Ankara’da kavga NATO’da mutabakat / Fikret Akfırat yazdı...
"Emperyalizmin askerî örgütlerinden demokrasi değil, hegemonyacı dayatmalar gelir. NATO’nun demokrasi diye pazarladığı, emperyalist hegemonyacı uluslararası sistemin devamını sağlayacak bir düzendir."
Ankara’da yapılan NATO Zirvesi’nde ne çıktı?
En başa yazılması gereken, içi boş böbürlenmeler eşliğinde yapılan vıcık vıcık NATO yağlamasıyla Ak Parti Hükümeti’nin “yerli ve milli” cilasının dökülmesi.
Üstelik bu manzara, her ne kadar bu toplantıdan gelişen dünyayı hedef alan önemli kararlar çıksa da en başta patron ABD ile Avrupa arasında açılan makas ve üyeleri arasında farklı öncelikler nedeniyle İttifak’ın çatırdadığı koşullarda ortaya çıkıyor. Zirve’nin son günü basına yansıyan haberlerin büyük çoğunluğu, Arnavutluk’ta toplanacağı açıklanan bir sonraki Zirve’nin büyük olasılıkla yapılamayacağı üzerineydi. Yine de yanıltıcı olmasın: NATO eski NATO değil, baş emperyalist ABD geriliyor, emperyalist ülkeler arasında önceki döneme göre çelişmeler arttı, fakat o örgütü kuran, yöneten emperyalist sistem devam ediyor. Yani “şanlı geçmiş” göndermelerine dayanan avuntuyla, debdebeli törenlerle caka satarak emperyalist sistemin Türkiye üzerindeki tahakküm çabası bertaraf edilemez.
NATO’culuk yarışı
AK Parti, NATO’yu “yerli ve milli” cilayla savunuyor. CHP ise “demokrasi” söylemiyle NATO’ya sarılıyor. Farklı görünen iki siyaset, NATO söz konusu olduğunda aynı stratejik zeminde buluşuyor. Mahkemenin kongreyi iptal kararından sonra CHP Genel Başkanlığı düşen ve ayrı parti hazırlığındaki Özgür Özel, önce Newsweek’te, ardından Project Syndicate’de NATO liderlerine “biat” dilekçesi yazdı.
Özel, “Türkiye’de demokrasinin yeniden tesisi artık yalnızca bir iç mesele değildir.” diyerek Türkiye’deki siyasal mücadeleyi NATO’nun ve Batı’nın ortak meselesi olarak tanımlıyor. Özel’in ekürisi Ekrem İmamoğlu da, daha önce Financial Times’ta yayımlanan yazısında “Türkiye’nin demokratik geleceğinin Avrupa’nın ve transatlantik güvenlik düzeninin geleceği açısından da belirleyici olduğunu” savunmuştu. Ortak nokta şu: “Türkiye’de demokrasi zayıflıyor; demokratik bir Türkiye NATO’yu, Avrupa’yı ve Batı ittifakını güçlendirecektir. Bunun için bizi destekleyin”.
NATO’nun demokrasi sicili
Peki NATO gerçekten bir “demokrasi ittifakı” mıdır?
Bunun yanıtını, İkinci Dünya Savaşı sonrası tarihte açıkça görebiliriz. Kore’den Vietnam’a uzanan savaşlar milyonlarca insanın yaşamına mal oldu. Türkiye’de, İran’da, Latin Amerika’da darbeler örgütlendi, Afrika’da bağımsızlık mücadelelerine karşı kanlı operasyonlar tertiplendi, Batı Asya’da rejim değiştirme operasyonları birbirini izledi. Yugoslavya NATO tarafından bombalandı. Afganistan yirmi yıl boyunca işgal edildi, devleti dağıtıldı. Libya, “insani müdahale” söylemiyle parçalandı. Türkiye de NATO’nun kanlı tarihinin eşsiz laboratuvarlarından biridir. 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri, bu darbeler için yürütülen NATO’nun paralel devlet mekanizmasıyla düzenlediği operasyonlar, daha dün apaçık bir NATO operasyonu olan FETÖ’cü 15 Temmuz 2016 darbe girişimi, NATO’nun demokrasi sicilini ortaya koyan somut örnekler.
Bunların hepsi aynı Atlantik stratejisine ve NATO üyesi devletlerin askerî-siyasi tercihlerine göre şekillendi. Portekiz’deki Salazar diktatörlüğü, Yunanistan Albaylar Cuntası, Türkiye’deki askerî darbeler... NATO açısından belirleyici olan hiçbir zaman demokrasinin niteliği olmadı. Asıl ölçüt emperyalist sisteme bağlılıktı.Soğuk Savaş döneminde Atlantik/NATO kendini “hür dünya” olarak tanımladı. NATO ise bu dünyanın askerî gücüydü. Bugün aynı siyasal çerçeve farklı kavramlarla yeniden inşa ediliyor. “Komünizm tehdidi”nin yerini bugün “otoriterlik”, “demokratik gerileme” ve “değerler ittifakı” alıyor.
NATO demokrasisinin ‘solcu’ aşıkları
İmamoğlu ve Özel NATO başkentlerine gönderdikleri dilekçelerde, NATO’yu demokrasi ile eşitleyerek “bize destek verirseniz NATO güçlenir” diyor. Bu bir siyasal programdır. Dikkat çekici olan, kendisini sosyalist ya da devrimci olarak tanımlayan bazı çevrelerin de Özel-İmamoğlu ikilisinin kuyruğuna takılması.
Türkiye’de ve dünyada temel siyasal ayrım emperyalist müdahale girişimleri ile milli devletlerin bağımsızlık mücadelesi arasındaki çelişkidir. Bu temel çelişme gözden kaçırıldığında, kendisini sol olarak tanımlayan çevrelerin NATO söyleminin gönüllü savunucusu hâline gelmesi şaşırtıcı olmuyor. Tarihsel perspektif ışığında, güncel saflaşmaları esas almadan emperyalizme karşı yüksek perdeden atılan sloganlar, NATO’yu demokrasiyle özdeşleştiren siyasal programın kuyrukçusu olma gerçeğini değiştirmiyor.
Emperyalizmin askerî örgütlerinden demokrasi değil, hegemonyacı dayatmalar gelir. NATO’nun demokrasi diye pazarladığı, emperyalist hegemonyacı uluslararası sistemin devamını sağlayacak bir düzendir. Türkiye’nin ihtiyacı ise NATO demokrasisi değil, halka dayanan, kamusal çıkarı esas alan ve bağımsızlığın güvencesi olan milli demokrasidir.(Fikret Akfırat/Aydınlık)

















