Tümgeneral Rızai: “Hem savaş hem müzakere” politikası bitmiştir
“Hem müzakere hem savaş” politikasının sona erdiğini ilan ediyorum. Eğer Amerikalılar önümüzdeki günlerde savaşı sürdürürlerse, taarruz ve tam imha aşamasına geçeceğiz; yani artık konu sadece kısasa kısas (misilleme) olmayacak”
Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Üyesi Tümgeneral Muhsin Rızai, bu akşam katıldığı “Özel Haber Söyleşisi” programında İran ile ABD arasındaki müzakere sürecine değinerek şunları söyledi:
“Gemilerin günlük geçiş güzergâhı açıkken Amerikalılar; bazı hedeflere saldırmak ve askeri baskı uygulamaya çalışmak gibi eylemlerle taarruzda bulunarak taahhütlerini fiilen ihlal ettiler.”
Rızai, bir anlaşma imzalanmasının planlandığını ancak Pakistan Başbakanı dahil bazı tarafların siyasi müzakereleri ilerletme yönündeki baskılarıyla görüşmelerin devam ettiğini belirtti. İlk tur müzakerelerin İslamabad’da yapıldığını ve yaklaşık 20 saat sürdüğünü ifade etti.
Tümgeneral Rızai şöyle devam etti: “Tam da o dönemde, İran müzakerelerle meşgulken Amerikalılar deniz ablukası uygulama peşindeydi ancak bu hedefe ulaşmada başarısız oldular. Ardından tek taraflı ateşkes ilan ettiler; tanker uçaklarını ve askeri teçhizatlarını artırarak sahte bir özgüvene kapıldılar.”
Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Üyesi, Amerikalıların askeri kapasitelerini tamamlayarak müzakereleri, ilk anlaşmaların ve atılan imzaların aksine kendi istedikleri yöne çekebileceklerini zannettiklerini belirtti.
Devrim Lideri’nin (Ayetullah Hamaney) ve İran halkının açgözlülüğe karşı direniş vurgusunu hatırlatan Rızai, “Müzakere heyetine de her zaman dik durarak milletin haklarını savunmaları ve şartlara göre mutabakat metinlerinde gerekli düzeltmeleri yapmaları tavsiye ediliyordu” dedi.
Tümgeneral Rızai, karşı tarafın bu derece samimiyetsizliği ve adaletsiz tutumu nedeniyle şartların değiştiğini ve Amerikalıların bir kez daha yanlış hesap yaptığını kaydetti.
“Amerikalıların davranışı, çok korkan ve etrafındaki her şeye ateş eden birine benziyor”
Sekiz yıllık Kutsal Savunma döneminin Devrim Muhafızları Komutanı, düşmanın son birkaç gündür gerçekleştirdiği saldırılara değinerek şunları söyledi: “5 veya 6 gündür ülkenin güney eyaletlerini füze yağmuruna tutuyor ve bombalıyorlar; Huzistan, Buşehr, Hürmüzgan ve Sistan-Beluçistan eyaletlerini hedef aldılar.”
Rızai, bu durumun bir şey yapmak isteyen ama çok korktuğu için etrafındaki her şeye ateş eden birinin davranışına benzediğini belirterek, “Bir niyetleri var ve bir eyleme kalkışmak istiyorlar ancak İran’ın batısından doğusuna kadar her yeri füzelerle ve bombalarla hedef alıyorlar” dedi.
Tümgeneral Rızai, düşmanın karakolları vurduğunu, hastaneleri hedef aldığını ve kuzey eyaletlerini ülkenin güneyine bağlayan köprülere saldırdığını aktardı.
İran İslam Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri’nin verdiği karşılığa değinen Rızai, şu ifadeleri kullandı:
“Elbette biz de güçlü ve peş peşe tokatlar attık, atmaya da devam edeceğiz; bu eylemlerin hesabını geçmişten daha ağır soracağız. Silahlı Kuvvetlerimizin, Devrim Muhafızları Ordusu’nun, Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri’nin, Devrim Muhafızları Hava-Uzay Kuvvetleri’nin ve İran İslam Cumhuriyeti Ordusu’nun peş peşe, sert ve yıkıcı tokatları inmeye devam ediyor.”
Düşman yeni bir operasyon planı peşinde
Kutsal Savunma dönemi Devrim Muhafızları Komutanı, düşmanın son eylemlerinin bir operasyonun ön hazırlığı olduğunu belirterek, “Bu işleri, daha sonra açıklayacağım bir operasyon için yapıyorlar. Dolayısıyla altı-yedi gün önce bir savaş başlattılar ve deniz ablukasına benzer yeni bir hamleyle bunun yanı sıra bizim direnişimizi kırmanın peşindeler” dedi.
Rızai, düşmanın deniz baskısı yaratarak ve bazı noktaları ele geçirerek, sonrasında müzakere aşamasına geçebilecekleri bir zemin hazırlamayı düşündüklerini ekledi.
Düşmanın muhtemel senaryoları
Tümgeneral Rızai, düşmanın muhtemel hedeflerine ilişkin şunları söyledi: “Her halükarda bunların operasyonel bir niyeti var; bu eylem ya başarısızlıkla sonuçlanan İsfahan operasyonuna benziyor ya da nükleer tesislerimizi bombalamak istiyorlar. Birkaç kez imha ettiklerini iddia ettikleri ama saldırmak için yeniden hamle yapmak istedikleri o tesisleri…”
Rızai sözlerini şöyle sürdürdü: “Diğer bir ihtimal ise topraklarımızın bir kısmını hava indirme operasyonuyla hedef almak, asker çıkarmak ve ‘Hem denizden bloke edildiniz, hem toprağınızın bu kısmı elimizde, hem de bombalandınız; şimdi gelin müzakere edelim’ demek istemeleridir.”
Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Üyesi, “Onlar mutabakat metninin şu birkaç maddesini düzeltin ve değiştirin, o zaman müzakereye hazırız demek istiyorlar” diye ekledi.
“Hem savaş hem müzakere” politikası bitmiştir
Tümgeneral Rızai şu vurguyu yaptı:
“Şunu söylemek istiyorum: ‘Hem savaş hem müzakere’ politikası bitmiştir; hem savaşalım hem müzakere edelim konusu sona ermiştir. Bunu tüm Silahlı Kuvvetler adına ifade ediyorum.”
Rızai, bugüne kadar savaşı ne genişletme ne de taarruza geçme amacı gütmediklerini belirterek, “Biz ne yaptık? 12 gün süren savaşta gerçekten bölgenin çatışmaya sürüklenmemesini amaçladık” dedi.
Kutsal Savunma dönemi Devrim Muhafızları Komutanı, “ABD ve İsrail 12 günlük savaşta bize saldırmasına rağmen, biz ne ABD’nin Kuveyt’teki üssüne ne de başka bir yere saldırdık” diye hatırlattı.
Rızai, “12 günlük savaştan sonra, ‘Savaşı yeniden başlatırsanız bu bölgesel bir savaşa dönüşür’ demiştik. Maalesef savaşı başlattılar ve savaşı kendileri bölgeselleştirdiler” dedi.
İran’ın stratejisi: Caydırıcılık ve kısasa kısas
Tümgeneral Rızai, İran İslam Cumhuriyeti’nin her iki savaştaki stratejisinin de caydırıcılığa dayandığını belirteğini ifade ederek, “Her iki savaşta da politikamız caydırıcılık ve kısasa kısas üzerineydi; yani onlar füze atıyor, biz de sert ve güçlü füzelerle karşılık veriyoruz” dedi.
Bunun diğer bir ifadesinin “göze göz” olduğunu belirten Rızai, asıl hedefin caydırıcılık ve çatışmaya son vermek olduğunu söyledi.
Hürmüz Boğazı konusuna da değinen Konsey Üyesi, “Hürmüz Boğazı ile ilgili attığımız adım da çatışmayı sona erdirmek içindi” dedi.
Rızai şöyle devam etti: “Hürmüz Boğazı’nda güvenliği sağlamanın bizim için iki hedefi vardı ve vardır; ilki kendi güvenliğimizdir. Düşman bir gücün bu boğazdan geçerek Basra Körfezi’ne girmesine izin veremeyiz.”
Tümgeneral Rızai, Hürmüz Boğazı’nın önemine dikkat çekerek, “Basra Körfezi’nin büyük bir kısmı bizim güvenlik alanımıza aittir ve eğer düşman güçler Hürmüz Boğazı’nı geçip Basra Körfezi’ne girerse, güvenliğimiz hangi mekanizmayla sağlanacak?” dedi.
Rızai, “Biz Hürmüz Boğazı’nı kendi güvenliğimiz ve kötülükleri engellemek için istiyoruz. İkinci mesele ise dünya ekonomik güvenliğidir; eğer biz bu bölgenin güvenliğini sağlamazsak, büyük küresel çatışmalar tam da bu Basra Körfezi’nden başlayabilir” diye ekledi.
Hürmüz Boğazı’nın yönetimi: bölgesel bir meselenin ötesinde
Tümgeneral Rızai, bazı ülkelerin Hürmüz Boğazı’nın yönetimine ortak olma taleplerine değinerek, “Amerikalılar ‘Bizim için sorun yok, siz yönetin ama izin verin biz de ortaklaşa yönetelim’ diyorlar. Soru şu: Ortak yönetim ne demek? Bu, ABD’nin dünya enerji boğazında rol oynaması demektir” dedi.
Rızai sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunu Avrupa, Rusya ve Çin bile kabul etmez; çünkü neden bir ülke dünya enerji boğazının yönetimini elinde bulundurmak istesin? Bunun nedeni, petrol ve benzin fiyatlarını kontrol etmek ve küresel ekonomiyi etkilemektir.”
Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Üyesi, “Bu adımın anlamı, ABD’nin küresel savaşlarını ve Rusya, Çin ve diğer ülkelerle olan rekabetini Basra Körfezi üzerinden yürütmek istemesidir; tıpkı İkinci Dünya Savaşı’nda İran’ın tarafsızlığını ilan etmesine rağmen yabancı güçlerin ülkeye girmesi gibi” dedi.
Rızai, “Dolayısıyla Basra Körfezi’nin güvenliği hem doğrudan bizim güvenliğimizle ilişkilidir hem de dolaylı olarak küresel güvenlik ve küresel ekonomiyle bağlantılıdır. İran dışında hiçbir şahsın veya ülkenin bu bölgeyi yönetmesine izin vermemeliyiz; aksi takdirde küresel çatışmalar ve hesaplaşmalar bu bölgeye ve komşu ülkelere taşınacaktır” şeklinde konuştu.
ABD’nin Hürmüz Boğazı’nın bağımsız yönetiminden duyduğu endişenin nedeni
Tümgeneral Rızai, “Hürmüz Boğazı İran’a aittir ve ABD’nin, İran İslam Cumhuriyeti’nin bu boğaz üzerindeki resmi egemenliğinden bu derece endişe duymasının nedeni de budur” vurgusunu yaptı.
Rızai, “Onlar, Hürmüz Boğazı bağımsız olursa ve İran İslam Cumhuriyeti gibi bağımsız olan asıl sahibi, yani İran tarafından yönetilir ve ABD gibi uluslararası güçlerin müdahalesi engellenirse, ABD’nin Rusya, Çin ve diğer ülkelerle olan küresel rekabetindeki çıkarlarının azalacağını hissediyorlar” dedi.
ABD ile Avrupa arasındaki ekonomik anlaşmazlıklara değinen Konsey Üyesi, “Daha bugün Amerikalılar Avrupa’ya karşı gümrük vergileri uygulamadı mı? Avrupalılar karşılık vereceklerini söylemedi mi? Gelecekte ABD Hürmüz Boğazı’nda yönetime ortak olmak istese bile, ABD ile Avrupa arasında da çatışma ve anlaşmazlık çıkabilir” dedi.
Rızai, “Bu nedenle hem kendi güvenliğimiz hem de küresel ekonomi güvenliği için Hürmüz Boğazı’nı sıkı bir şekilde yönetmeli ve küresel ticaretin devam etmesine izin vermeliyiz” diye devam etti.
Hürmüz Boğazı’nın kapatılma nedeni
Tümgeneral Rızai, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki adımı hakkında şunları söyledi: “Şu an boğazı kapatmış olmamızın nedeni, Amerikalıların kötülük peşinde olması ve bizim de onlara karşı bu adımı atmış olmamızdır.”
İran’ın çatışmayı başlatmadaki rolüne yönelik bazı eleştirilere değinen Rızai, “Ülke içinde bazılarının ‘İran suçlu, çünkü çatışmayı İran başlattı’ dediğini duydum; soru şu: Biz nerede başlattık? Biz Hürmüz Boğazı’nı, ABD hem fiilen hem de sözle mutabakat anlaşmasından çıktığında kapattık, dolayısıyla bu adımı atmalıydık” dedi.
Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Üyesi, “Biz direniyoruz; Basra Körfezi’ni güvenliği bize aittir, Hürmüz Boğazı’nın güvenliği de bize aittir” vurgusunu yaptı.
“Hem savaş hem müzakere” politikasının sonu
Düşmanın yeni baskılar yaratma çabasına değinen Rızai, “Yeniden başlattıkları deniz meselesinin yanı sıra, yeni bir baskı noktası oluşturmak istiyorlar ve yine ‘Hem müzakere hem savaş’ demek istiyorlar” dedi.
Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Üyesi şu kararlılığı ifade etti:
“İlan ediyorum ki ‘hem müzakere hem savaş’ politikası bitmiştir. Eğer Amerikalılar önümüzdeki günlerde savaşı sürdürürlerse, tamamen taarruz aşamasına geçeceğiz; yani artık konu sadece kısasa kısas olmayacak.”
Rızai, “O aşamada, İran’ın taarruz güçleri karşısında hiçbir siyasi sınırın güvenliği kalmayacaktır. Elbette biz tüm hükümetlere saygı duyuyoruz ve halkları kardeşimiz olarak görüyoruz, ancak saldırı karşısında Amerikan güçlerini ve Amerikan üslerini taarruz yaklaşımıyla hedef alacağız” dedi.
Savaşın genişlemesinin sonuçlarına dair uyarı
Tümgeneral Rızai, İran İslam Cumhuriyeti’nin daha geniş kapsamlı mülahazalar nedeniyle şimdiye kadar yeni aşamaya geçmekten kaçındığını belirterek, “Bu mülahazanın sebebi, eğer bu aşamaya geçersek bölgesel ve uluslararası krizlerin ve meydan okumaların tetiklenecek olmasıdır” dedi.
Rızai, “Türkiye ile Siyonist rejim arasında kriz çıkabilir, Suudi Arabistan ile diğer bazı ülkeler arasında anlaşmazlıklar baş gösterebilir, Çin ile Tayvan arasında çatışma yaşanabilir ve Rusya ile Avrupa arasındaki gerilimler de artabilir” diye ekledi.
Konsey Üyesi şöyle devam etti: “Biz böyle bir şeyin olmasını istemiyoruz ancak Amerikalılar savaşı bölgeselleştirdikleri gibi bizi de savaşın bölgeselleşmesine mecbur bıraktılar. Bu, Amerikalıların yaptığı bir diğer hesap hatasıdır.”
Bölge ülkelerine çağrı
Rızai, bölge ülkelerinin halklarına hitaben şunları söyledi: “Kuveyt halkından, ilahi peygamberlerin ayak bastığı yer olan aziz Ürdün halkından, Abu Dabi halkından, Katar halkından ve tüm bölge halkından bu savaşın alevlenmesini engellemelerini istiyorum.”
Rızai, “ABD ve Siyonist rejimin bölgede bu şekilde at koşturmasına ve hesapsız kitapsız eylemlerine devam etmesine izin vermeyin” dedi.
Cevapların sertleşeceği uyarısı
Tümgeneral Rızai, savaş meselesinin ciddi olduğunu belirterek, “Yeniden müzakere ve yeniden savaşın devam edebileceğini düşünen ABD politikası hiçbir yere varmayacaktır” dedi.
Rızai şu vurguyu yaptı: “Biz şu anki kısasa kısas ve caydırıcılık aşamasında bile şiddetli darbeler vuruyoruz ve önümüzdeki günlerde bunun şiddetini artıracağız.”
Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Üyesi, “Amerikalılar İHA dalgalarını beklesinler; füze dalgalarını beklesinler. Artık konu bir, iki veya üç füze olmayacak” diye ekledi.
Amerikan askerlerinin İran toprağına çıkarma yapması ihtimaline değinen Rızai, “Farz edelim ki bir noktaya asker çıkarabildiler, peki sonra nasıl çıkacaklar? Nasıl kaçacaklar? Kesinlikle İsfahan hadisesinde Amerikan askerlerinin başına gelenlerin aynısı onların da başına gelebilir ve büyük bir belaya batabilirler” dedi.
Tümgeneral Rızai konuşmasının bu bölümünün sonunda, “Bu kadar baskıya rağmen Amerikalıların neden savaş yoluna girdiğini incelemek gerekir” dedi.
“Trump itibarsız ve alay konusu birine dönüştü”
Kutsal Savunma dönemi Devrim Muhafızları Komutanı, Donald Trump’ın açıklamalarına ve davranışlarına değinerek şunları söyledi: “Çok terbiyesiz bir şahısla karşı karşıya kaldığınızda, ona sürekli cevap vermek ona bir nevi önem vermek gibi algılanabilir; ancak bence bugünün dünyasında artık kimse Trump’a itibar etmiyor.”
Rızai, “Trump bugün şakalara, alaylara ve fıkralara konu olan bir figüre dönüştü. O, hesap kitap yapmadan sürekli terbiyesizce davranışlar sergileyen, sözlerinde ve eylemlerinde hiçbir rasyonel ve mantıklı hesap görülmeyen biridir” dedi.
Tümgeneral Rızai, “Bu eylemlerin cevabını sahada alacaklarından emin olsunlar. Gerekli cevapları vereceğiz ve öyle bir şey yapacağız ki gelecekte kendi ülkesinde bile artık bir yeri kalmayacak” ifadelerini kullandı.
Rızai sözlerini şöyle sürdürdü: “ABD’yi yanlış bir yola sürükleyen ve bu ülkeyi sorunlarla karşı karşıya bırakan bir lider olarak Trump, kendi halkının da tepkisiyle karşılaşacaktır. Onun davranışı bizim açımızdan akılcı hesaptan yoksun; ahmakça, saygısızca ve küstahça bir davranıştır.”
“İran’ın Trump’ın sözlerine cevabı sahada verilecektir”
Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Üyesi, “Söylediği her terbiyesizce söze ve sergilediği davranışa karşı gerekli cevaplar dostlarımız ve şahsım tarafından verilecektir” dedi.
Düşmanın İran topraklarının bir kısmını ele geçirme çabası ihtimaline değinen Rızai, “Topraklarımızın bir noktasını almak istemelerine gelince; taarruz aşamasına geçebilir, savunma, caydırıcılık ve misilleme pozisyonundan çıkabiliriz” dedi.
Tümgeneral Rızai, “Eğer düşman İran topraklarının bir kısmını ele geçirmek için bir eyleme kalkışırsa şartlar değişir ve İran İslam Cumhuriyeti’nin cevabı mevcut aşamayla sınırlı kalmaz” vurgusunu yaptı.
“Düşman başlangıçta İran’a karşı bir varoluş savaşı peşindeydi / Hedefleri İran’ı işgal etmek, parçalamak ve bölmekti”
Kutsal Savunma dönemi Devrim Muhafızları Komutanı, çatışmaların başlangıcında düşmanın birincil hedeflerine değinerek şunları söyledi: “Onların başlangıçtaki politikası sadece siyasi bir anlaşmazlık yaratmak değildi; aksine İran’ı işgal etmek, İslam Cumhuriyeti’ni yıkmak ve ülkeyi beş bölgeye ayırmak için İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı bir varoluş savaşı başlatmışlardı.”
Rızai, “Bugün bombalanan bu bölgeler, Amerikalıların İran’ı işgal etmeye yönelik beşli planında öngördüğü bölgeler arasındaydı; Huzistan’dan Buşehr ve Bender Abbas’a kadar uzanan ve ülkenin en önemli ekonomik bölgelerinden biri sayılan İran’ın petrol zengini bölgesi” diye ekledi.
Tümgeneral Rızai şöyle devam etti: “İran’ı ele geçirmek, İslam Cumhuriyeti’ni yok etmek ve ülkeyi bölmek istiyorlardı ancak kırk gün süren savaştan sonra bu politikanın kısa vadede gerçekleşmesinin mümkün olmadığını tamamen anladılar.”
Varoluş savaşının, devrimin niteliğini değiştirme hedefli siyasi bir savaşa dönüşmesi
Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Üyesi, “Ondan sonra varoluş savaşını siyasi bir savaşa dönüştürmeye çalıştılar” dedi.
Rızai, “Kırk günlük savaşta nasıl cevap verdik? Biz savaşa sadece askeri bir eylemle karşılık vermedik, aksine buna karşı bir devrim şekillendi; adeta kıyamet koptu” dedi.
Tümgeneral Rızai şu ifadeleri kullandı: “Kırk günlük savaştan bu yana İran halkı nasıl bir iradeye sahip olduğunu gösterdi. İmam’ın (Ayetullah Humeyni) cenaze töreni ve halkın İran ile Irak’taki geniş katılımı, Silahlı Kuvvetlerin gücü ve verdikleri güçlü yanıtlar, askeri bir savaşa karşı büyük bir devrimci hareketin şekillendiğini gösterdi.”
Rızai, “Düşmanın hedefi, ‘savaş ve müzakere’ şartlarını dönüştürerek bu devrimi siyasi bir anlaşmazlık seviyesine indirgemektir; yani artık devrim konusunun tartışılmaması, aksine İran halkı ile ABD hükümeti arasında yalnızca siyasi bir anlaşmazlık olduğu ve müzakere ile savaş neticesinde nihayetinde bir uzlaşıya ve anlaşmaya varılacağının söylenmesidir” vurgusunu yaptı.
Düşman devrimi siyasi bir anlaşmazlığa indirgeme peşinde
Tümgeneral Rızai, “Düşman, meseleyi sanki siyasi bir anlaşmazlık yolunda sadece birkaç engel varmış gibi göstermeye çalışıyor; İran’dan bazı tavizler kopararak konuyu geçici olarak kapatıp bir veya iki yıl sonra Siyonist rejim ve diğer bazı ülkelerin yardımıyla hedeflerini gerçekleştirmek için yeniden çaba sarf etmek istiyor” dedi.
Yetkililere, aydınlara ve ülkedeki aktif isimlere seslenen Rızai, “Bir devrimin yolunu kendimiz aşağı çekmemeliyiz. ABD ve Siyonist rejim bu devrimi küçültme peşindedir” dedi.
Konsey Üyesi, “Bugün ülkede şekillenen iç siyasi çekişmeler, eğer düşmanın hedefleriyle aynı doğrultuya gelirse devrimin zararına olur” diye ekledi.
Devrim, ülkenin yönetim şeklini dönüştürmeli
Tümgeneral Rızai şu vurguyu yaptı: “Biz bir devrim gerçekleştirdik ve bu devrim ülkenin yönetim şeklini, ekonomiyi ve farklı yapıları değiştirmelidir.”
Rızai, “Silahlı kuvvetlerimiz katbekat daha güçlü olmalı ve ülke hızla ilerlemelidir. Silahlı kuvvetler ve ülke yönetimi alanında iki yıl içinde on yıllık ilerleme kaydetmeliyiz” dedi.
Konsey Üyesi şöyle devam etti: “Bugün dünyanın pek çok devlet adamı İran’ın çok yüksek bir konum elde ettiğini söylüyor, ancak soru şu: Bu konumu koruyabilecek miyiz?”
Rızai, “Bu konumu korumak ancak devrim yolunda yürümeye devam etmekle mümkündür. Ortaya çıkan fırsatları heba etmemeliyiz; aksine bunları gerçek başarılara dönüştürmeliyiz” dedi.
Düşmanın geçmiş eylemlerine yönelik intikam ve cevap ciddidir
Tümgeneral Rızai, intikam konusuna dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayarak, “İntikam meselesi ciddi olmalıdır. İntikamdan geri adım atmak, bu devrimi siyasi bir anlaşmazlığa indirgemek istemek demektir” dedi.
ABD’nin İran’a karşı geçmişteki eylemlerini hatırlatan Rızai, “Ortada nasıl bir siyasi anlaşmazlık var? Doktor Musaddık hükümetine yönelik darbeden bu yana ABD yaklaşık yetmiş yıldır İran’ın karşısında duruyor” dedi.
Sekiz yıllık Kutsal Savunma dönemi Devrim Muhafızları Komutanı sözlerini şöyle sürdürdü: “ABD hangi suçtan dolayı petrol sanayisinin millileştirilmesine karşı darbe yaptı? Hangi suçtan dolayı Şah rejimini destekledi? 15 Hordad’da (5 Haziran 1963) İran halkı şehit edildi; hangi suçtan dolayı 56 ve 57 (1977-1978) yıllarındaki devrim sürecinde Şah’ı desteklediler?”
Rızai, “Hangi suçtan dolayı Saddam Hüseyin’i sekiz yıl boyunca İran’a saldırmaya ve kimyasal silah kullanmaya teşvik ettiler? Hangi suçtan dolayı 1359 (1980) darbesini Bağdat’ta General Üveysi ile planladılar? Ve hangi suçtan dolayı İran’a karşı 12 günlük savaşı ve 40 günlük savaşı yürüttüler?” diye sordu.
Devrimin hedefi: Batı Asya’nın bağımsızlığı
Tümgeneral Rızai, “Bu devrim başlamıştır ve kendi yolunda devam etmelidir” vurgusunu yaptı.
Rızai, “Bu hareketin sancağı ‘Ya Letharati’l-Huseyn’ (Hüseyin’in intikamını alacak olanlar ayağa kalksın), sloganı ‘Allah için kıyam etmek’ olmalı ve hedefi ise Batı Asya’nın, bölge halklarını zayıflatmak isteyen ABD ve Siyonist rejim gibi düşmanların varlığından bağımsız hale gelmesidir” dedi.
Birlik, direniş ve hak arayışı mevcut durumu aşmanın üç temel ilkesidir
Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Üyesi, İran İslam Cumhuriyeti’nin devrimci niteliğinin korunması gerektiğinin altını çizerek, “Devrimin İran ile ABD arasında siyasi bir çekişmeye indirgenmesine izin vermemeliyiz. Halkımızın kıyam ettiği gibi, bu yolu korumalı ve devrimi bu seviyede durdurmamalıyız; devrimimiz devam etmelidir” dedi.
Rızai, “Eğer devrim devam edecekse, bunun ilk şartı Devrim Lideri’nin arkasında kenetlenmektir” diye ekledi.
Savaş veya müzakere hakkındaki farklı görüşlere değinen Tümgeneral Rızai, “Savaş veya müzakere eleştirmenlerinin her birinin haklı yönleri olabilir ancak Devrim Lideri’nin arkasındaki birliğin korunacağı şekilde hareket etmelidirler” dedi.
Rızai, “Müzakereciler Devrim Lideri’nin politikalarına göre hareket etmeli, müzakerecileri eleştirenler de yine Devrim Lideri’nin politikaları çerçevesinde ilerlemelidir. Devrim Lideri ile aynı doğrultuda olmadan birlik sağlanamaz” diye devam etti.
Direniş: Devrim kazanımlarını korumanın şartı
Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Üyesi, üçüncü şartın direniş (dik duruş) olduğunu belirterek, “Üçüncü mesele direniştir. 12 günlük savaş sürecinde İran halkı çok iyi bir performans sergiledi, cesaretini ve direnişini gösterdi” dedi.
Rızai, “Biz birliğin yanı sıra direnişe de sahip olmalıyız. Bu direniş bizim için çok büyük bir değere sahiptir. Zordur, bedeli vardır, sabır ve tahammül ister ancak bunun kazanımı İran’ı önümüzdeki elli yıl boyunca sigortalayabilir” dedi.
Tümgeneral Rızai şu ifadeleri kullandı:
“Direniş İran’ın güvenliğini sağlar, İran ekonomisini düzene sokar, İran ticaretinin önünü açar ve ABD ile Siyonist rejimin baskılarının ülkenin üzerinden kalkmasını sağlar.”
Rızai, “Dolayısıyla üç temel mesele vardır; birincisi devrimin siyasi bir çekişmeye indirgenmemesi, ikincisi Devrim Lideri’nin arkasındaki birliğin korunması ve üçüncüsü direniş göstermemizdir” diye vurguladı.
İran’ın ABD ile olan iki dosyası: Milletin hakları ve intikam meselesi
Tümgeneral Rızai, İran’ın haklarının takibinin önemine değinerek, “Şimdiye kadar uluslararası hukuka göre taleplerimizi takip ettiğimiz gibi, duruşumuzu sıkı bir şekilde korumalıyız” dedi.
Rızai, “Bugün ABD ile iki dosyamız var. Biri İran milletinin haklarıdır; ABD bize zararlar verdi ve bu zararları ödemek zorundadır. Bu, ABD’den ciddi bir taleptir” diye ekledi.
Konsey Üyesi şöyle devam etti: “İkinci dosya ise intikam meselesidir; özellikle de aziz liderimizin kanının intikamı.”
ABD’nin İran İslam Cumhuriyeti’nin en büyük kırmızı çizgisini aşması
Tümgeneral Rızai, İran tarihindeki taklit mercilerinin (dini otoritelerin) konumuna değinerek, “Geçmiş dönemlerde bile, Kaçar ve Pehlevi zamanından beri, mercilik makamına saygısızlık edilmemesi gerektiği yönünde bir ilkeye uyulurdu” dedi.
Rızai, ” Haziran 1963’te İmam Humeyni tutuklandığında, merciler onun taklit mercii olduğunu ve kimsenin ona dokunmaya hakkı olmadığını ilan ettiler. Dönemin rejimi de toplumda oluşan büyük dalga sebebiyle onu serbest bırakmak ve ardından sürgün etmek zorunda kaldı” dedi.
Rızai şu tespitte bulundu: “Şimdi ise toplumun lideri olan bir mercii şehit ettiler. ABD ve Siyonist rejim, İran İslam Cumhuriyeti Lideri’ni şehit ederek İran İslam Cumhuriyeti’nin en büyük kırmızı çizgilerini aşmışlardır.”
Tümgeneral Rızai, “Eğer istedikleri zaman bir ülkenin liderini hedef alabilecekleri anlayışı yerleşirse, başta İran olmak üzere ülkelerin ulusal güvenliği ciddi zarar görür” vurgusunu yaptı.
Rızai, “Biz İmamımızın (Liderimizin) kanından vazgeçemeyiz; çünkü bu durum hem İran için hem de küresel güvenlik ve gelecek nesiller için tehlikelidir. Çok tehlikeli bir adım attılar ve İran İslam Cumhuriyeti’nin en büyük kırmızı çizgilerinden birini çiğnediler” diye ekledi.
İntikam: İran’ın geleceği için hukuki ve güvenlik meselesi
Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Üyesi, “Bu konu sadece inançsal bir mesele değil, aksine akılcı, hukuki ve İran’ın gelecekteki güvenliğiyle doğrudan bağlantılı bir meseledir” dedi.
Rızai, “İran ve Irak’ta görüldüğü gibi, İslam Cumhuriyeti Lideri’nin şehadeti büyük bir dalga yarattı ve halk intikam çığlıkları attı” diye devam etti.
Tümgeneral Rızai konuşmasının bu bölümünün sonunda şu vurguyu yaptı: “Bugün İran’ın önünde, ABD ve bu savaşı başlatanlarla masada iki dosya bulunmaktadır; birincisi talep edilmesi gereken İran milletinin hakları ve verilen zararların tazmin edilmesi, ikincisi ise ülkenin gelecekteki güvenliğinin sağlanması ve ülke liderlerinin bu tür tehlikeli adımların tekrarlanmasına karşı sigortalanmasıdır.”
“Devrimin bedellerinin yolun yarısında durmaya yol açmasına izin vermemeliyiz / Devrim, tüm hedeflerine ulaşana kadar devam etmelidir”
Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Üyesi ve Kutsal Savunma dönemi Devrim Muhafızları Komutanı Tümgeneral Muhsin Rızai, halkın, aydınların ve analistlerin devrim yolunun korunmasında önemli bir rolü olduğunu belirterek şunları söyledi: “Bir asker olarak tüm İran halkının ellerinden öpüyorum, analistlerin ellerinden öpüyorum, nikhubanın (aydınların/seçkinlerin) ellerinden öpüyorum ve bu devrim için ödenen büyük bedelin, devrimin gerilemesine ve iç politikada ya da uluslararası ilişkilerde siyasi dalgalanmalara dönüşmesine yol açmasına izin vermemelerini rica ediyorum.”
Rızai, “Başlayan bu büyük devrim, tüm hedeflerimize ulaşana kadar devam etmelidir” diye ekledi.
Devrimin zaferinden önceki günlere değinen Tümgeneral Rızai, “1979 yılında, İran’da Saltanat Konseyi kurulduğunda ve 22 Behmen’den (11 Şubat) önce, birileri İmam Humeyni’ye ‘Artık devam etmeyin, çünkü bu konsey geldi ve Şah’ın yerini aldı’ dediğinde İmam, ‘Nasıl bırakabiliriz? Hedefimize ulaşmalıyız’ buyurdu” dedi.
Rızai, “İmam Humeyni, 22 Behmen gelene ve İslam Devrimi’nin hedefleri gerçekleşene kadar yolu sürdürdü” dedi.
Devrim yolun yarısındadır ve yoluna devam etmelidir
Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Üyesi şöyle devam etti: “Biz bugün bu devrimin yolunun yarısındayız ve bu devrim devam etmelidir. Bu hareket sokaklardan ve meydanlardan evlerin, fabrikaların ve üniversitelerin içine kadar sürdürülmelidir.”
Tümgeneral Rızai, ülkenin bilimsel ve teknolojik ilerlemesinin önemini vurgulayarak, “Yeni teknolojilere ihtiyacımız var. Silahlı kuvvetlerin yeni inovasyonlar ve icatlarla desteklenmesine ihtiyacımız var. Daha güçlü füzelere ihtiyacımız var ve hem askeri hem de ekonomik alanda ikili inovasyon ve yaratıcılık yolu devam etmelidir” dedi.
Rızai, “Bu kapsamlı devrim tüm hedeflerine ulaşana kadar devam etmelidir; zira bizi yolun ortasında durdururlarsa, istenen kazanımları elde edemeden bedelleri ödemiş oluruz” şeklinde konuştu.
“Düşmanı hafife almayın; savaş yönetim gerektirir / Henüz tüm kapasitemizi kullanmadık”
Kutsal Savunma dönemi Devrim Muhafızları Komutanı, düşmana karşı hazırlıklı olunması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi: “Aziz İran halkına söz veriyorum ki çok güçlü bir düşmanla karşı karşıya olmamıza rağmen Silahlı Kuvvetler güçle yoluna devam edecektir.”
Rızai, “Devrim Muhafızları ve İran İslam Cumhuriyeti Ordusu’ndaki kardeşlerime her zaman düşmanı hafife almamalarını tavsiye ediyorum. Moraliniz yüksek tutun, meydan okuyun (recez okuyun) ama düşmanı küçük görmeyin” dedi.
Tümgeneral Rızai şöyle devam etti: “Düşmanın suiistimal ettiği bu ateşkes süresinde, biz de iki ila üç aylık bir dönemde eksikliklerimizin bir kısmını gidermeyi başardık ve gerekli hazırlıkları artırdık.”
Savaş planlama ve yönetim gerektirir
Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Üyesi, askeri operasyonların yönetiminin önemine değinerek, “Savaşı yönetmeliyiz. Elbette bir günde bin füze ve iki bin İHA fırlatma yeteneğine sahibiz ancak savaş planlama ve yönetim gerektirir” dedi.
Rızai şu açıklamayı yaptı: “Düşmanın nihai yenilgisine ve nihai darbenin vurulup düşmanın kendini bir daha toparlayamayacağı noktaya ulaşılmasına uygun şekilde hareket etmeliyiz; dolayısıyla savaşın yönetimi çok önemli bir meseledir.”
Kapsamlı taarruz aşamasına geçilmemesinin nedeni
Tümgeneral Rızai, şimdiye kadar büyük taarruz ve imha operasyonlarına girişilmeyişinin ve sınırların aşılmayışının nedenini şöyle açıkladı: “Şu ana kadar ağır taarruz ve imha meselelerine girmeyişimizin ve sınırları geçmeyişimizin nedeni, henüz savaşın uluslararası silahların ve kapasitelerin devreye gireceği şekilde genişlemesini istemeyişimizdir.”
Rızai, “Ancak Amerikalıların yapacağı hatalı adımlarla bu aşamaya geçmemiz muhtemeldir” diye ekledi.
Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Üyesi, “Eğer bu aşamaya geçersek, elimizdeki diğer yetenekleri, buna kara kabiliyetlerimizi ve sahip olduğumuz diğer kapasiteleri de sahaya süreceğiz” vurgusunu yaptı.
Rızai, “O durumda savaş daha da genişleyecektir, halbuki biz şu ana kadar bu yeteneklerimizin bir kısmını henüz kullanmadık bile” diyerek sözlerini tamamladı.(Ajanslar)

















