Biz Bu Kuyuları Neden Kazdık!
İlk kazılan kuyu:
Merhum Erbakan’ın Küresel Siyonizm ve ABD ile bir türlü uzlaşmaya yanaşmamış, başbakanlığı döneminde Amerika’nın taleplerinin tersini yapmış, D-8 projesi ile Emperyalizmin kollarını kırmaya çalışmış, ilk ziyaretini İran İslam Cumhuriyetine yapmış ve ticaret hacmini ciddi anlamda arttırmıştı. Komşumuzdan ucuz petrol ve doğalgaz alma imkânı sağlanmıştık. Darbeler, muhtıralar, post modern darbeler direniş cephesinin Türkiye kanadı Milli Görüşün yükselişini durduramıyordu.
Merhum Erbakan’ın bu direncini kırmak için Amerika ile anlaşarak O’na derin bir kuyu kazıldı ve adeta dipsiz bir kuyuya atıldı. İlerlemiş yaşına rağmen hapisle cezalandırıldı. Partisi param parça edildi. Merhum Erbakan için “Kalpten kalbe yol yok, tenakür (birbirini itme, antipati) var!" diyen muhalifi Amerikan dostu FETÖ, iktidarın parçası olarak paralel devlete dönüştürüldü.
15 Temmuz darbe teşebbüsü kim ne derse desin aslında FETÖ aparatı ile yürütülen bir Amerikan müdahalesi idi. Bunu darbeye maruz kalan hükümet üyeleri de dillendirdiler. Amerika her zaman yaptığı gibi birlikte yola çıktığı dost(!) ve müttefikini arkadan vuruyordu.
Kuyuyu kazanlar tam tepe üstü kuyuya yuvarlanmak üzere iken bir el Allah’ın izni ile onları korudu. Onu koruyan eli Amerika çok iyi biliyordu ve şimdilerde kırmaya çalışıyor. “Cennetin yolu oradan geçse başka yol yok mu” diyen ihanet taifesi, yine o aziz elin desteği ile kuyuya tepe takla atıldı.
Amerika, üslerini darbecilerin hizmetine vererek düşmanlığını göstermiş ama biz dost görünmek zorunda kalmaya devam ediyoruz. Mesela hala komşumuza yaptığı haksız saldırıyı kınayamadığımız gibi sözcüleri gibi beyanlarda bulunuyoruz.
Şimdi 10.000 km uzaktan doğalgaz almak zorundayız, F-35’leri de, ödediğimiz paralarını daalamadık! Paramızla satın aldığımız S-400’leri faal hale getiremiyoruz. “Ver papazı al papazı” lafı da havada kaldı. Papaz gitti ama gidişi çok büyük ekonomik yıkımlara mal oldu.
Şimdi sözde ateşkes sürecinde dahi Gazze’de kardeşlerimizin üzere bomba yağdıranlara ülkemizden yapılan petrol sevkiyatını durduramıyor, siyasi ilişkileri askıya alamıyor, ülkemizde yaşayan katilleri yargılayamıyoruz.
Yükselen Milli Görüş hareketine kuyu kazılmasaydı belki Ayasofya açılamayacak, Taksim’e ve Çamlıca’ya cami yapılamayacak, İsrail’i protesto eden bacılarımızı başörtülü polisler değil başı açık olanlar joplayacak, başı örtülü hâkimler değil başı açıklar cezalandıracaktı.
Değer miydi?!
İkinci kuyu:
Suriye’de direniş cephesine kazılan kuyu çok derindi. Bizzat “stratejik derinlik” uzmanlarınca kazılmıştı. Güya mazlum Suriye halkı 80 küsur Suriye’nin dostu ülke ile birlikte faşist bir diktatörden kurtarılacaktı. Bunun için Amerika ile birlikte ordular kuruluyor, muhalifler eğitilip donatılıyordu. Suriye devleti de Türkiye aleyhine faaliyet yürüten muhalifleri sahaya sürdü. Güney sınırı boydan boya Akdeniz’e kadar bir koridora dönüşmek üzereydi. Dostumuz AmerikaAnker binlerce tır askeri teçhizatla Suriye’nin değil Türkiye’nin düşmanlarını destekliyordu. Yine kazdığımız kuyuya düşmek üzereydik. Hala tehlike geçmiş değil. Gasıp Siyonist rejim sınırlarımıza başka bir ifade ile “arz-ı mev’ud” hedeflerine daha çok yaklaştı.
Özetle çok ağır sosyoekonomik kayıplar yaşamamıza neden olan FETÖ-DAİŞ ve PYD/YPG örgütleri birer Amerikan imalatı olsalar da bunda hükümetin payı inkâr edilemez.
“Size isabet eden her musibet, (ancak) ellerinizin kazandığı dolayısıyladır.”(Şura 30)
(Emin Güneş - Hürseda Haber)











