Wadah Khanfar: Türkiye-Pakistan-Arap ülkeleri-İran birliği artık stratejik bir zorunluluktur
ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın ardından bölgedeki güç dengeleriyle ilgili tartışmalar sürerken Wadah Khanfar ümmetin olarak bir araya gelmenin artık zorunlu bir hal aldığını vurguladı.
İlk Bahar adlı kitabıyla tanınan araştırmacı-gazeteci ve stratejik analist Wadah Khanfar, bölgedeki son gelişmeler üzerine YouTube’da katıldığı bir mülakatta önemli açıklamalarda bulundu.
Neden ABD, Çin ya da Rusya’yı bekliyoruz?
Ümmet olarak sürekli birilerinin güç boşluğunu doldurmasını beklediğimizi ve bunun bir hata olduğunu söyleyen Khanfar şunları dile getirdi:
“Sırf bizi korusunlar diye sürekli Amerika'ya, Çin'e ya da Rusya'ya mı yapışmak zorundayız? Birçok insanın zihnindeki bu tuhaf kuralın sebebi nedir? Biz kendimiz bir kutup haline gelmeliyiz. Aksi takdirde topraklarımız güçlülerin oyun alanına döner ve kaynaklarımız da sömürülür. 100 küsur yıldır topraklarımıza ne oldu? Birinci Dünya Savaşı bizim üzerimizden yapıldı. İkinci Dünya Savaşı bizim topraklarımızda sonuçlandı. Ümmet denilen birliği kaybettik.”
Ümmetin ulus-devletlere bölünmüş vaziyette siyasi iradeden yoksun stratejik bir vizyon boşluğu içerisinde olduğunu söyleyen Khanfar, “İsrail gibi zayıf bir devleti dahi durduracak hiçbir şey yapamadık. Koskoca bir ümmet ona karşı ne yapacağını bilemiyor.” tespitinde bulunarak uluslararası sistemde çatlakların meydana gelmeye başladığına ve güç dengelerinin bozulduğuna işaret ederek yeni bir fırsat dönemi doğduğunu belirtti.
Farklı bir kutup oluşturmalıyız
Ümmetin yeniden bir kutup olmasını ve tek başına hiçbir devletin bunu sağlayamayacağını vurgulayan Khanfar şu önerilerde bulundu:
“Nasıl kutup olunur? Uzlaşmayla, entegrasyonla, bir araya gelmeyle; tıpkı Avrupa'nın ve tüm dünyanın yaptığı gibi. İnsanlar birbirlerinden hazzetmeyebilirler ama anlaşıyorlar. Birbirimizi sevmek zorunda değiliz ama ortada daha büyük bir çıkar var. ‘Gel, seninle ekonomide, savunmada şu ortak çıkarımız etrafında birleşelim’ diyebiliriz. Mesela bölge ülkeleri olarak sadece savunma sistemlerimize yılda 200 milyar dolar harcıyoruz. Bunun çoğu dış alımlara gidiyor. Kendi paramızla Batı sanayisini besliyoruz. Batı sanayisine muhtaçsanız kararlarınızda da özgür olamazsınız.”
İran ile ABD-İsrail arasındaki son savaşın ardından bölge ülkelerinin düşüncelerinde değişim meydana gelmesi gerektiğini savunan Khanfar şöyle söyledi:
“Bahsettiğim atılımı ancak bir araya gelirsek yapabiliriz. Bu yüzden umarım bölge ülkeleri, İran savaşından sonra yeni güç dengelerini, Amerikan gücünün bölgede açıkça zafiyet göstermesini ve İsrail gücünün tırmanışını düşünmeye başlarlar. Kardeşlerim, oturalım ve konuşalım. Karşılıklı şüpheler olduğunu, miras kalmış nefretler olduğunu biliyorum. Mezhepsel hassasiyetlerimiz ve miras aldığımız birçok şey var. Bunları çözemeyiz. Ama benim başka bir teklifim var: Çıkarlar üzerinden anlaşalım. Neden inatlaşıyoruz?”
Diyalog stratejik bir zorunluluktur
İran’ın bölgede tartışmasız bir güç haline geldiğini ifade eden Khanfar, Arap ülkelerinin çözümü Amerika’ya daha fazla yanaşmakta aramamaları gerektiğini ifade etti:
“Bu bölgenin liderleri kendileri ve ümmetleri için iyilik istiyorlarsa, bir araya gelmeli, buluşmalı, dayanışma içinde olmalı ve ortak çıkar ve vizyonlara dayalı kademeli bir entegrasyon sağlamalıdırlar. Ta ki küresel bir kutba dönüşene kadar. İran, Türkiye, Pakistan ve Arap dünyası bölgedeki medeniyet havzasının birer parçasıdırlar. Bu bileşenler arasındaki diyalog bir "güzel ahlak" meselesi veya iyi niyet göstergesi değildir. Bu, gerçek bir stratejik zorunluluktur. Tek bir devletin bunu kendi başına başarması imkansız. Bu yüzden bölgedeki büyük öncü devletlerin birlikte oturması gerekiyor.”
Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan’ın son zamanlardaki dörtlü görüşmelerinin bir adım olduğunu ifade eden Khanfar şöyle devam etti:
“İnşallah bu tür bir entegrasyon oluşur, ardından diğer ülkeler katılır ve İran'ı da bu alana dahil ederiz. İran hakkında senin veya benim fikrimin ne olduğundan bağımsız olarak şu an tek bir jeopolitik ve stratejik alandan bahsediyorum. İran hakkında konuşacak birçok konumuz olabilir, bu ayrı mesele. Ancak İran'a karşı diyelim ki bir Sünni ittifakı kurulursa bölgede yeni bir husumetin tohumlarını ekmiş oluruz.”
Mesele mezhep değil güç dengesi
İran ile Arap ülkeleri arasındaki temel sorunun “Şii-Sünni meselesi değil” güç dengeleri üzerinden şekillendiğini ifade eden Khanfar, çözümün bu konuda adımlar atmaktan geçtiğini ifade etti:
“Arap sistemi ile İran sistemi arasındaki güç dengesizliği, İran'ın kırk yıl boyunca uyguladığı net bir stratejiye sahip olmasından kaynaklanıyor. Arapların ise bir stratejisi yoktu. Farklı stratejilerimiz olduysa da bunların bir kısmı zaman zaman İran'ı düşmanlaştırmak, bir kısmı da İran'ı yatıştırmak üzerine kuruluydu. Tam olarak ne yapmak istediğimiz konusunda net değildik. Bunun değişmesi gerekiyor. Benim İran ile oturup çok güzel konuşabilmem ve masaya koyacak net kartlarımın olması lazım. İran'ın masaya koyacağı kartlar var. Benim de koyacağım kartlar olursa böylece bölgede arzuladığımız barışa ulaşabiliriz. Bence İran da bunun olmasını diliyor.”
Khanfar, bahsettiği çerçevenin mantıken karmaşık olmadığını ancak uygulama kısmına gelindiğinde birçok sorunla karşılaşılabileceğini; bunların başında da Batı, Amerika ve İsrail’in tavırları geldiğine dikkat çekerek şunları söyledi:
“Bölge liderleri, Amerikan tavsiyelerinden ve İsrail müdahalelerinden bağımsız olarak bu tür kararlar alabilir mi, alamaz mı? Temel mesele bu. Çünkü bu kararlar İsrail ve Amerika'nın çıkarları için değil, yalnızca halkımızın çıkarları doğrultusunda hareket etmemizi gerektirir. Dolayısıyla adı geçen dört ülke ya da bölgedeki diğer ülkeler kendi aralarında konuştuktan sonra teker teker Trump'ı ya da Netanyahu'yu arayarak "Sevgili kardeşim, şöyle şöyle oldu, buna onay veriyor musun?" dememeliyiz. Eğer işler böyle yürüyecekse hiçbir şey olmaz.”
"Son duraktayız"
Sözlerinin sonunda Khanfar, İslam ümmetinin stratejik bir tehditle karşı karşıya olduğunu vurguladı. Bu tehlikeye karşı “ya birleşeceğiz ya da dağılıp gideceğiz” dedi:
“Stratejik bilinç anlamında son duraktayız. Ya bu eşiği geçeriz ya da dağılıp gideriz. Karşımızdaki düşmanın stratejisi tamamen net. Biz ise hiçbir konuda net değiliz. Bu bir hakikat anıdır. Eğer bunu yapmazsak, tam bir stratejik boşluk içinde kalacağız. İleride bizi ve belki de tüm dünyayı vuracak olan ekonomik krizlerle birlikte geleceğin de yıkıcı olacağı konusunda uyarıyorum. Bu nedenle; sadece kameralar önünde yapılan, basın toplantılarındaki güzel sözler ve görüşlerin örtüştüğü söylemleriyle değil, entegrasyonla, bütünleşme teorileriyle, gerçek ve ciddi bir stratejik diyalogla hazırlıklı olmalıyız.”(İslami Analiz)

















