Bir ihanet vesikası olarak Lübnan-İsrail gizli mutabakatının perde arkası
Washington'da imzalanan gizli mutabakatın Lübnan'a "teslimiyet" ve "iç savaş reçetesi" dayattığı belirtildi.
İbrahim el-Emin, el-Ahbar'daki makalesinde, Washington'da imzalanan çerçeve anlaşmasına eklenen gizli güvenlik ekinin Lübnan açısından bir "teslimiyet belgesi" niteliği taşıdığını vurguluyor. Yazar, ek metnin İsrail'in tam çekilmesini güvence altına almadığını, buna karşılık Lübnan ordusuna Hizbullah'ın yalnızca silahlarını değil tüm örgütsel yapısını tasfiye etme görevi yüklediğini, bu sürecin Amerikan denetiminde yürütülmesini öngördüğünü ve müzakereler sırasında askerî heyetin itirazlarının siyasi heyet tarafından gizlenerek etkisiz bırakıldığını söylüyor. El-Emin'e göre bu mekanizma, Lübnan'ın egemenliğini zayıflatırken ülkeyi iç çatışmaya sürükleyebilecek bir güvenlik düzeninin temelini oluşturuyor.
Düşmanın, Washington'daki Lübnan askeri heyeti üyelerinden dahi gizli tutulan güvenlik ekinin içeriğini yayımlaması, Lübnan'ın teslim olduğunu ilan etmesi anlamına geldi. Büyükelçi Nada Muavvad'ın yayımladığı ve değiştirilmiş ifadeler içeren sızıntılar bile skandalın boyutunu kontrol altına almaya yetmedi. Güvenlik ekinin, Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve Lübnan'daki vesayet otoritesi temsilcileri tarafından imzalanan resmî nüshasının ortaya çıkmasıyla birlikte, Lübnan tarihindeki en büyük ihanetin özellikleri de belirginleşti.
Artık mesele, işgale karşı direnişe yönelik tutum ya da ona göz yumulmasıyla ilgili değildir. Anlaşmayı imzalayanlar fiilen, silahın devletin tekelinde olması ve devlet otoritesinin tesis edilmesi başlığı altında Lübnanlıların geniş bir kesimine karşı yürütülen açık savaşın bir parçası olduklarını ilan ettiler. Eğer bu durum uygun tepkiler olmaksızın geçiştirilirse, asıl büyük skandal yalnızca başlangıçtan itibaren düşmanla doğrudan ya da dolaylı her türlü müzakereye karşı çıkan güçler açısından değil, müzakere seçeneğini savunmuş olmakla birlikte bu derece boyun eğme, zillet ve aşağılanma içeren bir anlaşmayı kabul edemeyecek kesimler açısından da ortaya çıkacaktır. Bütün bunlardan daha tehlikelisi ise askerî ve güvenlik yetkilileri, mevcut hükümetteki bakanlar ve önde gelen siyasi liderler başta olmak üzere ilgili tarafların sessiz kalmasının, ülkeyi gerçek bir iç savaşa sürükleyebilecek büyük bir sorunun kapısını açacak olmasıdır. Çünkü gizli olması gereken güvenlik ekinde yer alanlar, ne eksik ne fazla, bir iç savaşın "reçetesi"nden ibarettir.
En büyük suçtan başlayalım: Vesayet otoritesinin, işgal güçlerinin güneyden "çekilmesi" kelimesinin hiçbir şekilde yer almadığı bir anlaşmayı ve uygulama mekanizmasını kabul etmiş olmasıdır. Cumhurbaşkanı Jozef Aun ile Nevaf Selam, yeniden konuşlanma ile çekilme arasında fark bulunmadığını söyleyerek ifadelerle oynamaya çalıştıklarında gerçeği biliyor ve aradaki farkın farkında bulunuyorlardı. Eğer gerçekten bu farkın önemsiz olduğunu düşünüyorlarsa, o halde düşman neden Amerikan desteğiyle anlaşma metnine Lübnan topraklarından tam çekilme ifadesinin eklenmesini ısrarla reddetti?
Bu mantığa göre bakıldığında, güvenlik ekinin metni okunduğunda anlaşmanın tehlikesi daha da belirginleşmektedir. Çünkü metin, İsrail'e, Lübnan'ın uzun bir şartlar dizisine bağlılığını doğrulamayı bekleme ve ancak bundan sonra güçlerini çekmek değil, yeniden konuşlandırmaya karar verme hakkını tanımaktadır. Üstelik bu yeniden konuşlanma, "Lübnan topraklarında" olacak ve Lübnan'ın tüm topraklarından gerçekleşmeyecektir. Eğer Aun ile Selam Arapça metindeki bu dil farkına dikkat etmiyorlarsa, İngilizce metin yanlış anlamaya fazla yer bırakmamaktadır. Ancak ikisi de zaten İsrail'in tam çekilmeyi planlamadığını biliyorlarsa durum farklıdır. Nitekim bunu, açık şekilde "Uzun süre kalacağız." diyen işgalin siyasi ve askerî liderleri de doğrulamaktadır. Bu ifade, düşman liderlerinin Gazze ve Suriye'nin güneyindeki güçlerinin gelecekteki varlığı hakkında konuşurken de kullandıkları ifadenin aynısıdır. Onlar, ordularına bu bölgelerde "uzun süre kalmaya" hazırlanmaları yönünde talimat verdiklerini açıklamışlardı.
Bir süre önce, Amerika Birleşik Devletleri'nin Lübnan ordusunun yapısında değişiklik yapmak istediğine dair bilgilerin sızdırılmasıyla birlikte, veriler Washington'un ordu komutanlığından görevi yalnızca Hizbullah'ın silahsızlandırılması olacak özel bir tugay kurmasını istediğini açıkça gösteriyordu. O dönemde ordu komutanlığı, bu öneriyi reddettiğini Cumhurbaşkanı'na ve Amerikan askeri komutanlığına bildirmiş, ardından Cumhurbaşkanı böyle bir önerinin varlığını inkâr etmişti. Ancak gerçekte doğruyu söylemedi ve bunu ilk kez de yapmıyordu. Güvenlik eki, Lübnan ordusu bünyesinde "yüksek yetkinliğe sahip bir güç" oluşturulmasının gerekli olduğunu öngörerek bu konuya açık biçimde işaret etmektedir.
Anlamak isteyenler için Amerikan tasavvurunun bu güçle ilgili planı bilinmektedir. Buna göre mekanizma, İsrail'in Hizbullah ile bağlantısı olduğundan şüphelendiği her subay veya asker hakkında yaptırım uygulanmasıyla başlayacaktır. Buradaki bağlantı, yalnızca doğrudan temas anlamına gelmemekte; askerin Hizbullah mensubu akrabalarının bulunmasını ya da Hizbullah'tan bir kişinin katıldığı herhangi bir sosyal etkinliğe iştirak etmesini de kapsamaktadır. Amerikalılar, bu yaptırımları, herhangi bir subay veya askeri bu güçten dışlamak için giriş noktası olarak kullanmak ve ister Hizbullah'tan ister hatta Emel Hareketi'nden olsun, Amerikan yaptırım listelerinde yer alan kişilerle temas kuran herkes hakkında yaptırım uygulamak istemektedir. Bu süreç fiilen bir süre önce başlamıştı. Amerikalılar, kendi kanalları aracılığıyla bazı üst düzey subaylara, Amerikan yaptırım listesine alınmasının ardından Meclis Başkanı Nebih Berri'nin güvenlik danışmanı Hacı Ahmed Baalbeki ile temaslarını kesmeleri gerektiğini bildirmişti.
Cumhurbaşkanı Aun ile ekibinin üzerinde durmaktan kaçınmaya çalıştığı konu ise bu "yüksek yetkinliğe sahip gücün" kurulmasını denetleyecek makamın Amerikan Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) olacağıdır. Bu denetim, subay ve personelin seçilmesi, inceleme ve güvenlik soruşturmalarından geçirilmesi, ardından da onların eğitimi, silahlandırılması ve finansmanı için bağımsız bir program başlatılması yoluyla gerçekleştirilecektir. Bu konu, Amerikan Merkez Kuvvetler Komutanı General Brad Cooper ile Ordu Komutanı Orgeneral Rudolf Heykel arasında yapılan görüşmenin temel başlıklarından birini oluşturdu. Heykel'in Amerikan tarafına, bu önerinin uygulanmasının Lübnan ordusunun kapasitesini güçlendirmek yerine onu tahrip edeceğini bildirdiği varsayılmaktadır.
Güvenlik eki ayrıca, Aun ile Selam'ın fiilen 1701 sayılı kararın bütün hükümlerini yürürlükten kaldırmayı ve 27 Kasım 2024 Anlaşması'nı geçerliliğini yitirmiş bir anlaşma olarak kabul etmeyi onayladıklarını da göstermektedir. Yeni mekanizma çerçevesinin kabul edilmesi, bu dönüşümün fiilî ilanı niteliğindedir ve diplomatik çalışmanın en temel kurallarına aykırı bir adımdır. Ancak toprağı ve halkı gözden çıkaran birinin hukuk kurallarına ne ölçüde saygı gösterdiğini sorgulamak artık önemini yitirir.
Lübnan'da bu suça sessiz kalmak ya da eksiksiz bir ihanet projesinin propagandasını yapmak isteyenler şunu anlamalıdır ki, güvenlik ekinin temel metni, işgalin Lübnan'dan ancak Lübnan yönetimi ülkede kapsamlı bir iç savaş başlattıktan sonra çekileceğini teyit etmektedir. Çünkü yönetim, yalnızca Hizbullah'ın silahlarını değil, bütün yapısını tasfiye etmeyi taahhüt etmiştir. Bunun yanında, ordunun ve güvenlik güçlerinin silahsızlandırma görevini üstleneceği, ayrıca devletin ilgili diğer kurumlarının direnişin toplumsal, eğitim, sağlık, izcilik ve medya altyapısını tasfiye edeceği yönündeki yanılsamaya da sürüklenmiştir.
Bu ihanettir; bundan daha açık bir ifade yoktur.
Washington görüşmelerinde ne yaşandı... Askeri heyet nasıl dışlandı?
Normalde gizli belgeler, kamuoyuna açıklanmaması gereken bilgiler içermeleri ve açıklanmalarının ulusal çıkarlara veya bunlardan birine zarar verebileceği endişesi nedeniyle ulusal güvenlikle ilgili gerekçelerle açıklanır. Bizim durumumuzda ise belge, bir anlaşma, mutabakat ya da antlaşmanın çerçevesini oluşturmaktadır ve düşman bir devlet olan İsrail ile yapılmış olması nedeniyle daha da hassas bir nitelik kazanmaktadır. Böyle durumlarda gizlilik gerekçeleri ortadan kalkar. Çünkü anlaşmanın sonuçları yalnızca onu imzalayan yönetimi değil, bütün devleti ve tüm vatandaşları ilgilendirir.
Ancak yönetimi yayımlamaya ya da gizlemeye sevk eden başka bir neden daha vardır. İşgalci yapıda Lübnan ile imzalanan belge büyük bir başarı ve gurur kaynağı olarak görülmektedir. Bu nedenle belgelerin yayımlanması işgalci yapıya zarar vermemekte, aksine özellikle İsrail projesinin bölgede karşı karşıya bulunduğu büyük tıkanıklık ortamında bu başarının kendi kamuoyuna pazarlanmasına yardımcı olmaktadır. Aynı nedenle, Lübnan'daki yönetimin, zayıf müzakereleri ve düşman ile onun Amerikalı destekçisinin şartlarına teslim olmasına rağmen en üst düzeyde gizlilik uygulamakta ısrar etmesi de anlaşılır hale gelmektedir. Eğer karar tamamen onların elinde olsaydı, Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı'ndaki imza törenini baştan kabul etmezlerdi. Ancak bunu engelleyemeyince, anlaşmanın bir bölümünü gizli tutmaya çalıştılar. Bunun üzerine vesayet otoritesinin heyeti, çerçeve anlaşmayla birlikte imzalanan güvenlik ekinin yayımlanmamasını Amerikan tarafından talep etti. Çünkü bunun tam anlamıyla bir skandal ve açık bir ihanet oluşturduğunu biliyorlardı. Özellikle de güvenlik eki, çerçeve anlaşmasının fiilî uygulama mekanizmasını teşkil etmekteydi.
Vesayet otoritesi ve Washington'da onunla birlikte çalışanlar, düşmanın güvenlik ekinden hızla söz edeceğini bildikleri için, Lübnan'ın Washington Büyükelçisi Nada Muavvad, güvenlik ekinin varlığını inkâr etmeyen ancak imzalanan metinden farklı bir sürümü pazarlamaya çalışan sızıntılar yayımladı. Gerçekte de olan buydu. Hatta devletin üst düzey yetkilileri bile, Washington'da düzenlenen anlaşmanın ilan töreni sırasında Lübnan ve İsrail büyükelçileri ile Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkilinin imzaladığı İngilizce resmî metni görmemişti.
Güvenlik ekine nasıl gelindi?
Amerika Birleşik Devletleri'ndeki müzakere turlarının başlamasından itibaren Amerikan tarafı, Lübnanlılara anlaşmanın uygulama mekanizmasını müzakere etmek üzere askerî bir heyetin katılması gerektiğini bildirdi. Cumhurbaşkanı Jozef Aun ile Büyükelçi Muavvad, Washington'daki Lübnan Büyükelçiliği'nin askerî ataşesi Tuğgeneral Oliver Hakime'nin katılımıyla yetinmeye çalıştıklarında, Amerikalılar bunun yalnızca askerî bir temsilciden fazlasını gerektirdiğine dikkat çektiler. Lübnan heyeti, Simon Karam'dan Muavvad'a kadar, İsrail'in işgal ordusunun Stratejik Planlama Dairesi ile İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi'nden üst düzey subayları heyete dahil etmesinin anlamını kavrayamazken, Washington müzakerelerin, askerî ve güvenlik alanlarında ayrıntılı hükümler içeren bir anlaşmayı uygulayacak uzman subaylardan oluşan bir Lübnan ordusu heyeti olmadan yürütülemeyeceğini vurguladı.
Bu dönemde Lübnan'da ordunun müzakerelere katılımı konusunda geniş bir tartışma başladı. Askerî kurumun bu sürece dahil edilmemesi çağrıları yükseldi ve bazı subaylara katılımlarından vazgeçmeleri için baskılar yapıldı. Buna karşılık Amerikalılar da ordunun müzakere heyetine tam katılımını sağlamak amacıyla ordu komutanlığına sürekli baskı uyguladı. Sonunda Amerikalıların uygun bulduğu bir uzlaşmaya varıldı. Buna göre Lübnan ordusu, askerî nitelikteki herhangi bir anlaşmayla ilgili uzman subaylardan oluşan özel bir heyet kuracaktı. Cumhurbaşkanı, askerî heyetin toplantılarının siyasi heyetin toplantılarından ayrılmasını kabul etti ve Ordu Komutanı Orgeneral Rudolf Heykel'e, katılan subayların çalışmalarını düzenleyecek siyasi, davranışsal ve askerî kuralları belirleme konusunda geniş bir hareket alanı tanındı.
Bu durum, askerî heyet üyelerinin görevlerinin düşmanla Lübnan'ın çıkarlarını koruyacak şekilde müzakere yürütmek olduğu inancıyla Washington'a gitmelerini kolaylaştırdı. Ancak ilk toplantı olumsuz sonuçlandı. Amerikalılar Cumhurbaşkanı Aun'a, ordu heyetinin Karam-Muavvad heyetinin izlediği çizgiden farklı bir yönde hareket ettiğini bildirdi. İsrailliler ise askerî heyetin, İsrail'in kabul edemeyeceği gözlemler, itirazlar ve öneriler sunduğunu söyledi. Bunun üzerine Aun, konuyu kendi yöntemiyle çözeceği taahhüdünde bulundu.
Beyrut'ta ise cumhurbaşkanı, en büyük medya ve siyasi yanıltma operasyonunu yürütüyordu. Müzakere heyetini takip etmek üzere büyükelçiler ve uzmanlardan oluşan bir operasyon odası kurulduğunu açıkladı. Ancak daha sonra bunların çoğunun rolünün metinlerde yalnızca "dil denetimi" yapmakla sınırlı kaldığı ortaya çıktı. Ayrıca askerî ve siyasi heyetler, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda tek bir toplantıda bir araya getirildi. Bu adım, iki heyetin birleştirilmesi sürecinin başlangıcı olarak değerlendirildi. Toplantı sırasında Aun, askerî heyetin sorumluluklarının siyasi heyetin sorumluluklarından farklı olduğu izlenimini vermeye çalıştı. Ancak gerçekte verilmek istenen mesaj açıktı. Herkes Washington'a gittiğinde, Karam ile Muavvad, askerî heyetin müzakerelerin her aşamasında kendi talimatlarına uyacağı anlayışıyla hareket ediyordu.
Geçen 23 Haziran Salı günü görüşmelerin yeniden başlaması için ilk tarih olarak belirlenmişti. Üzerinde mutabakata varılan mekanizmaya göre, Lübnan askerî heyetinin İsrail askerî heyetiyle müzakere etmek üzere ayrı bir salonda oturması, siyasi heyetin ise görüşmelerini ayrı şekilde yürütmesi gerekiyordu. İki taraf arasındaki koordinasyon ise Washington'daki Lübnan Büyükelçiliği'nde düzenli toplantılar yoluyla sağlanacaktı.
Koordinasyon toplantısı sırasında Karam, askerî heyetin hazırladığı dosya ve notları incelediğinde, subayların yaptığı hazırlığın kapsamı karşısında şaşkınlığa uğradı. Heyet, yanında yüzlerce sayfayı aşan dosyalar getirmişti. Bu dosyalar, 2000 yılından bu yana İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarının kapsamlı bir belgelendirmesini, İsrail'in 27 Kasım 2024 Anlaşması'nı ihlallerine ilişkin ayrıntılı bir raporu, İsrail saldırılarıyla ilgili hukuki bir incelemeyi ve hâlen işgal altında bulunan Lübnan bölgeleri ile işgal güçlerinin her gün yürüttüğü yıkım ve tahribat faaliyetlerine ilişkin daha ayrıntılı dosyaları içeriyordu.
Karam'ın bu hazırlık düzeyine nasıl tepki verdiği tam olarak bilinmemektedir. Ancak Büyükelçi Muavvad konuyu küçümseyerek karşıladı ve birden fazla katılımcının kulağına, "Biz buraya Amerikalıların hazırladığı bir anlaşmayı imzalamaya geldik. Ayrıntıların tartışılması imzadan sonra olur." diye fısıldadı.
Buna karşılık Karam, askerî heyetin çalışmalarından yararlanmaya çalıştı. Anlaşmanın imzalanmasıyla sonuçlanan son oturumdan önce ve toplantılara zorluklar ile gerginliklerin eşlik ettiğine dair haberler yayılırken, bunların gerçek nedeninin askerî heyetin çekilme ve deneme bölgelerine ilişkin uygulama maddelerini tartışmakta ısrar etmesi olduğu ortaya çıktı. Ancak en büyük sürpriz, askerî heyet üyelerinin çerçeve anlaşmasına eklenmiş bir güvenlik ekinin varlığından haberdar olmamalarıydı.
Askerî heyetin önerileri
Fiilen askerî heyet, anlaşmayı daha açık ve uygulanabilir hale getirmeyi amaçlayan bir dizi öneri sundu. Bunların başlıcaları şunlardı:
Birincisi: İsrail'in, yıkım, patlatma ve hava ihlalleri de dahil olmak üzere tüm askerî faaliyetleri ve ateşi tamamen durdurmayı taahhüt etmesi ve bu taahhüdün uygulanmasını Denetim Komitesi'nin güvence altına alması önerildi. Askerî heyet, İsrail'in 2024 yılında imzalanan ateşkese hiçbir şekilde uymadığını, buna karşılık Lübnan ile Hizbullah'ın ateşkese tamamen bağlı kaldığını gösteren belgeler sundu.
İkincisi: Askerî heyet, Amerikalıların Lübnan, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri arasında üçlü olarak tasarladığı uygulama denetim komitesinin üyeliğinin genişletilmesi gerektiğini değerlendirdi. Güneyde görev yapan Birleşmiş Milletler güçlerinin temsilcilerinin de komiteye katılmasını önerdi. Gerekçe olarak, bu güçlerin görev süresinin henüz sona ermemiş olması ve anlaşmanın uygulanmasının onların konuşlandığı bölgede gerçekleştirilecek olması gösterildi. Heyet ayrıca komiteye Avrupa veya Arap ülkelerinden temsilcilerin katılması ihtimalini de görüştü.
Üçüncüsü: Deneme bölgeleri konusunda ordu, herhangi bir uygulama mekanizmasının başarılı olabilmesi için zaman ve mekân bakımından açık ve kesin biçimde belirlenmiş bir sürecin gerekli olduğunu ortaya koyan askerî ve teknik bir sunum yaptı. Askerî heyet, işgal ordusuyla herhangi bir doğrudan koordinasyonu ve sahada herhangi bir teması reddettiğini vurguladı. İsrail'in deneme bölgelerine ilişkin tasavvurunun, birbirinden kopuk ve seçilmiş coğrafi noktaların belirlenmesine dayandığı için bu ilkeyle çeliştiğini değerlendirdi. Bunun yerine, güneyin batıdan doğuya sınır boyunca uzanan birbirine bitişik üç bölgeye ayrılmasını önerdi. Örneğin ilk bölge, batıda sahilden başlayıp batı ve orta sektör köylerinden geçerek doğu sektörüne kadar uzanacaktı. Böylece işgal güçlerinin, Lübnan ordusu tamamen konuşlanmadan önce bu şeridin tamamından tek seferde çekilmesi gerekecekti. Bu mekanizma sayesinde ordu birlikleri, hareketleri işgal güçlerinin varlığıyla kısıtlanmaksızın konuşlanacak, Birleşmiş Milletler güçleri ise iki taraf arasında tampon bölge oluşturacaktı.
Dördüncüsü: Askerî heyet, deneme bölgelerinin öncelikle işgal altındaki alanlarla ve Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) faaliyet sahası, yani Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeyle sınırlandırılmasını önerdi. Lübnan ordusunun bu bölgede silahsızlandırma sürecini tamamen uygulamayı taahhüt ettiğini, ancak bunun bazı kişilerin Hizbullah mensubu olduğu gerekçesiyle köylülerin kendi köylerine dönmelerinin engellenmesi için bahane olarak kullanılmaması gerektiğini vurguladı. Litani'nin kuzeyindeki silah dosyasının ise daha sonra Lübnan hükümeti tarafından ele alınması önerildi. Askerî heyet, her deneme bölgesinin tamamlanmasının yirmi gün ile en fazla bir ay arasında süreceğini, böylece anlaşmanın tamamının altmış gün içinde veya en geç üç ay içinde uygulanabileceğini değerlendirdi.
Lübnan askerî heyetinin önerilerinden rahatsız olan yalnızca İsrail heyeti değildi. İtiraz ilk olarak Amerikan tarafından geldi. Amerikalı arabulucu, İsrail lehine müdahale ederek Lübnan heyeti üyelerine, "Anlaşma taslağına ilişkin tutumunuzda değişiklik mi yaptınız?" diye sordu. Bunun üzerine oturumda kısa süreli bir gerginlik yaşandı. Lübnan heyetindeki subaylardan biri sigara içme bahanesiyle salondan çıktı. Ancak bu, Beyrut'a acilen iletilen bir rahatsızlık işaretiydi. Bunun ardından Amerikalılar askerî heyete açıkça, "Siz burada siyasi heyetin gözetimi altında çalışmak için bulunuyorsunuz." dedi. Hatta Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkili, Lübnan heyeti üyelerinden birine, "Görünüşe göre Beyrut'tan size talimatlar açık şekilde ulaşmamış. Bu konuyu biz çözeceğiz." diye dikkat çekti.
Fiilen yaşanan ise siyasi heyetin gizli güvenlik ekinin varlığını askerî heyetten kasıtlı olarak saklamasıydı. Çünkü Lübnan ordusunun sunduğu değerlendirmelerin bu güvenlik ekinin içeriğini bütünüyle geçersiz kıldığını biliyorlardı ve bu durum izlenen yönelimle çelişiyordu. Bu nedenle toplantı, "ihtilaflı noktaların" yalnızca siyasi düzeyde yapılacak bir görüşmeye bırakılması kararıyla sona erdi.
Nitekim ertesi gün de bu gerçekleşti. Washington'un, Lübnan ve İsrail'den gazetecilerin de katıldığı bir medya örtbas operasyonuna ihtiyacı vardı. Bunun temelini, salonda "zorlu ve çetin müzakereler" yürütüldüğü yönündeki söylemin yayılması oluşturuyordu. Oysa gerçek tamamen farklıydı. Amerikalılar ve İsrailliler, önceden hazırlanmış aynı metinlerle oturuma girdiler ve Lübnan askerî heyetinin sunduğu bütün değerlendirmeler göz ardı edildi.
Aynı sırada Aun, Muavvad'ı arayarak zaten önceden bildiği kararı kendisine iletti. Muavvad da hazır bulunanlara imzaya hazır olduğunu bildirdi. Bunun üzerine salon, imza törenine uygun şekilde yeniden düzenlendi ve Körfez turunu henüz tamamlamış olan Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Marco Rubio, anlaşmanın imza törenini denetlemek üzere salona geldi.
Güvenlik eki
Aşağıda yer alan metin, üçlü çerçeve anlaşmasının güvenlik ekini oluşturmaktadır:
1. Deneme bölgelerinin belirlenmesi:
Taraflar, Güney Litani sektöründe, önceden üzerinde mutabakata varılmış askerî bir plan çerçevesinde ilk deneme bölgesini derhal belirler ve uygulamaya koyar. Bu plan dört aşamalı bir modele dayanmaktadır:
1- Temizleme: Devlet çerçevesi dışında faaliyet gösteren ve izinsiz faaliyetlere katılan tüm silahlı gruplar veya unsurlar hakkında yasal tedbirlerin alınması ve bunlarla bağlantılı altyapının imha edilmesi veya işlevsiz hale getirilmesi. Buna, örnek olarak ve bunlarla sınırlı olmamak üzere silahlar, silah depoları, tüneller ve devlet çerçevesi dışında faaliyet gösteren bu silahlı gruplara ait komuta merkezleri dahildir.
2- Bölgenin, devlet çerçevesi dışında faaliyet gösteren tüm silahlı gruplardan ve bunların askerî altyapısından temizlendiğinin, taraflar arasında üzerinde mutabakata varılmış üçüncü bir tarafça doğrulanması.
3- Operasyonel kontrolü münhasıran üstlenecek ve sürdürecek, devlet çerçevesi dışında herhangi bir silahlı faaliyetin yeniden başlamasını engelleyecek yüksek yetkinliğe sahip Lübnan ordusu birliklerinin konuşlandırılması.
4- Lübnan devleti, uluslararası destek ve siyasi süreç üzerinden sağlanacak koordinasyonla yeniden imar çalışmalarının sorumluluğunu üstlenir.
2. Uygulama ve doğrulama:
Lübnan ordusu bu modelin uygulanmasına liderlik eder. Başarı, bu müzakereler çerçevesinde üzerinde mutabakata varıldığı şekilde, silahsızlandırma ve tasfiye sürecinin doğrulanabilir biçimde uygulanmasına göre ölçülür. İsrail ile Lübnan, "Lübnan Özel Askerî Koordinasyon Grubu (MCG4L)"nu kurar. Bu grup, ayrıştırmanın yönetilmesi, doğrulama ve genel uygulamanın yürütülmesi amacıyla haftanın yedi günü, günün yirmi dört saati görev yapar. Hücre, iki taraf arasındaki dolaylı askerî kanallar aracılığıyla raporlarını İsrail ve Lübnan'daki ilgili siyasi makamlara sunar. Doğrulama süreci, temizleme operasyonlarıyla eş zamanlı olarak sürekli şekilde yürütülür.
3. Güvenlik yükümlülükleri:
Lübnan ordusu, Hizbullah ile devlet çerçevesi dışında faaliyet gösteren diğer tüm silahlı grupların silahsızlandırılmasını ve bunların Lübnan içinde herhangi bir askerî rol veya askerî kapasiteye sahip olmamalarını güvence altına almak için gerekli operasyonel tedbirleri almayı taahhüt eder.
4. Kademeli yeniden konuşlanma:
Üzerinde mutabakata varılan ve doğrulanabilir silahsızlandırma ile tasfiye sürecinin başarıyla tamamlanmasına bağlı olarak İsrail, belirli şartlara dayalı ve aşamalı şekilde kuvvetlerini azaltmayı, ardından Lübnan ordusunun konuşlanmasıyla eş zamanlı olacak biçimde, bunun planlaması ve sıralaması "Lübnan Özel Askerî Koordinasyon Grubu (MCG4L)" tarafından yapılmak üzere Lübnan topraklarından yeniden konuşlanmayı taahhüt eder.
5. Hedeflenen sonuç:
Taraflar arasında bu müzakereler çerçevesinde üzerinde mutabakata varıldığı şekilde, devlet çerçevesi dışında faaliyet gösteren tüm silahlı grupların silahsızlandırılması ve tasfiye edilmesine yönelik daha geniş kapsamlı çabalar doğrultusunda, Lübnan devletinin tüm Lübnan toprakları üzerindeki tam otoritesinin yeniden tesis edilmesi ve İsrail'in uzun vadeli güvenliğinin sağlanması için çalışılır.
6. Gözetim ve uyuşmazlıkların çözümü:
Taraflar, Amerika Birleşik Devletleri'nin kolaylaştırıcılığında uygulamanın ilerleyişini düzenli olarak gözden geçirir ve karşılıklı mutabakatla bu güvenlik ekinde değişiklik yapabilir. Bu ekin yorumlanması veya uygulanmasıyla ilgili her türlü uyuşmazlık, üçlü görüşmeler yoluyla çözüme kavuşturulur.
26 Haziran 2026 tarihinde, Washington'da, İngilizce dilinde, üç asıl nüsha halinde imzalanmıştır.

(Çeviri: YDH)

















