Hamas: Gazze'ye su sokmak için bile İsrail'i zorlayamıyorlar
Hamas Siyasi Büro yetkilisi Dr. Basem Naim, ateşkes anlaşması çerçevesinde Gazze'ye girmesinde anlaşılan insani yardım malzemelerinin dahi engellendiğini ifade ederken Mısır'daki anlaşmaya imza atan garantör ülkeleri İsrail'i zorlamaya davet etti.
Hamas Siyasi Büro Üyesi Dr. Basem Naim, el-Meyadin televizyonuna verdiği röportajda Şarm eş-Şeyh anlaşmasından bu yana geçen süreci ve müzakerelerdeki son durumu değerlendirdi.
"Yarım Savaş" gerçekliği ve insani krizin silahlaştırılması
Bölgedeki mevcut durumu Şarm el-Şeyh anlaşması sonrasındaki veriler ışığında tanımlayan Naim, sürecin bir ateşkes olmadığını ifade etti:
"Bu verilerin gölgesinde bir ateşkesten bahsedemeyiz, bilakis bir yarım savaştan veya 'kısık sesli' bir soykırımın devamından bahsedebiliriz."
Gazze'deki insani durumun ve altyapı eksikliklerinin ulaştığı boyutu rakamlarla aktaran Naim, yardımların sistematik olarak engellendiğine dikkat çekti:
"Aslında günde 600'den fazla yardım tırının girmesi konusunda anlaşmaya varılmıştı ancak 70-80 tırdan fazlası girmiyor. En tehlikelisi de şu ana kadar tek bir karavan, tek bir çimento torbası veya hastane ve okullardaki altyapıyı onarmak için tek bir parça dahi girmiş değil."
Diplomatik dayatmalar ve silahsızlandırma tuzağı
Müzakere sürecinde başta Amerika olmak üzere garantör ülkelerin (Türkiye, Mısır, Katar) tutumunu eleştiren Naim, birinci aşamadaki insani şartlar yerine getirilmeden siyasi dayatmaların yapılamayacağını vurguladı:
"Eğer işgali, halkımızın yiyecek, içecek, seyahat özgürlüğü ile çadır, karavan, çimento, cam ve demir gibi kısmi yeniden inşa için gerekli insani ihtiyaçlarını karşılamaya zorlayamıyorsanız; mesele Filistin halkının siyasi geleceği, yani bağımsız devlet, kendi kaderini tayin hakkı veya mültecilerin dönüşü gibi daha büyük konulara geldiğinde onu nasıl zorlayacaksınız?"
İkinci aşama görüşmelerinde "silah bırakma" taleplerinin gündeme getirilmesine geçmişteki tarihi olaylar üzerinden yanıt verdi:
"Biz Filistinliler silah teslim etmenin ne anlama geldiğini en iyi bilenleriz. 1982'de Filistinliler Beyrut'u terk edip silahlarını teslim etmeye zorlandıklarında, ertesi gün İsrail Sabra ve Şatilla'da katliam yaptı. Aynı trajediyi, insanlar BM gözetiminde silahlarını teslim ettiklerinde Srebrenitsa'da da gördük. Sonuç olarak, direniş meşru bir haktır ve silah, bu hakkın temel aracıdır."
Küresel boyutta "Epstein Uygarlığı" ile tarihi hesaplaşma
Dr. Naim, yaşanan savaşın salt bir toprak meselesi olmaktan çıktığını, küresel bir medeniyet savaşına dönüştüğünü belirtti:
"Filistin, coğrafi ve siyasi anlamda Filistinlilerin vatanıdır ancak aynı zamanda bir İslam vakfı toprağıdır. Filistin, iki proje arasındaki medeniyet çatışmasının merkezidir: Sadece Arapların ve Müslümanların değil, tüm insanlığın özgürleri projesi ile 'Epstein Uygarlığı' projesi."
Açıklamalarını, bu medeniyet çatışmasının nihai hedefini tanımlayarak tamamladı:
"Eğer bu topraklardaki bu kanserli varlığı kökünden söküp atabilirsek, tüm ümmet ve insanlık iyileşecek; Epstein uygarlığı mensuplarından gördüğümüzden çok daha güzel, adil ve iyi zamanlar yaşayacağız."(Ajanslar)

















