İslamabad mutabakatı; Washington’un Ramazan Savaşı’ndaki resmi yenilgi manifestosu
İran ile ABD arasındaki mutabakat metninin ne anlama geldiğini ve ne anlama gelmediğini bu analizde okuyacaksınız.
İslamabad Mutabakatı; Washington’un Ramazan Savaşı’ndaki resmi yenilgi manifestosudur, ancak mücadele devam etmektedir.
İran ile ABD arasındaki mutabakat metninin gerçek anlamı nedir ve ne değildir?
Dün gece (Pazar gecesi) İran ile ABD arasında sağlandığı açıklanan mutabakat metnine ilişkin birkaç önemli noktanın zikredilmesi gerekmektedir:
ABD’nin resmi yenilgi manifestosu
Birinci madde, belki de mutabakat metninin en önemli ve en temel maddelerinden biridir. Bu maddede, Lübnan da dahil olmak üzere tüm cephelerde savaşın ve askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak sonlandırılması şartı yer almaktadır. Peki bu durum, ABD ve İsrail’in bundan sonra bir daha asla saldırmayacağı anlamına mı geliyor? ABD ve İsrail’in fıtratı göz önüne alındığında, bu konuda hiçbir somut ve hukuki garanti bulunmamaktadır.
Ancak burada çok önemli bir mesele vardır! Amerikalılar savaşın sona erdiğini ilan ettiklerinde, aslında İran’a karşı başlattıkları savaşı kendi hedeflerine ulaşamadan bitirdiklerini resmi ve aleni olarak ilan etmiş olurlar. Bu durum, esasen "savaşın resmi yenilgi bildirisidir". Hangi savaş? 28 Şubat'ta başlayan savaş. Peki, bundan sonra bir daha hiçbir şekilde savaş olmayacağını mı düşünmeliyiz? Hayır. Öyleyse savaşı engelleyecek olan nedir? İran’ın gücü ve düşmanın savaştaki hedeflerine ulaşma konusundaki ümitsizliğinden başka hiçbir şey savaşı engelleyemez.
60 günlük zorlu yol ve nükleer meseleye dair önemli bir nokta
İran ile ABD arasında geriye kalan konular üzerindeki nihai anlaşma kesin midir? Bu soruya kesinlikle "evet" yanıtı verilemez. Çünkü nükleer mesele, ABD ile İran arasında çetrefilli bir konudur; ABD’nin açgözlülüğü ve hegemonyacı arzuları bu alanda bir mutabakata varılmasını her zaman engellemiştir.
Ancak buradaki önemli nokta, müzakere heyetinin şu açıklamasıdır: "İran, mevcut mutabakat metninde nükleer konuda peşin bir taahhüt altına girmemiştir." Amerikalılar, savaşı başlatmaktaki en temel hedeflerinden birinin nükleer alandaki gayelerine ulaşmak olduğunu belirtiyorlardı. Yani müzakere odasında elde edemedikleri hedefe savaş yoluyla ulaşacaklarını, İran’ın tüm nükleer tesislerini imha edip zenginleştirilmiş malzemeleri ülke dışına çıkaracaklarını söylüyorlardı.
Nükleer konudaki müzakerelerin bir sonraki anlaşmaya ertelenmesi, ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşın nükleer alandaki hedeflerinin "en azından şu ana kadar" yenilgiye uğradığının bir başka göstergesidir. Gelecekteki müzakerelere karşı ihtiyatlı olunmalı mıdır? Kesinlikle evet.
Bu mutabakat düşmanlığın sonu mu, yoksa intikamın gerçekleştiği veya düştüğü anlamına mı geliyor?
Bu sorunun cevabı da kesinlikle "hayır"dır. Mutabakat, yalnızca ABD’nin yenilgisinin ilanıdır; ne ABD’nin İran’a yönelik düşmanlığını sona erdirir ne de İran’ı düşmanlarına karşı mücadelesini sürdürmekten alıkoyar. Bu mutabakat, şehitlerin ve özellikle de şehitlerin imamının intikamının alındığı anlamına gelmediği gibi, bu intikamın gündemden düştüğü anlamına da kesinlikle gelmez. İntikamın ne şekilde alınacağına dair şu andan itibaren detaylı konuşmak doğallıkla mümkün değildir; ancak İslam ümmeti, İran milleti ve yetkilileri ABD’nin peşini bırakmayacaktır. ABD kesinlikle bölgeden çıkmalıdır; ABD ve İsrail gerçekleştirdikleri suikastların bedelini mutlaka ödemelidir.
Tüm ABD yaptırımları kaldırılacak ve ekonomi çiçek açacak mı?
Hayır; esasen İran ekonomisini geliştirmesi için ABD’ye umut bağlamanın boş bir beklenti ve romantik bir siyaset olduğunu söylemek gerekir. Bu nedenle, İslam Cumhuriyeti’nin temel stratejisi ve hükümetlere yönelik vurgusu her zaman yaptırımların etkisiz hale getirilmesi gerektiği yönünde olmuştur.
Bu aşamada ABD, nükleer konuda nihai anlaşma için yapılacak müzakere süreci boyunca İran’a yönelik petrol yaptırımlarını askıya almayı (muafiyet tanımayı) taahhüt etmiştir; eğer nihai anlaşma sağlanırsa yaptırımları tamamen kaldıracaktır.
ABD, mantıklı argümanlarla veya sadece diyalog yoluyla yaptırımları kaldırmaz; çünkü bunları ülkemiz üzerinde kalıcı bir baskı aracı olarak kullanma niyetindedir. ABD, yaptırımları ancak ve ancak yaptırım baskısından tamamen ümidini kestiğinde tamamen kaldırır ki bu da her şeyden önce ülkedeki ekonomi ve icraat sahnesine bağlıdır.
Dolayısıyla özetlemek gerekirse, mutabakat metni dikkate alındığında, bu aşamada müzakereler süresince İran’ın petrol yaptırımlarına yönelik muafiyet (Waiver) ilan edilmektedir; yaptırımların tamamen kaldırılması meselesi ise gelecekteki müzakerelere ve varılacak sonraki anlaşmaya bağlıdır.
Mutabakat İran’ın yenilgisi veya sömürge olması anlamına mı geliyor?
Mutabakat metni doğallıkla İran’ın tam anlamıyla ideal taleplerinden uzak olsa da, bu mutabakata ne ad verilirse verilsin, bu aşamada İran’ın yenilgiye uğradığına dair en ufak bir emare taşımamaktadır; kaldı ki "sömürge" gibi kelimelerin kullanılması tamamen yersizdir.
Amerikalıların gelecekte Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenlik hakkının uygulanmasını engellemek ve oradan gelir elde edilmesini sabote etmek isteyeceklerini öngörmek gerçekçi bir tahmindir; ancak İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenliğinden feragat ettiği iddiası gerçeği yansıtmamaktadır.
Bu nedenle, mutabakat metnindeki çok önemli bir husus, metnin uygulanması ve maddelere ilişkin yapılacak yorumlardır. İran, bu alanlardaki kendi yorumunu kararlılıkla uygulamalı, net ve güçlü bir icraatla ülkenin çıkarlarını garanti altına almalıdır. Eğer İran, Amerikalıların saçma sapan yorumlarına kulak asacak olursa, doğallıkla büyük tavizler verir ve bu durum tehlikeli olabilir.
Müzakere sürecinde dikkatli olunması için en önemli formül nedir?
Daha önce de ifade edildiği üzere, şu anda başrol oyuncusu "zaman"dır. Napolyon’a atfedilen ünlü bir söz vardır: "Alan kaybedildiğinde geri kazanılabilir, ancak zaman asla!" Mevcut durumda Hürmüz Boğazı’nın kapalı olması, ABD ve müttefiklerine ciddi bir ekonomik baskı uygulamakta ve İran için önemli bir güç unsuruna (kozuna) dönüşmüş durumdadır. Amerikalılar, mutabakat metni uygulamaya konulduğu takdirde doğal olarak zamanı kendi lehlerine yönetmeye çalışacaklardır; öyle ki zaman kozunu, İran üzerindeki baskı ABD üzerindeki baskıdan daha fazla olacak şekilde ayarlamak isteyeceklerdir.
Dolayısıyla, eğer ABD süreci öyle bir şekilde kurgulamak ister ki Hürmüz Boğazı’nın tıkanmasından kaynaklanan baskıyı kendi üzerinden kaldırsın, baskıyı İran’ın üzerinde tutmaya devam etsin ve ardından daha rahat bir hareket alanıyla savaşa geri dönsün, işte o zaman süreç kesinlikle aleyhimize işleyebilir.
Elbette Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılma biçimini doğru yönetebilirsek, dondurulmuş varlıkların blokesinin derhal kaldırılmasını sağlayabilirsek, petrol yaptırımları muafiyetinden ve deniz kuşatmasının kaldırılmasından daha iyi ve daha etkili bir şekilde yararlanabilirsek, kendimizi eskisinden daha güçlü kılabilir ve bu zamanı yönetme gücünden daha fazla istifade edebiliriz.(Tesnim)

















