Güney Lübnan: Kayıp, direniş ve azmin toprakları / William Van Wagenen yazdı...
Güney Lübnan’da yapılan bir yolculuk, cesur Lübnanlıların İsrail’in fetih ve etnik temizlik çabalarına nasıl direnmeye devam ettiğini gösteriyor.
The Cradle ekibi, 18 Haziran öğleden sonra Lübnan’ın Nabatiye kasabasına vardığında, aylardır süren İsrail bombardımanının yol açtığı yıkımın boyutu şoke ediciydi. Özellikle kasabanın tarihi çarşısının bulunduğu şehir merkezi çok ağır hasar almıştı. Burası 2024’teki son savaşta bombalanmış ve onarılmıştı, ancak Mart ayında savaşın yeniden başlamasının ardından bir kez daha bombalanarak yerle bir edildi.
Şehir merkezine girdiğimizde, pazarın önünden geçen ana caddedeki yıkıma bakan bir elektrik direğine asılı olarak Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ın ve şehit olmuş Hizbullah savaşçılarının resimlerini gördük.
Bu yıkımın ortasında, küçük bir restoran hala açıktı ve yemek servisi yapıyordu. Falafel yemek için oturduğumuzda, çok geçmeden İsrail topçularının sesini duyduk.
Bu şaşırtıcıydı. Nabatiye, kasabayı çevreleyen tepelerin diğer tarafında mevzilenmiş İsrail birliklerini geri püskürtmek için Hizbullah’ın verdiği mücadelede cephe hattında bulunsa da, sadece birkaç gün önce ABD ve İranlı müzakereciler arasında imzalanan Mutabakat Anlaşması kapsamında Lübnan’da ateşkesin yürürlükte olduğu iddia ediliyordu.
Sonraki birkaç dakika sonra dört topçu atışı daha duyduk. Yemeğimizi aceleyle bitirmeye çalışırken, caddenin karşısındaki camiden bir yürüyüş başladı. Bu tören, Şii Müslümanların, MS. 680’deki Kerbela Savaşı’nda Hz. Muhammed’in torunu İmam Hüseyin’in şehit edilmesini anmak için kutladıkları Aşure bayramının başlangıcını kutlamak amacıyla düzenlenmişti.
Yürüyüşçüler bayraklar taşıyarak Hüseyin’e adanmış sloganlar attılar. Birkaç dakika sonra, yürüyüşçüler yıkıntılarla dolu sokaklarda durarak “sinezen” ritüelini gerçekleştirdiler ve düşman atları tarafından çiğnenen, mızrak ve oklarla delik deşik edilen İmam Hüseyin’in naaşına saygısızlık gösterilmesini hatırlamak için göğüslerine ritmik vuruşlarla ağıt yaktılar.
Yürüyüş, aylar süren İsrail hava saldırıları sonrasında neredeyse tamamen enkaza dönüşen eski pazar çevresinde gerçekleşti. Yürüyüşçüler, “Bu Kerbela’nın trajedisidir, ey İmam Hüseyin, bak. Bu Kerbela’nın trajedisidir” diye slogan attılar.

Nabatiye'deki Aşure yürüyüşü
Ancak bu Aşure yürüyüşü, yalnızca Hüseyin’in şehit oluşunu anmak için düzenlenmemişti. Yürüyüş, savaş sırasında yerel bir gönüllü kurtarma ekibi Nabatiye Ambulans Servisi’nden olan ve İsrail tarafından öldürülen üç kişinin anısına da düzenlendi. Kırılgan bir ateşkesin yürürlükte olduğu bu dönemde kurtarma görevlilerinin şehit düşen meslektaşlarını törenle anmak için ilk fırsatı oldu.
Yürüyüşün başında, mavi üniformalarıyla ve başkalarını kurtarmak için verdikleri hizmet nedeniyle şehit olarak kabul edilen üç kurtarma görevlisinin büyük fotoğraflarını taşıyan sağlık görevlileri ve acil müdahale ekipleri yer aldı.
Öldürülen sağlık görevlilerinden biri olan Cud Süleyman, Ekim ayında 16 yaşına girecekti.
Süleyman, 24 Mart’ta bir İsrail insansız hava aracı saldırısında hayatını kaybetti. 20 yaşındaki meslektaşı Ali Cebir ile birlikte bir motosiklette ambulans ekibi için yiyecek almaya gidiyorlardı.

Nabatiye Ambulans Servisi üyeleri, İsrail’in öldürdüğü meslektaşlarının anısına Aşure alayında yürüyorlar
France TV, Cud ve Ali’ye yönelik İsrail saldırısı gerçekleşmeden sadece birkaç saat önce ekiple birlikte bir çekim yapıyordu.
Fransız gazetecilerin çektiği görüntülerde, üzerinde Nabatiye Ambulans Servisi logosu bulunan üniformaları giyen Ud ve Ali net bir şekilde görülüyordu.
Gazeteciler İsrail ordusuna konuyu sorduklarında, ordu sözcüsü saldırıyı gerçekleştirdiklerini kabul etti, ancak tuhaf bir şekilde Cud ve Ali’nin yoldan geçen iki arabanın çarpışması sonucu öldüklerini iddia etti. Ancak saldırının ardından hızla olay yerine ulaşan France TV muhabirlerinin çektiği görüntülerde herhangi bir araba kazası olmadığı görüldü.
İsrail ordusu, insansız hava aracının kaydettiği görüntüye sahip olduklarını kabul etti, ancak bu görüntüleri Fransız kanalına vermeyi reddetti.
Ambulans servisinin başkanı Yüzbaşı Muhammed Süleyman, The Cradle’a verdiği demeçte, Cud'un çocukluğundan beri bir sağlık görevlisi olmak ve kurtarma görevlerinde yer almanın hayalini kurduğunu söyledi.
Yüzbaşı Süleyman bunu biliyordu çünkü Cud sadece ekibinin bir üyesi değil, aynı zamanda öz oğluydu.
Süleyman, “Altı yaşından beri benimle birlikte ambulansa gelir ve eğitimlere katılırdı . Benim sağlık görevlisi üniformamı giyer, ekibe katılabileceği günü beklerdi” dedi ve ekledi:
“O her zaman ekibimle birlikteydi. Siyasetle hiçbir ilgisi yoktu. Terörist değildi. Ali ve Cud her zaman birlikteydiler. Çocukken ambulans servis merkezine geldiklerinden beri en iyi arkadaşlardı.”
Süleyman, 2024 savaşı sırasında Cud'un güvenliğini sağlamak amacıyla onu otobüsle Beyrut’a gönderdi, ancak Cud sürekli bölgeye geri dönüyordu. Cud, bugünkü savaşın başında “Beni zorla göndermeyin, ben kalıyorum” demişti.
İsrail’in neden sadece hayat kurtarmaya çalışan acil müdahale ekipleri ve sağlık görevlilerini öldürmeye çalıştığı sorulduğunda, Cud şöyle açıkladı: “İsrailliler barışı sevmez. Her şeyi ele geçirmeyi seviyorlar, evinizi, toprağınızı almak istiyorlar.”
“Bunu ABD ve başka yerlerden aldıkları destekle yapıyorlar. Bu desteğin sona ermesini diliyoruz.”
Dörtlü saldırı
Aşure yürüyüşü sırasında anılan şehit sağlık görevlileri arasında, Nabatiye Ambulans Servisi’nden olan 31 yaşındaki Mehdi Abu Zeyd de vardı.
Mehdi, 15 Nisan’da yakınlardaki Mayfadun kasabasında İsrail tarafından gerçekleştirilen “dörtlü vuruş” saldırısında hayatını kaybeden üç acil yardım görevlisinden biriydi.
Bir İsrail insansız hava aracı, ilk olarak hava saldırısı bölgesinden yaralıları kurtarmaya çalışan İslam Sağlık Derneği’ne bağlı sağlık görevlilerini hedef aldı. Bir sağlık görevlisi öldü, bir diğeri ise hala kayıp.
İkinci bir İslam Sağlık Derneği ekibi, meslektaşlarına yardım etmek için olay yerine koştuğunda, bir İsrail insansız hava aracı bu ekibi de hedef aldı ve üç sağlık görevlisini yaraladı.
Son olarak, yaralı meslektaşlarına yardım etmek üzere Risale İzci Derneği ve Nabatiye Ambulans Servisi’ne ait iki ambulans daha olay yerine sevk edildi. İsrail, bu iki araca da saldırdı ve iki sağlık görevlisini daha öldürdü, üçünü de yaraladı.
Öldürülen sağlık görevlilerinden biri olan Risale İzci Derneği’nden 43 yaşındaki Fadıl Serhan, aynı hafta BBC’nin bir haberinde yer almıştı.
Nabatiye Ambulans Servisi’nden Muhammed Caber, Fadıl Serhan’ın cenazesini taşıyan aracı sürüyordu.
Muhammed, The Cradle’a verdiği demeçte, “Mehdi, saldırıya uğrayan diğer sağlık görevlilerini kurtarmak için oradaydı. Ekiple birlikte çalışıyordu. Yaralıları ambulansa bindirmeye çalışırken Mehdi vuruldu, yaralandı ve aldığı ölümcül yaralar nedeniyle hayatını kaybetti” dedi.
İsrail insansız hava aracının ateşlediği füzeden çıkan şarapnel parçaları her yöne dağıldı ve Mehdi’yi koruyucu yeleğinin açık kısımlarından vurdu.
Muhammed, İsrail’in sağlık görevlilerini hedef alması tehlikesi nedeniyle ilk müdahale ekiplerinin yaralıları asla olay yerinde tedavi etmediklerini söyledi. Bunun yerine, yaralıları ambulanslara bindirip daha güvenli bölgelere giderken yolda tedaviye başlıyorlar.
Bu durum, yaralıların tedavisini daha zor hale getiriyor. Ancak, tehlikeli bölgede kalırlarsa ve İsrail tekrar saldırırsa, hem yaralılar hem de sağlık ekibi hayatını kaybedebilir.

Nabatiye Ambulans Servisi sağlık görevlileri Muhammed Süleyman ve Muhammed Caber, Cud Süleyman, Ali Caber ve Mehdi Abu Zeyd’in fotoğraflarının yer aldığı pankartın önünde
Haruf’ta cenaze töreni
18 Haziran’da Nabatiye'de düzenlenen Aşure yürüyüşünün ardından The Cradle, Nabatiye'nin yukarısındaki tepelerde yer alan Haruf kasabasına gitti. İşgalci İsrail güçleriyle çatışmalarda hayatını kaybeden dört Hizbullah savaşçısı (Bilal Mahmud Atavi, Emin Hasan Harb, Muhammed Bekir Hüseyin Harb ve Hasan Nezih Eyüp) için bir cenaze töreni düzenleniyordu.
The Cradle, yürüyüşün başlangıç noktasına doğru ilerlerken, genç erkeklerle dolu arabalar ve kamyonetler kasabanın ana caddesinde bir aşağı bir yukarı dolaşarak şehit savaşçıların devasa fotoğraflarını sergiliyordu.
Kısa süre sonra, genç ve yaşlı erkeklerden oluşan gruplar tarafından, omuzlarda taşınan dört tabut geldi. Sevdikleri ve dostlarının ölümünün yasını tutmak için tabutları başlarının üzerine kaldırırken, Hz. Muhammed’in torunu ve İmam Hüseyin’in kız kardeşi Zeynep’e olan bağlılığın ifadesi olan “Labbeyk ya Zeyneb” sloganları atıldı.
Cenaze alayı başladığında, erkekler selamlaştılar ve başsağlığı dilediler. Öldürülen savaşçılardan birinin babası olan bir adam, yürürken gözyaşlarını zorlukla tutuyordu. Ona eşlik eden iki genç erkek, oğlunun işgalci İsrail ordusuna karşı savaşmış olmasından duydukları gururu ifade etmek için oğlunun büyük bir resmini taşıyordu.
Haruf’tan geçen dar sokağın iki yanını, muhafazakar Şii topluluklarında yaygın olan siyah elbiseler ve başörtüleri giymiş kadınlardan oluşan kalabalıklar sarmıştı.
Kadınların birçoğu ayrıca Hizbullah bayrağının rengi olan sarı eşarplar ve rozetler takıyordu.
Her rozette, İsrail’e karşı savaşırken hayatını kaybeden bir genç adamın, bir eşin, bir kardeşin ya da bir babanın yüzü yer alıyordu. Diğer kadınlar ise savaşta hayatını kaybeden sevdiklerinin fotoğraflarını gururla ellerinde tutuyordu. En son şehitlerin tabutları önlerinden geçerken pek çok kişi gözyaşlarına boğuldu.
Cenaze alayı mezarlığa ulaştığında, tabutlar caddeye sıralandı. Şehitler toprağa verilmek üzere götürülmeden önce, yüzlerce erkek onların arkasında sıraya girerek dua etti.

Haruf’ta, İsrail güçleri tarafından çatışmada öldürülen Hizbullah savaşçıları Bilal Mahmud Atavi, Emin Hasan Harb, Muhammed Bekir Hüseyin Harb ve Hasan Nezih Ayub için düzenlenen cenaze alayı
Korku dolu bir gece
Ancak yas, cenaze töreniyle sona ermedi. ABD ile İran arasındaki anlaşma kapsamında İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarını durdurması beklenirken, İsrail güçleri Nabatiye'nin yukarısındaki stratejik bir tepeye yönelik saldırılarını sürdürdü.
Ali Tahir olarak bilinen bu tepenin, dağın derinliklerine kazılmış ve tünellerle birbirine bağlanmış, müstahkem bir Hizbullah üssüne ev sahipliği yaptığı iddia ediliyor. Tepe, Beaufort Kalesi de dahil olmak üzere Lübnan’ın güneydoğusunun büyük bir bölümünü gören kritik bir noktada bulunuyor.
Hizbullah, savaşçılarının işgalci İsrail güçlerine güdümlü füzeler, roket ve top ateşi ile pusu kurduğunu ve üç Merkava tankını imha ettiğini açıkladı. İsrail medyası da, bir tabur komutanı da dahil olmak üzere tank mürettebatından dört kişinin Hizbullah’ın tanksavar füzesi veya insansız hava aracı tarafından öldürüldüğünü duyurdu.
İsrail, Nabatiye çevresindeki kasabalara yönelik 25 saldırı da dahil olmak üzere yeni bir hava saldırısı dalgasıyla karşılık verdi. Saldırılar, bir gecede Güney Lübnan genelinde 47 kişinin ölümüne yol açtı.
Haruf’taki cenaze töreninin bitmesinden sadece birkaç saat sonra, İsrail’in düzenlediği bir saldırı köyde bir evi yerle bir etti. Saldırıda iki genç kadın ve üç küçük kız da dahil olmak üzere dokuz kişi hayatını kaybetti. İnternette, karanlıkta enkaz altından kurbanları çıkarmak için çabalayan çaresiz kurtarma ekiplerinin görüntüleri yayıldı.
Nebatiye bölgesinin başka bir yerinde, İsrail’in bombardımanı sonucunda Habuş köyünde yedi kişi, El-Duveir köyünde ise bir çocuk da dahil olmak üzere altı kişi hayatını kaybetti. Lübnan devlet haber ajansı, gece boyunca süren bombardımanı “savaşın en şiddetli saldırılarından biri” olarak nitelendirdi.
Kannarit'te toplu katliam
Ertesi gün, 20 Haziran'da İsrail bir başka korkunç saldırı daha gerçekleştirdi. Tarihi sahil kenti Sayda'nın eteklerindeki Kannarit kasabasında, İsrail güçleri bir konuta devasa bir bomba attı ve binayı tamamen yerle bir etti.
İsrail medyası, bir Hizbullah komutanının hedef alındığını iddia etti. İlk tahminlere göre, devasa patlamada en az yedi kişi hayatını kaybetti.
Bombalamadan birkaç saat sonra The Cradle olay yerine vardığında, onlarca sivil savunma görevlisi ve diğer kurtarma ekipleri, hayatta kalanları bulmak için bir buldozer ve basit aletler kullanıyordu. Bir sivil savunma görevlisi, ölü sayısının birkaç çocuk da dahil olmak üzere 17’ye ulaştığını söyledi. Biz oradayken, sivil savunma ekipleri bir kişiyi kurtarmayı başardı ve bu kişi ambulansla hızla olay yerinden uzaklaştırıldı.
En çarpıcı olan, bombanın yol açtığı yıkımın boyutu oldu. Sayda’nın yukarısındaki tepelerde, sakin bir mahallede bulunan konut binası tamamen yok olmuş, yerine yaklaşık 6 metre derinliğinde ve 9 metre genişliğinde devasa bir krater açılmıştı.
İsrail, Lübnan’da ABD yapımı 900 kg'lık MK-84 bombaları kullanmasıyla biliniyor. “Çekiç” lakaplı MK-84, yıkıcı gücüyle tanınıyor. Bu bombaların yerleşim bölgelerinde kullanılması, İsrail’in sivilleri öldürmesini kaçınılmaz hale getiriyor.
İsrail’in bu şiddetinin amacı nedir?
İsrailli yetkililer, yalnızca Hizbullah savaşçılarını hedef aldıklarını söylüyorlar, ancak İsrail’in konutlara yönelik saldırıları sonucu meydana gelen çok sayıda sivil ölüm bu iddiayı çürütülüyor.
Hatta ABD Başkanı Donald Trump bile, Başbakan Benyamin Netanyahu’nun Lübnan’da korkunç düzeyde şiddet uyguladığını kabul etti. Trump, “Birini vurmak isterken her seferinde bir apartmanı yerle bir etmenize gerek yok,” diyerek, İsrail’in Hizbullah veya Hamas’ın tek bir üyesini hedef almak için birden fazla aileyi toptan öldürme yöntemine atıfta bulundu.
Tuhaf bir şekilde, Trump, daha sonra eski El Kaide lideri Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’ya bağlı güçlerin Hizbullah’a daha “hassas” bir şekilde saldırmak için kullanılabileceği fikrini ortaya attı.
Trump’ın yorumları, Şara’nın Mart 2025’te eski ordu subaylarının başlattığı bir isyanı bastırmak amacıyla güçlerini göndererek 1600’den fazla Alevi sivili katlettiği gerçeğini görmezden geliyor. Dört ay sonra da Colani’nin güçleri de aynı bahanelerle yüzlerce Dürzi sivili katletti.
Şara’nın güçleri, genç Alevi erkekleri köpekler gibi havlamaya ve sürünmeye zorlayıp ardından toplu infaz etmeleri, Dürzi erkeklerin kafalarını kesmeleri ve hatta onları diri diri yakmaları gibi korkunç zulümleri işlerken kendilerini videoya çektiler.
İsrail’in bu korkunç şiddeti uygulamasının asıl nedeni, Haruf köyündeki ailenin öldürülmesinden bir gün sonra ortaya çıktı. İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir şöyle dedi: “Tüm Lübnan yanmalı!”
Gvir, “Bir İsrailli annenin döktüğü her gözyaşı damlası için bin Lübnanlı anne ağlamalı” diye ekledi.
Büyük İsrail’i daha da genişletmek
Peki, Lübnan’ı neden bu şekilde terörize ediyorlar? İsrailli askeri yetkililer, İsrail’in güvenliğini sağlamak için Hizbullah ve Hamas’ı yenmeleri gerektiğini söylerken, Itamar Ben Gvir ve diğer Yahudi yerleşimci liderler başka bir gerekçe ortaya koyuyor: “Büyük İsrail'i" genişletmek.
Filistin ve Lübnan topraklarını işgal etmek, şehirlerini ve köylerini yerle bir etmek ve yerli halkı sürgün ederek yerlerine Yahudi yerleşimcileri yerleştirmek istediklerini söylüyorlar.
Ben Gvir, Mayıs ayında, İsrail’in 1967’de Doğu Kudüs’ü fethetmesi ve işgal etmesinin yıl dönümünü anmak üzere düzenlenen bir etkinlikte yaptığı konuşmada, Lübnan ve Gazze’ye yönelik niyetlerini açıkça ortaya koydu:
“Gazze, Yahudiye ve Samiriye’den (Batı Şeria) göçü teşvik etmek ve Lübnan’da yerleşim kurmak için başka planlarımız da var. Bizi öldürmek için ayaklanan herkesi yok etmekten çekinmeyeceğiz.”
Güney Lübnan’da etnik temizlik
İsrail’in Güney Lübnan’da etnik temizlik yapıp ardından burayı yerleşim yeri haline getirme arzusu, sadece İsrail ordusunun Lübnanlı sivillere verdiği toplu “tahliye” emirleriyle değil, aynı zamanda “geri dönüş yok” kararlarıyla da açıkça görülüyor.
ABD ve İran çatışmayı sona erdirmek üzere bir anlaşmaya yaklaşmışken, İsrail Savunma Bakanı Israel Katz 15 Haziran’da, İsrail güçlerinin Lübnan, Suriye ve Gazze’de “zaman sınırlaması olmaksızın” kalacağını duyurmakla kalmadı, aynı zamanda İsrail’in işgal ettiği toprakların “yerel sakinlerden ve tüm terör altyapısından arındırılacağını” da açıkladı.
Katz’ın açıklamasından iki gün sonra İsrail ordusu, Lübnan topraklarının yüzde 6’sını “İleri Savunma” bölgesi olarak belirleyen yeni bir harita yayınladı. Bu bölge, normalde on binlerce sivilin yaşadığı ve kimsenin geri dönmesine izin verilmeyecek çok sayıda köyü içeriyordu.
İsrail ordusunun Lübnan köylerini yıkması, ülkenin güneyini insansızlaştırma ve gelecekteki Yahudi yerleşimlerine zemin hazırlama stratejisinin diğer bir unsuru.
BM, 23 Haziran’da 11 binden fazla konut binasının tamamen yıkılmış, 2200 binanın ise kısmen hasar görmüş olduğunu bildirdi.
BM Sözcüsü Stéphane Dujarric, “Birçok aile için bu, geri dönebilecekleri bir evin kalmadığı anlamına geliyor” diyordu.
İsrail ordusu, 25 Haziran’da, sözde ateşkese rağmen Nabatiye bölgesinde üç kişiyi öldürerek ve dördüncüsünü yaralayarak “geri dönüş yasağı” kararını zorla uygulamaya çalıştı.
Bir insansız hava aracı, Lübnanlı erkeklerin köylerine dönmelerini engellemek amacıyla Zavtar ve Mayfadun kasabalarını birbirine bağlayan yolda bir araca saldırdı.
Sonuç
İsrail’in Güney Lübnan’daki eylemleri (sağlık görevlilerini hedef almak, 900 kg'lık ABD bombalarıyla aileleri katletmek, evleri yıkmak ve kitlesel “tahliye” ile “geri dönüş yasağı” emirlerini uygulamak gibi) net bir şablon ortaya koyuyor. Amaç, Güney Lübnan’da etnik temizlik yapmak ve bu bölgeyi Büyük İsrail’e dahil etmektir. Bu hedefin başarılı olup olmayacağını zaman gösterecek. Kesin olan şu ki, cesur Lübnanlılar bu planlara her aşamada direniş gösterecek.(William Van Wagenen/The Cradle)

















