Hizbullah yetkilisi: İran’ın Tanf’ı vurması Türkiye ve Suriye için faydalıdır
Lübnan İslami Direniş Hareketi Hizbullah'ın önemli isimlerinden Nevaf el-Musevi, son gelişmeler bağlamında Türkiye ve Suriye'nin bölgedeki konumunu değerlendirerek, vahdet vurgusu yaptı.
Hizbullah'ın Sınırlar ve Kaynaklar İşleri Başkanı Seyyid Nevaf el-Musevi, ABD'nin bölgedeki askeri varlığı ve diplomatik kumpasları hakkında önemli değerlendirmelerde bulundu.
"El-Tanf vuruşu, Ankara ve Şam'ın elini güçlendirdi"
ABD'nin Suriye'deki işgal üssü El-Tanf’ın İran tarafından hedef alınmasının, iddia edilenin aksine Ankara ve Şam yönetimine verilmiş bir mesaj olmadığını ve her iki başkentin de menfaatine olduğunu belirten Musevi, ABD'nin bölge ülkelerine yönelik dayatmalarına dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:
"El-Tanf saldırısı, benim görüşüme göre Türkler ve Şam'daki Suriye yönetimi için faydalıdır. Bu onlara karşı bir mesaj değildir. Trump'ın gelişinin en önemli hedeflerinden biri, Lübnan'daki savaşa sürüklemek için Türklere ve Suriye yönetimine baskı yapmaktı. Bugün bir Amerikan üssü saldırıya uğradığında ona (ABD'ye) adeta 'Git önce kendi başının çaresine bak' deme imkanını ediniyorsunuz. Bu sebeple El-Tanf'a yapılan saldırıyı, Lübnan'da intihar niteliğinde bir savaşa sürüklenmeyi reddeden Türkiye ve Suriye'nin tutumunu destekleyen bir hamle olarak görüyorum."
"Türkiye'nin güvenliği Siyonist genişlemeye karşı Beyrut'ta başlar"
Siyonist İsrail rejiminin yayılmacı politikalarına karşı Lübnan cephesinin kilit rolüne işaret edilen analizde, Türkiye'nin bölgedeki konumu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın jeopolitik çıkışları üzerinden şu detaylara yer verildi:
"Erdoğan çıkıp 'Türkiye'nin güvenliği Şam'dan ve Beyrut'tan başlar' dediğinde şunu sormak lazım: Beyrut'un güvenliği kime karşı? İsrail'in genişlemesine karşı. Peki, Lübnan'da İsrail'in genişleme eğiliminin karşısında kim durabilir? Kim? İşte bu yüzden, biz bölgede jeopolitik bir değişimin önünde olduğumuzu gördük. Dolayısıyla bugün ve şu an Türkiye, bölgenin gidişatını belirlemede ve bu savaşta temel bir ortaktır. Bana "Türklerle uzlaşma imkânınız var mı?" derseniz, ben her zaman "Evet" derim.”
"Düşmanlık pompalıyorlar"
Musevi, bölge halklarını birbirine düşürmek için Batı'nın ve yerli işbirlikçilerinin düşmanlık pompaladığını söylerken algıları yıkmak adına tarihten örnekler verdi.
Selahaddin Eyyubi'nin ordusunda Emir Husameddin Bişara gibi önemli Şii komutanlar bulunduğunu söyleyen Musevi, Osmanlı İmparatorluğu ile Şiiler arasındaki ilişkilerin de kasıtlı olarak çarpıtıldığına vurgu yaptı. Taraflar arasındaki ilişkinin sürekli bir "zulüm ve çatışma" ortamı varmış gibi yansıtıldığını söyleyen Musevi, "Osmanlı tecrübesini iyi okumak lazım. Dr. Sadun Hamade bu konuda önemli bir çalışma yaptı. Mesela o dönemde Hermel, Bekaa ve Cübeyl bölgesini yöneten Hamade ailesinin Osmanlı saltanatıyla nasıl güçlü ilişkiler içinde olduğu belgeleriyle ortaya kondu." dedi.
"Vahdet, stratejik bir araç değil, temel inançtır"
Bugün emperyalizme karşı verilen mücadelenin temel taşının "İslami Vahdet" olduğunu belirten Musevi Direniş liderlerinin bu konudaki sarsılmaz duruşunu ve Filistin direnişiyle olan sarsılmaz bağlarını şu ifadelerle özetledi:
"Bizim temel yapımız Sünni-Şii vahdetine dayanır. Seyyid Rehber (Ali Hamaney) istikbara karşı direnen bir lider olarak Sünni-Şii birliğinin zorunluluğunu hep bilirdi; hatta kefenine bile Sünni ve Şii birliğinin gerekliliğini yazmıştır. Aksi takdirde biz bugün Hamas, İslami Cihad ve kimliğine bakılmaksızın her direniş hareketinin yanında olmazdık. Sünni iseler, biz kesinlikle onların yanındayız."(Ajanslar)

















