Yemen Bab'ül Mendeb'i kapatarak Riyad’a karşı cephe aldı / Aidan J. Simardone yazdı...
Hürmüz Boğazı’ndaki gerginlik tırmanırken Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz’e olan çıkışı bir can simidi görevi görmüştü. Riyad’ın Yemen’e karşı yeniden tırmandırdığı gerginlik, artık bu geçiş yolunu ve ona bağlı olan küresel ekonomiyi tehdit ediyor.
Tüm dikkatler Hürmüz Boğazı’na odaklanmışken, bir başka stratejik geçit de sıkıntıya giriyor: Bab'ül Mendeb. Kızıldeniz ile Aden Körfezi arasında yer alan ve Cibuti ile Yemen arasındaki bu boğazda, küresel ticaretin yüzde 12’si ve Süveyş Kanalı ile Hint Okyanusu’na giden konteyner trafiğinin dörtte biri gerçekleşiyor.
Suudi Arabistan’ın petrol sevkiyatını Basra Körfezi’nden Kızıldeniz’e yönlendirmesi nedeniyle, bu boğazın kapatılması dünya için ekonomik bir felaket anlamına geliyor. Bu ihtimal, Ensarullah liderliğindeki Yemen Silahlı Kuvvetleri’nin (YAF) Suudi Arabistan’a karşı deniz ablukası ilan etmesi bu haftaya kadar sadece varsayımdan ibaretti.
Arapça’da “Gözyaşı Kapısı” anlamına gelen Bab'ül Mendeb, tehlikeli bir deniz yolu olarak ün salmıştır. Sana, Ekim 2023’te İsrail’e füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenleyerek savaşa girmiş, ardından bir sonraki ay Gazze’deki soykırıma misilleme olarak İsrail ile bağlantılı gemilere sefer yasağı getirmişti.
Deniz ablukası, ABD’nin geri adım atarak güvenli geçiş karşılığında Yemen’e saldırmayı durdurmayı taahhüt etmesiyle 2025 yılında kısmen sona erdi. Suudi Arabistan ise geçen hafta, 2022’den beri süren fiili ateşkesi bozarak, yıllar sonra ilk kez Sana Uluslararası Havalimanı’nı vurdu.
2023’te de görüldüğü gibi, Yemen böyle bir ablukayı uygulayacak imkanlara sahip. Dünyanın en yoksul ülkelerinden biri olmasına rağmen, gemilerin bu deniz yoluna girişini engellemek için sadece birkaç gemiyi ele geçirmesi veya vurması yeterlidir. Riyad misilleme yapsa bile Yemen, İran gibi, ayakta kalacaktır. Suudi Arabistan ve küresel ekonomi ise ayakta kalamayabilir.
Hürmüz Boğazı’nın arkasındaki darboğaz
Bab'ül Mendeb’in küresel ticaretteki rolü değişkenlik göstermiştir. 2023 yılına kadar, dünyanın en işlek geçiş noktalarından biriydi. Bu deniz yolu o kadar önemlidir ki, küçük bir ülke olan Cibuti, bölgede faaliyet gösteren gemileri korumak amacıyla kurulan 8 ila 11 arasında yabancı askeri üsse ev sahipliği yapıyor.
Ancak 2023’te, Sana’nın Kızıldeniz ablukasını başlatmasının ardından gemiler boğazı kullanmaktan kaçınmaya başladı. Abluka İsrail’i hedef alsa da, tüm nakliye şirketleri daha yüksek sigorta primleriyle karşı karşıya kalınca Güney Afrika’yı çevreleyen ve çok daha uzun olan alternatif rotayı tercih etti.
Bu hayati koridordaki deniz trafiği, abluka sona erdikten sonra bile kısa sürede normale dönmedi. Deniz trafiği, Aralık 2025 itibarıyla abluka öncesi seviyelerin yüzde 56 altında kaldı.
İran, Hürmüz Boğazı’nın kontrolünü ele geçirdiğinde Bab'ül Mendeb Boğazı yeniden hareketlendi. Suudi petrolünün Basra Körfezi’nden geçememesi nedeniyle, Doğu-Batı boru hattı, petrolü Kızıldeniz’e taşıdı. Bunun sonucunda, İran savaşının başlamasından bu yana Bab'ül Mendeb Boğazı üzerinden yapılan petrol sevkiyatı yüzde 60 arttı ve Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz’den yaptığı ihracat rekor seviyeye ulaştı.
Bu durum sadece Riyad için değil, küresel ekonomi için de bir rahatlama sağladı. Dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20’si Hürmüz Boğazı’ndan geçtiği için bu miktar piyasaya sunulamadı. Karşılaştırma yapmak gerekirse, 1973 OPEC krizi sırasında küresel petrol arzının yüzde 7’si piyasadan çekilmişti. Doğu-Batı boru hattı günde 7 milyon varil taşıma kapasitesine sahip olduğundan, buna eşdeğer yüzde 7’lik bir miktar hala Kızıldeniz çıkışından piyasaya ulaşıyor. Bir enerji krizi yaşanma olasılığı hala yüksek olsa da, bu güzergah krizin etkisini hafifletti.
Gözyaşı Kapısı kapanıyor
3 Temmuz’da, hastalar ve yurt dışında mahsur kalanlar da dahil olmak üzere 200’den fazla Yemenli yolcu taşıyan bir Mahan Air uçağı Sana’ya indi. Bu, 11 yıldır başkente ulaşan ilk İran uçağıydı.
Uçak daha sonra, merhum İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney’in cenazesine katılmak üzere gelen resmi bir Yemen heyetini de taşıyarak Tahran’a doğru yola çıktı ve 2022’deki ateşkesin ardından Sana’nın uluslararası bağlantılarını önemli ölçüde kısıtlayan hava ablukasını aştı.
Yemenli heyet, 13 Temmuz’da aynı uçakla Sana’ya geri dönmeye çalıştı, ancak Suudi Arabistan’ın Sana Uluslararası Havalimanı’nı bombalaması üzerine uçak Hudeyde’ye yönelmek zorunda kaldı. Oysa Suudi Arabistan, Yemen’i on yıldır abluka altında tutuyordu ve bu durum 85 bin çocuğun açlıktan ölümüne neden olmuştu. Yemen Hava Kuvvetleri (YAF), “göze göz, dişe diş” ilkesiyle hareket ederek Suudi Arabistan’a deniz ablukası uygulamaya başladı.
Sana, bu ablukayı tam olarak uygulayabilecek güce sahip. 2023’teki ablukanın başlamasından iki ay sonra, Kızıldeniz’deki İsrail deniz taşımacılığı yüzde 85 oranında azalmış, 2024’ün başlarında ise tamamen durmuştu. İsrail’in Kızıldeniz’deki tek limanı olan Eilat, bir yıl sonra iflas etti.
Tüm bunlar, YAF’ın sadece iki İsrail bağlantılı gemiyi ele geçirmesinin ardından gerçekleşti. Tek başına bu tehdit bile, daha yüksek sigorta primleriyle karşı karşıya kalan ve değerli yüklerini ya da gemilerini riske atmak istemeyen işletmecileri caydırdı.
Bunun etkisi İsrail deniz taşımacılığının ötesine uzandı. Süveyş Kanalı geçişleri yüzde 42 azalırken, konteyner tonajı yüzde 82 düştü. Deniz trafiği, Güney Afrika’nın etrafından yönlendirildi ama bu daha az riskli olsa da çok daha uzun bir yolculuktu.
Ensarullah’ın tehdidinden bu yana Kızıldeniz limanlarında Suudi Arabistan’ın petrol yüklemeleri şimdiden yüzde 36 azaldı ve gemiler Bab'ül Mendeb’ten uzaklaşıyor. Dolayısıyla mevcut aksaklık, bazı önemli farklılıklar olsa da önceki ablukaya benzeyebilir.
İsrail, Akdeniz’e erişimini korurken, diğer ülkeler Afrika’nın etrafından rotalarını değiştirebiliyordu. Suudi Arabistan’ın ise böyle bir alternatifi yok, çünkü tüm petrolü ya Basra Körfezi ya da Kızıldeniz üzerinden geçmek zorunda. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kontrolü altında tutması nedeniyle Riyad’ın, Kızıldeniz rotasını açık tutmaktan başka bir seçeneği yok.
Bazı gemiler, Süveyş Kanalı’ndan kuzeye doğru seyrederek Bab'ül Mendeb’i baypas edebilir. Ancak Suudi petrol ihracatının yarısı Asya’ya gittiği için bu, yolculuk süresini büyük ölçüde uzatacaktır. Ayrıca büyük ham petrol tankerleri (VLCC’ler) Süveyş Kanalı'ndan geçemez.
Petrolün bir kısmı Mısır’ın Sumed boru hattına aktarılabilir, ancak bu hattın günlük 2,5 milyon varil kapasitesi, Kızıldeniz’e ulaşan Suudi petrolünün yalnızca üçte birine karşılık gelir ve diğer ihracatçılarla bu kapasite paylaşılmak zorundadır. YAF’ın kuzeyde İsrail’e kadar saldırı düzenleyebilme kabiliyeti, Süveyş’e doğru seyreden gemilerin güvenli geçişinin garanti edilemeyeceği anlamına da gelir. Buna rağmen, Sana’nın İsrail deniz trafiğine yaptığı gibi Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz’deki taşımacılığını sıfıra indirmek kolay olmayabilir.
YAF, önceki harekatında yaptığı gibi ablukasını diğer ülkelere de genişletebilir. Bunun pratikteki etkisi tartışmalıdır, zira artan sigorta primleri halihazırda başka ülkelerin gemilerini bu bölgeden uzak tutuyor olabilir. Önceki abluka sırasında, hedef listesine ABD ve İngiliz gemilerinin eklenmesi, trafikteki düşüşü pek fazla artırmadı.
Ateş altındaki can simidi
Hangi gemilerin hedef alındığına bakılmaksızın, enerji ve ekonomi üzerindeki etkiler felaket düzeyindedir. Basra Körfezi’ndeki muazzam petrol kesintisinin yanı sıra, Bab'ül Mendeb Boğazı’nın kapatılması, petrol arzının %7 daha düşmesine neden olacak ve bu oran, 1973 OPEC krizindeki düşüşle eşdeğerdir. Danışmanlık grubu Stratas Advisors’ın başkanı John Paisie’ye göre, petrolün varil fiyatı 120 doların üzerine çıkabilir.
Analistler, ekonomik etkilere ilişkin henüz kesin rakamlar sunmamış olsa da, ciddi uyarılar yaptılar. Chatham House, “Husi milisleri Bab'ül Mendeb Boğazı’ndaki deniz taşımacılığını da eş zamanlı olarak kesintiye uğratırsa, sonuçlar felaket olur” diye açıkladı. Observer Research Foundation Middle East’in jeopolitik üzerine kıdemli araştırmacısı Clemens Chay’e göre, Bab'ül Mendeb Boğazı’nın kapatılması ekonomik bir “felaket” olacaktır.
Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasıyla küresel ekonominin zaten zayıf durumda olduğunu belirtmek gerekir. Mayıs ayında danışmanlık grubu Wood Mackenzie, boğazın Eylül ayına kadar kapalı kalması halinde dünyanın bir resesyona gireceğini belirtmişti. Bab'ül Mendeb Boğazı’nın kapatılması bu durumu daha da kötüleştirecektir. Petrolün can damarı kesilmiş olacaktır. Küresel ticaretin yüzde 12’si ve hacminin dörtte biri aksayacaktır.
Basra Körfezi ülkeleri açısından ise etki yıkıcı olacaktır. Zaten durum vahimdi. Bab'ül Mendeb Boğazı’nın kapatılmasından birkaç gün önce Reuters’ın ekonomistlerle yaptığı bir ankette, Bahreyn ekonomisinin yüzde 5,1, Kuveyt ve Katar ekonomilerinin ise yüzde 8,1 daralacağı öngörülmüştü.
Raporda, “Suudi Arabistan ve Umman, bu yıl büyüme kaydetmesi beklenen KİK ülkeleri, çünkü Suudi Arabistan, Doğu-Batı boru hattı üzerinden petrolü Kızıldeniz’e taşıyabilmektedir” deniyordu. Ancak Suudi Arabistan artık Kızıldeniz’i tam kapasite kullanamadığı için diğer Körfez ülkeleriyle aynı duruma düşmesi beklenebilir. Bu ülkeler de temel ihtiyaç maddelerini karadan kendi ülkelerine taşımak için Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz’e erişimine bağımlıdır. Bu tedarik hattını sürdürmek artık giderek zorlaşacak.
Riyad’ın azalan seçenekleri
Suudi Arabistan’ın şu anda karşı karşıya olduğu ekonomik zararın boyutu ve zaten sınırlı olan alternatifleri göz önüne alındığında, ülkenin Yemen’e karşı sert bir tepki vermesi muhtemeldir. Suudi Arabistan’ın Yemen’deki destekçisi olan Başkanlık Liderlik Konseyi (PLC), BAE destekli GGK’nin yenilgisinin ardından her zamankinden daha güçlü bir konumdadır.
Ancak Suudi Arabistan, Yemen’e ağır bir darbe vurabilse de Ensarullah ile ittifak halindeki orduyu yenilgiye uğratamaz. On yıl süren sürekli saldırılar ve ağır ablukalar, Yemen direnişini zayıflatmayı ya da boyun eğdirmeyi başaramadı. Ülkeye karşı yürütülen ABD müdahalesi de yenilgiyle sonuçlandı ve Washington, Mayıs 2025’te bir “ateşkes” (gerçekte bir teslimiyet) imzaladı.
Yemen ise buna karşılık ağır bedeller ödetebilir. Doğu-Batı boru hattına yönelik tek bir insansız hava aracı veya füze saldırısı, Suudi Arabistan’ın petrol sevkiyat stratejisini boşa çıkarabilir. Petrol ihracatının yüzde 75’ini gerçekleştiren Yanbu gibi liman şehirlerine ya da Kral Halid Uluslararası Havalimanı gibi önemli bir merkeze yönelik tekrarlanan saldırılar da ticareti aksatabilir.
Suudi Arabistan elbette Yemen'e karşı uyguladığı ablukasını kaldırabilir ve bu da Sana’yı da aynısını yapmaya sevk edebilir. Ancak Riyad bunu bir teslimiyet olarak değerlendirecek ve bu durumu kolayca kabul etmesi olası değildir. Dolayısıyla çatışmayı önlemek giderek güçleşiyor. Yine de uçurumun kenarında sadece Yemen bulunmuyor. Suudi Arabistan, Basra Körfezi ülkeleri ve küresel ekonomi de onunla birlikte bu uçurumun kenarında duruyor.(Aidan J. Simardone/The Cradle)
Nor: Analizde yer alan görüşler yazara aittir, Hürseda Haber'in yayın ilkelerini yansıtmayabilir.

















