyonel bilgiç dindar”; kişinin annesinin ağır hasta olduğunu camide duyar. Minberden hutbe öncesi; “Geçmiş olsun, Allah şifa versin!” der. Ama ne hastayı arar ne de ailesine uğrar. Haftalar geçer, hasta vefat eder. Cenazeye gelir, duayı eder ama sonra bir telefon bile açmaz. Bedenen orada, fakat ruhen yoktur. Aslında ayıp olmasın (hafif de biraz sevap gelsin) diye gelmiştir.
Bu bahsettiğimiz “profesyonel şekilci dindarlık”, sıcak olması gereken bir çorbanın donmuş halini içmeye benzer. Aynı tarif, aynı tabak, aynı kaşık vardır; ama içindeki ruh, sıcaklık ve tat eksiktir.
“Profesyonel performansçı dindar”; cami çıkışında sıraya dizilmiş cemaate tokalaşarak “Hayırlı bayramlar!” der. Her yıl aynı tonlama, aynı sahte tebessüm. Bir çocuğa para vermez. Mahallenin en fakirini ziyaret etmek de yoktur. Bayramlaşmak vardır, ama bayram neşesi eksiktir.
“Profesyonel ritüelist dindar”; nikâhı kıyar, dua eder, hatta fotoğraf çektirir. Ama aynı çift, ayrılma sürecine girdiğinde ne onların arkasında durur ne de bir danışma niyetiyle evlerine uğrar.
“Söz mimarı endamlı profesyonel dindar”; her hafta cuma hutbesinde merhameti, kardeşliği ve ümmet bilincini anlatır. “Mümin, müminin kardeşidir.” der. Fakat mahallede kiracıyla ev sahibi kavga ettiğinde araya girmez. Kirasını ödeyemeyen kişi için para toplamaz. Konuşur ama yaklaşmaz. Vaaz eder lakin paylaşmaz. Işığı vardır ama ısıtmaz.
“Makam iştahlı çeken profesyonel dindar”, içi boşalmış bir deniz kabuğudur. Kulağına dayayıp deniz sesi duymaya çalışmak gibidir. Ritüelin şekli vardır lakin anlamın sesi kaybolmuştur.
“Profesyonel dindarlık”ta ritüel doğru, niyet boş. Şekil tamam, ruh yok. Halk arasında yani "sahne önünde", içtensiz bir vitrinliktir.
“Sahne dindarlığı rolü” ile cemaatin içinde olmak, cemaatle olmak değildir. Toplum "doğru davranış"ı ödüllendirir, "doğru niyet"i ise ölçemez.
***
Hoca, şeyh, âlim ya da hacı fark etmez; “profesyonel dindarlık” derken şunları kast ediyoruz:
“Profesyonel dindarlık”; sırf dini-ilahî kurallar yerini bulsun diye dini ritüelleri ya da selam vermek gibi toplumsal ritüelleri icra etmektir. Yani dini yaşamak ve toplumda da sergilemektir. Ama bu profesyonellik zahirdedir. İçinde halksever bir samimiyet, özünde candanlık ve dostçasına bir yön yoktur, soğuktur.
Anlayacağımız, “profesyonel dindarlık”, buzdolabındaki çiçek gibidir: Tazeliğini korur ama kökü yoktur, büyümez, sadece bozulmaz.
Din; bir "yapma" meselesi değil, bir "olma" meselesidir. Allah'a yakın olmak isteyen, O’nun kuluna yakın, nefsine de bir o kadar uzak olmayı öğrenir. (Selahattin Çelik)











