Resmi İyimserlikler-Zorunlu İyimserlikler
Günümüz dünyasında, toplumlarında, İslam dünyası toplumlarında da; çıkarların, güç ve iktidar ihtiraslarının mutlaklaştırılan öncelikleri, ahlakın/adaletin/merhametin ertelenmesine, geciktirilmesine ya da bütünüyle yok sayılmasına neden oluyor. Çıkar ve güç mücadeleleri/rekabetleri, hakikat ve adalet mücadelesine geçit vermiyor. Bütün toplumlarda insanlar daha iyi olanı seçmek yerine, daha az kötü'yü seçmek zorunda kalıyor. Teknofaşist bir dünyada yaşadığımız için, tarihi, bir kader gibi algılayan Müslüman halklar/toplumlar, tarih yapmak üzere eylemde bulunma iradesi oluşturamıyor. İslam dünyası toplumları içsel ve dışsal sömürgeciliğe maruz kaldıkları için, içerisinde yaşadığımız toplumda da somut olarak müşahede edilebileceği üzere, kendilerini İslama nisbet eden kesimler/aydınlar akademisyenler vb. yapısal bir edilgenlige maruz kaldıkları için mücadele/muhalefet/sorgulama iradesine sahip düşünceler üretemiyor, modern/sömürgeci bilgi/dünya/iktidar algısını sorgulayabilecek entelektüel bir direniş iklimi oluşturamıyor. Sömürgeci kurgular tarafından rehin alınan zihin dünyamız, modernitenin sömürgeci bir dayatmadan ibaret olduğunu fark etmiyor.
İslam toplumlarına hakim olan konformist din algısı, konformist kültürün kötürümleştirici-köhneleştirici etkisi, bu toplumları varoluşsal referans kaynaklarına yabancılaştırdığı gibi, gerçek umutlara da yabancılaştırıyor. Konformist kültür, yerli-milli hamaset kültürü, toplumlarımızda aklın/kalbin/bilincin yenilenmesini imkansız kılıyor. Bağımsız özne olma yeteneğine sahip oldukları için, devrim ve direniş yoluyla gerçek umutlar üretme mücadelesi veren Filistin-İran-Lübnan halkları, tekno faşist haçlı/siyonist terör rejimleri aracılığıyla kuşatılıyor. Teknofaşizm ilerledikçe, özgürlüklerin, adalet ve hukukun yerini, toplumsal/siyasal/ideolojik otoriter denetim alıyor. Bağımsızlıklarını tamamlayamadıkları için, tarihsel misyonlarını üstlenme yeteneklerini, bilinç ve iradelerini kaybeden İslam toplumları, çok derin kırılmalar, tükenmişlikler, jeopolitik savrulmalar/sürüklenmeler yaşıyor. Bu savrulmalar/sürüklenmeler, İslam toplumlarını, ırkçı/haçlı sömürgeciler tarafından istismar edilmeye elverişli nesneler haline getiriyor. Bugün, Müslümanlar olarak içerisinde yaşadığımız toplumlarda, ulus-devlet öncelikleri doğrultusunda oluşturulan, resmi iyimserlikler, dayatılmış/zorunlu iyimserlikler, propaganda ve hamaset iyimserlikleri dışında gerçek bir iyimserlikten söz etmek mümkün değil.
Ehvenişerci siyaset ve hayat tarzı, toplumlarımızda ilkesel varoluşu, erdemli varoluş ve hayat tarzını imkansız kılıyor. Ehvenişerci siyaset ve hayat tarzı, ahlakı ve adaleti değersizleştiriyor. İktidar ihtiraslarının mutlaklaştırılması sebebiyle üretilen politik rezaletler, gündelik hayatın sıradan bir parçası haline geliyor, gelebiliyor. Çıkar odaklı tercihler/ilişkiler, toplumsal/ahlaki/kültürel çölleşmeye neden oluyor. Toplumlarımız işlevi/misyonu/vizyonu olmayan popülist bir kültür tarafından hiçliğe doğru savruluyor. Günümüz toplumlarında, içerisinde yaşadığımız toplumda da entelektüel ufuk-ilgi-dikkat-hassasiyetle; popülist ufuk-ilgi-dikkat ve hassasiyet arasında dipsiz uçurumlar var. Bugün, Türkiyede, Kafka'nın Dava kitabında anlattığı anormal öykülerin benzerleri, normalmiş gibi, her gün yaşanıyor. Muhalif politik tercihleri sebebiyle, etiketlenenler, suçlu muamelesi görüyor, neyle suçlandıklarını bilmiyor, hukuk sistemi masumiyet karinesini tanımıyor, umursamıyor.
Çıkarları ve ayrıcalıkları dışında muhafaza etmeye değer hiç bir şeyleri kalmayan oportünist muhafazakarlar, oportünist dindarlar, farklı düşünen kesimlerle, muhalif çevrelerle düşünce/fikir/değer alışverişinin, medeniyet, öteki'ni, muhalifi dışlamanın/etiketlemenin/yargılamanın, olumsuz bir klişeye hapsetmenin, barbarlık olduğunu bilmiyor. Kendilerini İslama nisbet ettikleri halde, emperyalist vesayet ve meşruiyeti normalleştirebilen, meşrulaştırabilen, terör örgütü İsrail'le ilişkilerini siyasal bir gösteriye dönüştürebilen günümüz İslam toplumlarında, oportünist muhafazakarlığın/dindarlığın/siyasetin, kültürsüz/taşralı/kendilerine hayran olan/kendilerine tapınan/İslamı ucuz bir propoganda aracına dönüştüren/vicdani sorumluluğa yabancı/evrensel misyonu olan aziz İslamı ahlakdışı milliyetçiliklerin sınırları içerisine kapatan/nitelikten zerre kadar, erdemlilikten/ilkesellikten zerre kadar nasibi olmayan/politik popülist sahtelikler ve gösterişçiliklerle malul, politik kadroların, kendi iktidar ihtirasları doğrultusunda İslam üzerinde katı bir tekel oluşturmaları kadar vahim bir şey olamaz.
Hiçbir şekilde, kendi istekleri doğrultusunda davranma iradesine sahip olmayan, gerçek bağımsızlığa yabancı oldukları için, Filistin'de/Gazze'de sürdürülegelen bağımsızlık/özgürlük ve direniş mücadelelerine hiç bir şekilde siyasal yardımda/katkıda bulunamayan, siyasal yardımda bulunmaları söz konusu olmayan, İslam dünyası, ulus-devletlerinin, gerçek böyleyken, Filistin-Gazze meselesini sistematik bir biçimde, siyasal istismar-sömürü konusu yapmaları politik bir utanmazlık/hayasızlıktır. Akıl ve vicdan dışı siyasal hesapçılık pragmatizmi ile, hakikat cesaretini birbirine karıştırmamak gerekir. Günümüzde Müslüman halklar/toplumlar, yerli milli hamaset ve propagandanın köleleri haline getirildikleri için, varoluşsal sorunlarla ilgili bağımsız/eleştirel bir tavır geliştiremiyor. Propagandanın köleleri haline getirilen bireyler, çoğu kez siyasal kuklalara, yarı bireylere, birey artıklarına dönüşerek, utanç verici politik rüküşlükler sergiliyor.
Toplumlarımızda, hamaset ve propaganda sloganlarıyla tektipleştirilen-tekdüzeleştirilen kalabalıklar, farklılıkları olumsuz klişelere mahkum etmeye çalışıyor, politik üstünlükçülük ve rekabet adına, düşmanca anlayışsızlıklar sergileniyor. Günümüzde, sağcı/milliyetçi/muhafazakar/dindar siyasetler/iktidarlar için, en kârlı, en verimli üretim konformizm ve hamaset üretimidir. Konformist kültür, mistik uyuşturucular, politik uyuşturucular aracılığıyla yoğun bir biçimde tahkim ediliyor, hiçbir ahlaki/hukuki meşruiyeti olmayan politik fırsatçılıklar, kitleleri etkileyebilecek şekilde teatral politik hikayeler/olaylar icat edebiliyor. Toplumlarımızda, içerisinde bulunduğumuz toplumda da, resmi iyimserliklerin, propaganda iyimserliklerinin kibirli yaklaşımlarıyla büyülenen kitleler, bu kitlelerle birlikte düşünce/kültür/edebiyat/ilahiyat hayatı, akademik hayat, İslamın günümüz dünyasındaki, siyasal/kültürel/entelektüel/akademik etkisizliğinin, perişanlığının, teslimiyetçiliğinin, irade yoksunluğunun nedenlerini asla konuuşmuyor, bu hayati mesele ile ilgili olarak sorgulamalar yapmıyor, eleştirel bir süreç başlatmıyor. Resmi iyimserlikler, propaganda iyimserlikleri kitleleri klişelerle/sloganlarla düşünmeye yönlendirdiği için, toplumlarımızda çok ciddi bir zihinsel kötürümleşme yaşanıyor. Zihinsel kötürümleşme sebebiyle, soğuk oportünizmleri, hiçlik zamanlarında yaşadığımızı, politik alanda ahlaki sapkınlıkların normalleştiğini fark etmiyor. Zihinsel kötürümleşme bağımsız-eleştirel-üretken bir varoluş biçimini imkansız kılıyor.
Günümüz dünyasında İslam, ulus-devlet çıkarları doğrultusunda sömürgeleştirildiği için, İslami içerik, yerli-milli politik ihtiyaçlar/beklentiler dikkate alınarak kurgulanıyor. Müslüman halklar, İslamın evrensel içeriğine, evrensel islami sorumluluklara yabancı oldukları için, evrensel İslami etki-bilinç üretilemiyor. İslam medeniyetinin, ancak, çoğul evrensellik yoluyla mümkün olabileceğini hatırdan çıkarmamak gerekiyor. Yerli-milli sınırlar içerisine hapsedilen, yerli-milli Müslümanlıklar sebebiyle bugün, Haçlı/Siyonist emperyalizmin, Haçlı/Siyonist iğrenç ırkçılığın Filistin'e, İran ve Lübnan'a yönelik sınırsız saldırıları/kötülük ve zulümleri karşısında, İslam toplumlarında açıklanması mümkün olmayan tuhaf bir sessizlik/teslimiyetçilik, emperyalizmle suç ortaklığı ve işbirlikçilik sergileniyor. Kendilerini İslama nisbet eden halkların/toplumların/siyasetlerin sergiledikleri bu tuhaf sessizliğin hiç bir mazereti olamaz.
Propaganda klişeleriyle düşünmek, propoganda iyimserliklerini hayat tarzı haline getirmek, entelektüel anlamda yok olmak demektir. İslam toplumlarında entelektüel hayat, akademik hayat, bağımsızlıklarını kazanamadıkları için, emperyalizmin/sömürgeciliğin modern akıl tarafından üretildiğini bilmiyor, emperyalist/sömürgeci ırkçılığa, modern aklın meşruiyet kazandırdığını fark etmiyor. Bugünün dünyasında aktivist entelektüeller, aktivist akademisyenler batısızlaşma üzerinde çalışırlarken, yerli-milli akademisyenler hala Batı'ya entegrasyonu savunabiliyor. Toplumlarımızda bugün, değerler-ilkeler-erdemler siyasetinin yerini, kirli çıkarlar, kirli tahakküm ihtirasları aldığı için,hukuk ve adalet de iktidar çıkarlarına göre belirleniyor.
İslam dünyası toplumlarında Türkiye örneğinde de görülebileceği üzere, insanların/toplumun aklı, dini ya da politik popülizm uyuşturucuları aracılığıyla, resmi/zorunlu iyimserliklerle kontrol altında tutulduğu/baskılandığı için, toplumlarımız, karşı karşıya bulundukları, epistemik mahkumiyet gibi, epistemik ırkçılık gibi varoluşsal sorunlarla yüzleşemiyor, bu sorunlarla yüzleşebilecek kadrolara sahip bulunmuyor. İslam toplumları epistemik/siyasal bağımlılıkla malul bulundukları için, Mart-1917 sayaşından bu yana, çok ağır işgal/istila koşullarına, yıkım ve katliamlara, sürgün ve soykırımlara maruz kalan Gazze-Filistin'de yaşanmakta olan insanlık dışı süreçlerle ilgili, caydırıcı hiç bir şey yapamamanın utancını hissetmek/itiraf etmek yerine, Gazze-Filistin acılarını hayasızca istismar etmeye devam edebiliyor. İslam dünyası Mart-1917 tarihinden bu yana İslami onuru temsil edemiyor. İslami anlamda var olma tarzlarıyla, yerli-milli/ sağcı/muhafazakar/milliyetçi/mezhepçi var olma tarzı arasında yapısal bir ilişki olmadığını bilmek/anlamak gerekir. Yeni bir varoluş ufku-sistemi olarak, İslamı, insanlığın gündemine, tarihe kazandırabilmek için, aziz İslamin, yerli-milli istismarcı iktidarların tekelinden/tasallutundan kurtarılması gerekir. Özgürlüklerin ve hukukun kısmi/keyfi/ayrımcılık temelinde kullanılabildiği, anlam-erdem körlüğüyle malul toplumlarda İslami aidiyetten söz edilemez. Adaletten bağımsız bir İslam'dan hiçbir şekilde söz edilemez.
Dini ya da politik popülizm uyuşturucularına maruz kalan, bu uyuşturucuları içselleştiren İslam toplumlarında, insanlar/toplumlar, kendilerini yöneten politik kadroların/iktidarların, emperyalist/Siyonist soykırımcılarla, işbirliği içerisinde bulunmalarını hiçbir surette sorunsallaştıramıyor, bu kadroların İslama ihanetlerini hikmet-i hükümet retoriğine dayanarak meşrulaştırmaya çalışıyor. Toplumlarımızda politik popülizmler ahlaki omurgasızlıklar/patolojiler üretiyor. İçerisinde yaşadığımız toplumda, iktidar ayrıcalıklarıyla büyülenen muhafazakar/dindar kesimler, karşı karşıya bulundukları ahlaki yenilgileri, ahlaki bozgunu hiç mi hiç umursamıyor, ahlaki yenilgiler/bozgun sebebiyle, popülist-oportünist şiddet/baskı ve kötülüklerle ilgili seslerini yükseltmiyor.
Türkiyede bir dönem seküler-sol konformizm/statüko, toplumu yönlendirirken; içerisinde bulunduğumuz dönemde de, muhafazakar-sağ konformizm/statüko toplumu biçimlendiriyor. Her iki durumda da, yapısal bir değişim gündeme gelmiyor. Günümüz dünyasında, dünyayı/tarihi/insanlığı, İslami anlamda anlamlandırma/tanımlama/yapılandırma/ temsil etme, bu doğrultuda bağımsız bir sistem oluşturma çalışmaları/çabaları/projeleri, tahayyül ve tasavvurları, olumsuz bir klişeye hapsedilen İslamcılık kavramı yoluyla işlevsiz-etkisiz hale getirilmek isteniyor. Müslüman halkların kendi kaderlerini seçme özgürlükleri yok. Modern özgürlük yaklaşımı, başkalarını sömürgeleştirme özgürlüğü, barbarlık özgürlüğü anlamına geliyor. (islamianaliz)











