Trump, Türkiye’yi vazgeçilmez bir müttefik olarak görüyor
Trump, S-400 ihtilafına rağmen, bölgesel düzeni yeniden şekillendirme stratejisinin temel taşı olarak Türkiye’ye güveniyor.
Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı ve ABD’nin gelişmiş beşinci nesil F-35 hayalet avcı uçağı için Joint Strike Fighter (JSF-Müşterek Taarruz Uçağı) programına katılabilmek amacıyla elinden çıkarmak zorunda olduğu S-400 füze sisteminin akıbetine ilişkin Ankara’da hafta sonu yapılacağı söylenen açıklama henüz ortada yok. Tek bildiğimiz, Başkan Donald Trump’ın yedi yıl önce Türkiye’nin Rus hava savunma sistemlerini satın alması nedeniyle Ankara’ya uygulanan yaptırımların yakında kaldırılacağını açıklamasının ardından, ABD’nin NATO’nun ikinci en büyük askeri gücü olan Türkiye’ye silah satışını yeniden başlatmaya hazır olduğu. Trump, Türkiye’nin Ortak Taarruz Uçağı programına katılımının yeniden sağlanması konusunda yakında nihai bir karar vereceğini söyledi.
ABD’nin “iş odaklı” Başkanı Trump, Çarşamba günü Ankara’da düzenlenen NATO zirvesinde gazetecilere, “Dostlarımıza yaptırım uygulamak istemiyoruz” derken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile arasındaki “iyi uyumu” vurguladı. Trump, Türkiye’nin programa katılımının yeniden sağlanması konusunda yakında nihai bir karar vereceğini de sözlerine ekledi. Trump’ın bu açıklamaları, Ankara’nın Rus S-400 sistemlerini üçüncü bir ülkeye devredeceği ve “görüntüyü kurtaracak” türden bir anlaşma yapılacağına dair spekülasyonları körükledi.
Pentagon, F-35’lerin görünmezlik yeteneklerinin Rus radar teknolojisine maruz kalması halinde tehlikeye girebileceğinden endişe duyuyorsa, aynı şekilde Moskova da kendi gelişmiş füze teknolojisinin üçüncü bir ülkeye devredilmesi konusunda söz sahibi olacaktır.
S-400 ikilemi ve Trump’ın yeni başlangıcı
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Haziran ortasında Rusya’ya 3 günlük bir ziyaret gerçekleştirdi. Ziyaret sırasında Rus mevkidaşı Sergey Lavrov’un yanı sıra, Rusya Genelkurmay Başkanlığı Ana İstihbarat Müdürlüğü (GRU) Başkanı Amiral İgor Kostyukov ve Rusya Dış İstihbarat Servisi ile başkanlık idaresinden bir dizi temsilci ile görüşmelerde bulundu. Bu görüşmelerin ardından Başkan Vladimir Putin, Kazan’da Fidan’ı olağanüst bir jest göstererek kabul etti.
Kazan’daki toplantıya ilişkin Kremlin açıklaması, Putin’in açılış konuşmasından alıntılar içeriyordu ve Aralık 2024’te Suriye’de Türkiye’nin desteğiyle Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) lideri Ahmed Şara’nın Beşar Esad’ı devirmesi ve Esad’ın Moskova’ya kaçmak zorunda kalmasıyla son yıllarda kötüye giden ilişkilerde bir düzelme sinyali verdi.
İlginç bir şekilde, Fidan’ın ziyaretine ilişkin Rus medyasında S-400 füzelerinin teslimi konusundan bir ‘gündem maddesi’ olarak bahsedilmedi. Ancak üç hafta sonra geçen hafta, Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov, günlük basın toplantısında gazetecilerin sorularına yanıt verirken, bunun “son derece hassas” bir konu olduğunu kabul etti ve Moskova ile Ankara arasında görüşmelerin sürdüğünü belirtti. Peskov’un açıklamaları, konunun hâlâ çözümlenmemiş olduğunu gösteriyor: “Bu konuda Türk tarafıyla temaslarımız oldu ve temaslarımızı sürdüreceğiz.”
“Katar en güçlü aday”
Rus gazetesi Vedemosti; 2019 tarihli sözleşmenin şartlarını aktarırken, değeri 1,25 milyar dolar olan iki S-400 sisteminin, Türkiye tarafından ancak Moskova’nın izniyle üçüncü bir ülkeye devredilebileceğini vurguladı. 9 Temmuz’da, Türkiye'nin Hürriyet gazetesi, Ankara'nın S-400’leri Basra Körfezi ülkelerinden biri olan Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) veya Katar’a satacağını iddia etti:
“Ulusal Araştırma Üniversitesi Yüksek Ekonomi Okulu’na bağlı Dış Ekonomik İlişkiler Enstitüsü’nün Askeri ve Ekonomik Araştırmalar Merkezi Direktörü Prokhor Tebin’e göre, Türkiye-Rusya işbirliğinin çok yönlü yapısı göz önüne alındığında, Ankara için bir çözüm bulunma olasılığı yüksek. Tebin, bir Körfez ülkesine konuşlandırılan Rus sisteminin, daha önce NATO üyesi Türkiye için oluşturduğu riskten daha fazla askeri-teknik risk oluşturmadığına inandığını söyledi.”
Vedemosti'ye göre, Katar, Türkiye’nin S-400’leri için en güçlü aday konumunda. Katar, bölgedeki Türkiye’nin en önemli Arap ortağı ve ülkede bir Türk askeri üssü bulunuyor. Katar Emirliği aynı zamanda ABD Hava Kuvvetleri’nin ana üslerinden birisine ve ABD Merkez Komutanlığı’nın karargahına da ev sahipliği yapmakta. Gazete şu değerlendirmeyi aktardı:
"HSE Dünya Ekonomisi ve Uluslararası İlişkiler Fakültesi’nden analist Alexander Nadzharov’a göre, olası bir senaryo, S-400’lerin Katar’daki bir Türk üssüne aktarılması ve sistemlerin Katar ile yapılan bir savunma anlaşması kapsamında resmi olarak Türkiye’nin kontrolü altında kalmasıdır. Nadzharov, bunun Türkiye’nin F-35 programına katılımının önündeki engelleri ortadan kaldıracağına inanıyor. Ayrıca analist, S-400'lerin teslim alınmasıyla birlikte Katar veya BAE'nin füze ve yedek parça satın alma sorunuyla karşı karşıya kalacağını belirtiyor.
Rusya'nın askeri-teknik işbirliği sistemine yakın bir kaynağa göre, İsrail'in Türkiye'ye F-35 teslimatını engelleme kabiliyeti bulunduğundan, Türkiye'nin Amerikan uçaklarının teslimatına ilişkin kesin garantiler alana kadar S-400 anlaşmasının gerçekleşmesi olası görünmüyor."
Rusya, Türkiye’nin stratejik dönüşümünü dikkatle izliyor
Rus diplomasisinin köklü gelenekleri doğrultusunda, Kremlin’in düşünce yapısının “bütüncül” bir şekilde ilerlemesi gayet mantıklıdır. Türkler, Rus diplomasisine alışkındır; bu durum, Fidan’ın Ukrayna savaşı konusunda Moskova ile Kiev arasında olası bir arabuluculukla ilgili bazı önerileri de Moskova’ya götürmesini muhtemelen izah etmektedir. Nitekim Lavrov, daha sonra “(Fidan ile yapılan görüşmelerde) uluslararası gündemin ana konularından birisi, Türkiye’nin (Rusya ve Ukrayna arasındaki) müzakerelerde sadece bir platform sağlamakla kalmayıp, faydalı olmaya yönelik ilgisini teyit etmiş olmasıydı. Tabii ki her iki taraf da bunu mümkün görürse” dedi.
Trump yönetiminin barış girişimlerini neredeyse tamamen rafa kaldırmış ve bunun yerine Ukrayna hükümetine askeri ve istihbarat desteğini görünüşe göre iki katına çıkarmış, -hatta Ukrayna’nın Rus topraklarına yönelik uzun menzilli füze saldırılarına bile katılmış olması koşullarında, Rusya’nın Türkiye’den herhangi bir arabuluculuk rolü beklemesi olası görünmüyor. Elbette, son günler ve haftalarda gelen Rus açıklamaları; ABD'nin bu tutum değişikliğini, Biden yönetiminin Ukrayna savaşında Rusya'ya stratejik bir yenilgi yaşatma ve küresel sahnede etkili bir aktör olma kapasitesini ortadan kaldırma gündemine geri dönüş olarak -sert bir dille- nitelendirmiştir.
Rusya-ABD ilişkilerindeki bu eğilimler, şüphesiz S-400'lerin transferi meselesini önemli ölçüde etkileyecektir; zira bu mesele, nihayetinde Türk-ABD ilişkilerindeki son dönemde yaşanan canlanmanın -özellikle de Trump ile Erdoğan arasındaki kişisel uyumun merkezinde yer alan- bir göstergesidir ve bölgedeki birçok cephede Rusya'nın çıkarları üzerinde derin sonuçlar doğurmaktadır.
Trump’ın bölgesel stratejisinde Türkiye’nin artan rolü
Türkiye’nin turbo şarjlı bir ekonomiye dönüştüğüne dair işaretler şimdiden ortaya çıkmaya başladı. Moskova, Türklerin bölgedeki güç dengesinde “kararsız devlet” olma kapasitesinin ne anlama geldiğini çoktan tecrübe etti.
Türkiye, Suriye’deki rejim değişikliğinin yanı sıra, Rusya’yı kenara iten Trans-Kafkasya jeopolitiğindeki tektonik değişimde ve ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşta da belirleyici bir rol oynadı. Gelecekte Karadeniz’de Rusya ile askeri çatışma planları yapan NATO’nun bölgedeki varlığını güçlendirmeye hazırlandığı bu dönemde Ankara, 1994 Türk Boğazları Yönetmeliği kapsamında önemli bir aktör olmaya devam edecektir; Batı, Orta Asya’yı göz önünde bulundurarak Rusya ve İran’ın “gölü” olan Hazar Denizi’ne erişimini pekiştirmeye çalışırken, tüm bunlar Doğu Akdeniz’deki Rus varlığını kısıtlamak için Türkiye ile NATO arasındaki stratejik yakınlaşmayı arka plan olarak alıyor.
Kuşkusuz, Rusya’nın hesaplamalarında tüm bu senaryoların etkileşimi, Türkiye’deki S-400 sisteminin gelecekteki mülkiyeti konusunda Rusya’nın düşünceini etkileyecektir. Her şeyden önce, Rusya’nın kendi kullanımı için füze sistemini geri alma gibi bir olasılık mevcut; tabii ki, bunun için tarafların bir anlaşmaya varmaları gerekiyor. Bu noktada önemli olan, Türkiye ile Rusya arasında imzalanan orjinal S-400 anlaşmasının hükümlerine bağlı kalınmasıdır.
Bununla birlikte Trump, Ankara’nın elindeki S-400 füzelerinin akıbeti ne olursa olsun, Türk-Amerikan askeri işbirliğini yeniden şekillendirmek, canlandırmak ve güçlendirmek amacıyla Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarını kaldırmaya hazırlanıyor. Bu, S-400 meselesinin artık Pentagon için o kadar da önemli bir engel teşkil etmediği anlamına gelir. Başka bir deyişle, bu aksaklık Washington'un Ankara'ya yönelik stratejisinde bir kayma işareti olmaktan çok, NATO'yu yeniden şekillendirmeyi, İran'ı kontrol altında tutmayı ve bölgesel krizlerde Türkiye'ye kilit bir rol vermeyi amaçlayan, henüz hazırlık aşamasında olan daha geniş bir ABD senaryosunun parçasıdır.
Şunu söylemek yeterlidir: Türkiye’ye F-35 savaş jetlerinin satılmasına ilişkin nihai karar ne olursa olsun, - ki bu karar, anlaşmayı engellemek için her yolu deneyen, Washington’da faaliyet gösteren çeşitli lobi grupları (İsrail, Yunanistan, Kıbrıs, Körfez Arap ülkeleri, Ermenistan vb.) nedeniyle büyük dirençle karşılaşacaktır- Trump, Erdoğan yönetimindeki Türkiye’yi kendi daha geniş stratejisini güçlendirmek için kilit bir müttefik haline getirmeye kesin kararlıdır.
Bu durum, General Electric’in F-110 motorlarının KAAN projesine entegrasyonu konusunda Ankara’yı teskin etmek için Kongre’deki engelin kaldırılmasından da açıkça anlaşılmaktadır. Bu entegrasyon, gelişmiş bir aşamada olan ve önümüzdeki yıllarda hizmete girmesi beklenen yerli beşinci nesil savaş uçağı geliştirme projesine ilişkin Türkiye’nin son derece iddialı ulusal öncelikli projei için oyunun kurallarını değiştirecek bir gelişme olacaktır.(MK Bhadrakumar/The Cradle)

















