İran'ı İslam İçin İstemek
İran’da Şah’a muhalefeti ile tanınmış Musaddık döneminin petrol bakanın Mehdi Bazergan 1979’da Merhum İmam Humeyni tarafından başbakan olarak görevlendirilmişti. Birinci yılını doldurmadan istifa eden Bazergan’a bir Fransız gazeteci, İmam Humeyni ile olan ihtilafının temelini neyin oluşturduğunu” sorduğunda Bazergan’ın cevabı çok ilginçti: “Aramızdaki ihtilaf çok derin değil. Küçük bir ihtilaf! Biz, İslam’ı İran için istiyoruz, İmam Humeynî ise, İran’ı İslam için istiyor.”
Onun “çok küçük” olarak nitelediği ihtilaf bizim için çok büyük ve çok esaslı bir ihtilaftı. Bazergan, “İslam’ı İran’ı kalkındırmak için bir kaldıraç, bir vasıta olarak isterken; İmam “İran’ı, İslâm’ın hizmetine sunmak için” istiyordu.
Saddam’ın saldırısıyla başlayan ve sekiz yıl süren, İran- Irak Savaşı’nın en kanlı şekilde yaşandığı ve iki tarafın da çok ağır kayıplar yaşadığı yıllarda, Merhum İmam, “İran mahvoluyor, zenginliklerimiz ve insan kaynaklarımız eriyor.” diyerek toplumu etkilemeye çalışanlar karşısında, ekranlardan, milyonlara hitaben: “Şah zamanında İran maddî olarak güçlü idi. Güçlü İran isteyenler gitsinler, Şah’larını geri getirsinler. İslam’a hizmet etmeyecekse, bana ne güçlü İran’dan. Biz, İslam’a hizmet etmeyecek bir güce itibar etmiyoruz.” Diyordu.
İran, Musaddık tarafından Amerikalılardan kurtarılıp irancıların olacak iken bir CIA darbesi ile tekrar Amerikalıların oldu. İmam merhum 1979 da İran’ı hem Amerikalılardan hem de irancılardan kurtararak İslam’a kazandırdı. Ben Müslümanım diyen her kesin bundan mutlu olması gurur duyması gerekmez mi? Ben 47 yıldır bu gururu taşıyorum.
Amerika’nın İran’ı tekrar ele geçirmek amacıyla uyguladığı 47 yıllık ambargo, savaş ve çıkardığı iç kargaşalara rağmen hiçbir ilerleme sağlayamamış aksine İslam Cumhuriyeti etki alanın genişletmiş Bağdat, Şam, Beyrut ve Sanaa gibi dört başkenti de dolaylı olarak yönetir hale gelmiştir. İslam Cumhuriyetinin Tahran’ın yanına bu başkentleri de koyması birilerini oldukça rahatsız ve tedirgin etmiş ki sık sık Şii Hilali diye uyduruk bir tehlikeden söz ediyorlardı. Aynı tehlikeye Netenyahu BM kürsüsünden haritalarla dikkat çekmiş bilahare ŞAM tehlike olmaktan çıkartılmıştır.
Bundan Arapçıların, Kürtçülerin, Türkçülerin rahatsız olmasını anlarım da kendine “İslamcı” diyenleri bir türlü anlamıyorum. İslamcıların “keşke bizim de başkentimiz Tahran gibi ve Tahran’ın yanı başında İslam’ın hizmetine girseydi” demeleri gerekmez mi?!
Bu coğrafyadaki başkentlerden Amerika’nın hizmetinde olmayan ülke mi var? İslam Cumhuriyetinin etki alanının genişlemesi demek Amerika’nın nüfuz alanının daralması tahakkümünün kırılması demek değil midir? Tahranın yanında yer alan her başkent bir bakıma İsrail’e karşı bir atış rampasına dönüşmüyor mu? Bir Müslüman neden bundan rahatsız olur ki!
Her müminin kendi ülkesi için “İslam’a hizmet etmeyecekse, bana ne bu ülkeden” demesi gerekmez mi?
İsrail’in kalkanı, NATO’nun müttefiki, Amerikan kuklası rejimlerin güçlenmesi İslam’a fayda mı verir zarar mı?
Ülkesini aziz İslam’ın hizmetinde İsrail’e karşı füze rampasına dönüştürmek isteyen kardeşlerimin kurban bayramı mübarek olsun. İslam ağacını bereketli şehit kanları ile sulayan direniş cephesine selam olsun! (Emin Güneş - Hürseda)











