Lübnan’daki savaş başka yerlerde müzakere ediliyor
Lübnan’daki savaşı ve sonrasını şekillendiren üç paralel müzakere kanalı var, ancak asıl kararlar ülke sınırlarının ötesinde alınıyor.
Lübnan, bir kez daha sınırlarının çok ötesinde alınan kararların bedelini ödüyor. Yıkım ülkenin güneyindeki kasabalara yayılırken ve savaşın tırmanması tehdidi devam ederken, ülke kendini yerel dinamiklerden çok dış güçlerin hesaplarına göre şekillenen bir çatışmanın içine çekilmiş buluyor.
Bölgedeki meseleler, Washington’daki iç siyasetin süzgecinden geçiyor. Ekonomik zorluklar, stratejik rekabet ve seçim takvimi, Beyaz Saray’ı zafer olarak sunabileceği bir şeyler aramaya itiyor. Tel Aviv’de ise mesele çok daha acil. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, hukuki baskı altında kırılgan bir siyasi konumda bulunuyor ve uzayan çatışma ona zaman kazandırıyor.
Her iki liderlik de zafer olarak sunabilecekleri net bir sonuç istiyor. Ancak bu sonuca nasıl ulaşacakları konusunda anlaşamıyorlar ve ikisi de böyle bir sonucu elde etmeyi kolaylaştıracak koşullarda hareket etmiyor. ABD'de seçimi kaybetme ihtimali giderek artıyor. İsrail'de koalisyon siyaseti istikrarsızlığını koruyor ve Avigdor Lieberman gibi isimler ileride kurulacak bir hükümeti şekillendirecek konumda bulunuyor.
Bu baskılar arasında Beyrut bir pazarlık aracı haline geliyor. Savaş, başka ülkelerdeki siyasi takvimlere dahil edilen bir araca dönüşüyor.
Diplomatik çevrelerde, sonuçta ortaya çıkacak olanın kesin bir zafer değil, daha belirsiz bir durum olduğu giderek daha fazla kabul görüyor: Her iki tarafın da çatışmayı kökten çözmeden başarı iddiasında bulunmasına olanak tanıyan düzenlemeler.
Önemli olan, her iki tarafı da açık bir yenilgiye zorlamadan hasarı sınırlamak ve çatışmayı sona erdirmek.
Üç farklı süreç, tek sonuç
Lübnan'ın geleceği şu anda üç paralel müzakere süreci üzerinden şekilleniyor.
Birincisi, Lübnan devleti ile İsrail arasında ABD'nin desteğiyle açılan kanal. İkincisi, Washington ile Hizbullah arasında gerçekleştiği bildirilen dolaylı temaslar. Üçüncüsü ve en önemlisi ise, İslamabad görüşmelerinden ortaya çıkan ve bölgesel hesaplamaları şekillendirmeye devam eden ABD-İran müzakere kanalı.
Bu süreçler bir arada değerlendirildiğinde, Lübnan dosyasının artık kendi başına bir mesele olmadığı görülüyor. Artık, sahadaki gelişmeler kadar Washington ile Tahran arasındaki denge ile şekillenen daha geniş bir bölgesel müzakere sürecinin içinde yer alıyor.
Lübnan'daki güney cephesini bu daha geniş dinamiklerden ayrı tutan herhangi bir değerlendirme, hem gerginliğin tırmanışını hem de itidali yönlendiren mantığı gözden kaçırma riski taşıyor.
Dengesiz bir anlaşma
Lübnan devleti tarafından yürütülen müzakereler, yetkililerin çerçeve veya niyet beyanı olarak tanımladıkları bir noktaya geldi. Ancak ayrıntılar, Lübnan içinde şimdiden tepkilere yol açtı.
Siyasi kaynaklara göre, Meclis Başkanı Nebi Berri, önerilen düzenlemenin yapısına itiraz ederek bunu tek taraflı ve dengesiz olarak nitelendirdi. Anlaşmanın uygulanmasının yükü büyük ölçüde Hizbullah’a düşerken, İsrail’in yükümlülükleri belirsizliğini koruyor. Ateşkese ya da işgal altındaki Lübnan topraklarından çekilmeye dair net bir takvim bulunmuyor.
En tartışmalı unsurlardan birisi, ülkenin güneyinde “model bölgeler” oluşturulması önerisi. Bu bölgelerde sivillerin geri dönüşü ve Lübnan ordusunun kontrolü altında normal yaşamın yeniden başlaması öngörülüyor. Bu öneri, kağıt üzerinde gerginliğin azaltılmasına yönelik adımlar içeriyor. Ancak uygulamada, hemen akla gelen sorular var.
Hizbullah’ın bölgelerdeki mevcut varlığı ne olacak? Örgütün altyapısı hangi garantiler verilerek ortadan kaldırılacak?
Temel mesele garantiler: İsrail’in bölgedeki casusluk faaliyetleri veya saldırılarının önüne nasıl geçilecek? Hizbullah için risk, sadece geri çekilme sırasında görünür olmakla kalmaz, kimlikleri ve konumları ortaya çıkarsa uzun vadeli bir güvenlik açığı da doğacak.
Güvenlik ikilemi
Hizbullah için mesele, angajmana girip girmemek değil, bunun biçimi.
Önerilen çerçeve, belirlenen bölgelerden aşamalı bir geri çekilmeyi, silahların teslimini ve ABD bağlantılı teknik ekipler tarafından desteklenen Lübnan Ordusu’nun bölgede konuşlanmasını içeriyor. Hizbullah’ın bakış açısına göre risk, sürecin kendisinde yatıyor.
Geri çekilme, örgüt üyelerini savunmasız bırakacaktır. Konumların, rotaların ve isimlerin haritalandırılması, anında hedef alınma ve gelecekte saldırıya uğrama riskini beraberinde getirir. Şimdi geri adım atanlar, daha sonra avlanabilir.
Bu nedenle, garantiler konusu büyük önem kazandı. İstihbarat toplamayı veya saldırıları önleyecek güvenilir mekanizmalar olmadan, herhangi bir yeniden konuşlandırma, istikrarı sağlayan bir adım olmaktan ziyade bir güvenlik açığına dönüşme riski taşır.
Bu durum, ilkelere değil, uygulamaya ilişkin sorunların asıl engel olarak ortaya çıkmasının nedenini de açıklıyor.
Baskı altında verilen tavizler
Bu endişelere rağmen, Hizbullah’ın gizli görüşmelerde esneklik gösterdiğine dair işaretler var.
Değerlendirilen seçenekler arasında, füze cephanesi dahil olmak üzere belirli stratejik silahların azaltılması ve İsrail’in tamamen bölgeyi terk etmemesi durumunda bile güney cephesindeki çatışmaların sınırlandırılması yer alıyor. Bu değişiklikler, süregelen askeri baskı ve değişen bölgesel koşullara bağlı olarak ortaya çıkıyor.
Ancak bu adımlar bazı şartlara bağlı. Bunların başında, İsrail'in saldırılarına (hava saldırıları, konut yıkımları ve özellikle son aylarda köylerde yapılan sistematik tahribat) kapsamlı bir şekilde son verilmesi geliyor. Taraflar, karşılıklı itidal şartıyla hareket ediyor. Bunun devam edip etmeyeceği ise ayrı bir soru.
Sessiz kanal
Resmi görüşmelerin yanı sıra, daha sessiz ve belirsiz bir görüşme kanalı da işliyor.
ABD ile Hizbullah arasındaki temaslara dair spekülasyonlar son aylarda yoğunlaştı. Bu durum kısmen kamuoyuna yapılan açıklamalar, kısmen de sızıntılarla ortaya çıktı. Hizbullah, Trump ile doğrudan görüşme yaptığı iddialarını yalanladı. Bazı yetkililer dolaylı iletişimi kabul ederken, diğerleri doğrudan bir kanalın var olmadığını ısrarla savunuyor.
Daha yaygın olarak kabul edilen görüş, toplantıların genellikle üçüncü ülkelerde aracılar vasıtasıyla gerçekleştiği yönünde. Bu görüşmeler, resmi anlamda müzakereden çok, mesaj verme, pozisyon belirleme, sınırları test etme ve beklentileri şekillendirme amacı taşıyor.
Hizbullah için bu düzeydeki temaslar, gerginliği azaltmaya yönelik şartlı bir istek gösterirken, gerginliğin tırmanmasının sorumluluğunu İsrail'e yükleme imkanı sunuyor. Washington için ise bu, resmi bir ilişki kurmadan karşı tarafın davranışını etkilemek için bir kanal sağlıyor.
İslamabad sınırları belirliyor
Washington, Lübnan dosyasını İran ile yaptığı müzakerelerden ayırmak için aylarca uğraştı. Tahran ise tam tersi yönde bastırdı ve Lübnan'ı daha geniş kapsamlı bir pazarlığın parçası olarak ele aldı.
Son tırmanışlar bu bağı daha da güçlendirdi. İran’ın İsrail’in eylemlerine verdiği tepki, Lübnan’ın geniş kapsamlı caydırıcılık çerçevesinin bir parçası olarak kaldığını açıkça ortaya koydu.
Retorikteki en küçük değişiklikler bile bunu yansıtıyor. Lübnan’ın İran ile olan bağlarının, istikrar bağlamında değerlendirildiğinde bir sorun teşkil etmediğini ima eden açıklamalar, bu meseleye yaklaşımda, ne kadar sınırlı olursa olsun bir değişikliğe işaret ediyor.
Bunun pratikteki anlamı, Lübnan'ın güneyinde yaşananların, bölgeden çok uzak yerlerde varılan mutabakatlara giderek daha fazla bağlı hale gelmesi.
Müzakerelerin yanı sıra, İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmalar, genellikle “Dahiye'ye karşılık yerleşim yerleri” şeklinde özetlenen yeni caydırıcılık seçenekleri konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Şu anda görülen, bir tür deneme süreci. Taraflar birbirlerini sınıyor, karşı tarafın sınırlarını ölçüyor ve gerginliğin nerede başlayıp nerede biteceğini belirlemeye çalışıyor.
Bu, kalıcı bir caydırıcılık sayılmaz, ancak caydırıcılığın nasıl şekillendiğini gösterir.
Kısıtlanmış bir sonuç
Lübnan’ın iç manevra alanı, kendi dengeleri kadar dış baskılarla da şekillenen dar bir aralıkta kalmaya devam ediyor.
ABD ile İran arasında daha geniş bir mutabakat ortaya çıksa bile, Hizbullah’ın siyasi sahneden dışlanabileceğini gösteren hiçbir işaret yok. Daha olası görünen, Hizbullah’ın askeri yapılandırmasında bazı düzenlemeler yapılması ve tartışmalı siyasi rolünün devam etmesiyle birlikte bir revizyonun gerçekleşmesi.
Şu an için iç dengeler korunuyor. Kurumsal bir çatışmaya doğru giden bir süreç yok ve kilit aktörler, zaten kırılgan olan durumu daha da derinleştirecek bir kopuşu önlemeye kararlı görünüyor.
Başka diyarlarda kararlaştırılan bir savaş
Lübnan şu anda müzakereler ile değişen askeri koşulların kesiştiği noktada bulunuyor.
Beyrut’ta, Washington’da ya da İslamabad’da açılan iletişim kanalları üzerinden yürütülen hiçbir süreç net bir sonuç vermedi. Savaşın gidişatı belirsizliğini koruyor ve oyunun kuralları ise hala şekilleniyor.
Değişen durum, bu kararların nerede alındığıdır.
Çatışmanın gidişatı artık öncelikle ülkenin güneyindeki gelişmelerle değil, Lübnan’ın birçok dosya arasında yalnızca bir tanesi olarak görüldüğü başka ülkelerde yapılan müzakerelerle belirleniyor.
Şu an için çatışmanın gidişatı ülke sınırlarının ötesinde belirleniyor.(Mohamad Shamse Eddine/The Cradle)

















