GGC'yi PKK Cemiyetine dönüştürdüler!
Merkezi Diyarbakır'da bulunan Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti (GGC) Başkanı Veysi İpek ve bir grup çıkarcı gazetecinin, Diyarbakır’da gazeteci kılığındaki PKK yanlısı şahısları GGC üye yaparak diğer basın kuruluşlarına karşı mahalle baskısı kurduğu öğrenildi.
Hürseda Haber Diyarbakır muhabiri Yusuf Arslan'ın özel haber…
Basın mensuplarını temsilen hemen hemen birçok ilde kurulmuş ve genelinin de isimlerinin arasında Gazeteciler Cemiyeti ibaresinin bulunduğu birçok kurum var ki, bu kurumların başına gelen/getirilen idarecilerin zaman zaman bu kurumları mecrası dışına sürükledikleri, yaşanan birçok örnekleriyle oraya çıkmıştı/çıkıyor.
Şöyle biraz geçmişe gidelim…
Örneğin 90’lı yıllarda bu tip gazeteci cemiyetlerine gazeteci kimliği ile yerleştirilmiş kadrolu tetikçilerin bölge halkı üzerinde yaptıkları fişlemeler, bulaştıkları kirli ağlar ve ilişkileri hafızamızda halen canlı duruyor.
Tabi bu durum sadece yerel basının için geçerli bir durum değil. Ulusal basının da güce ve ideolojiye iman etmiş nice gazetecileri var ki, bunları 90’lı yıllarda yaptıklarıyla hatırlar ve lanetle anarız.
Bu bozuk güruhun temsilcilerinden biri de hiç şüphesiz Diyarbakır’da faaliyet yürüten Güneydoğu Gazeteciler Cemiyetinin üyeleri arasına sızmış bir grup gazeteci.

(Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti (GGC) Başkanı Veysi İpek)
Başında, Habertürk Diyarbakır temsilciliğini de yürüten Veysi İpek’in bulunduğu bu yapı, bu güne kadar basın adına sergilediği/sergilemediği tavırlarla hep dikkat çekmiş, temsiliyet anlamında basından çok, kendi bünyesinde çevirdiği kirli ilişkiler, karanlık bağlantılar, yolsuzluklar, PKK/HDP ile ayyuka çıkmış gayri ahlaki, maddi sebepler üzerinden yürüyen ilişkileri ve bir de içinde kurulan ve kurulmasının yasak olduğu meyhanesi ile gündeme geliyor ve gelmeye de devam edecek.
GGC gibi bölgede gazeteciliği temsil etmesi gereken bir kurumun çatısı altında bu gazetecilerin bu güne kadar işledikleri skandallara birkaç örnek verirsek;
Her fırsatta, Diyarbakır’da basını temsil ettiklerini ve basın adına bir tepki ortaya koyduklarını belirten Veysi İpek ve başında olduğu GGC yönetimi, gazetecilere yönelik yaşanan saldırıları kınamak amacıyla 2 gün önce bir basın açıklaması düzenledi.

Yaptıkları basın açıklamasında, Diyarbakır’da Şehitlik Mahallesi’nde PKK tarafından katledilen İhya-Der Başkanı Aytaç Baran olayı sonrası meydana gelen olaylarda yaralanan üyeleri için kınamada bulunmuş, sadece bununla da kalmamış, toplum mühendisliğine giderek mitinge konulan bomba olayından tutunda Aytaç Baran’a yapılan saldırıya kadar yaşanan gelişmeler üzerinden bir değerlendirmeye giderek üstü kapalı olarak bölgede PKK/HDP’nin meşruiyetini kabul etmeyenleri hedefe koyarak güya insani bir tavır sergileyerek yaşanan bu olayları kınamıştı.
GGC, PKK tandanslı gazetecilere kör kalmıştı
Tabi aynı yapının, 6-8 Ekim olaylarında katledilen Yasin Börü ve arkadaşlarına yönelik bu tür insani bir açıklama yapmadıkları hatta neredeyse haberlerinde bile görmedikleri hepimizin malumu. Elinde silahlar ile dindar insanları hedef alan ve gazetecilik (!) mesleğini icra ederken arada bir de yanında getirdiği silahı sıkan PKK tandanslı gazetecileri görmediğini ise hatırlatmak isterim.
Basın mensubu, insanlığa karşı işlenen her türlü suçun karşısında dimdik durandır
GGC çatısı altında kendilerini ifade eden dürüst gazetecilik yapan meslektaşlarımızı bu söylediklerimizden beri tutarak, yönetimde olan ve belki de sayıları bir elin parmağını geçmeyen bir kaç ikiyüzlü kişinin sergilediği bu tavır, birilerinin de şunu sormasını gerektiriyor diye düşünüyorum: İyi, güzel. Olması gereken de bu. Basına, basın mensubuna ve insanlığa karşı işlenen her türlü suçun karşısında dimdik duran bir basının şerefli ve onurlu bir duruş sergilemesi kadar doğal bir tavır olamaz.
Ancak bu tavrın tüm gazeteciler için sergilenmesi gerekmez miydi?
Daha dün Diyarbakır’da gazeteci kimliği altında dindar halkı fişledikleri ve PKK’ye istihbarat bilgisi sağladıkları gerekçesiyle basına düşen sözde gazetecileri kınadınız mı?
Ya da PKK tarafından kaçırılan gazeteciler için açıklama gereği bile duymamanızın sebebi olarak makul hangi sebebi gösterebilirsiniz?

Gazetecilerin linç edilmeye çalışılması elbette ki tasvip edilecek bir olay değildir. Ama bırakın linç edilmesini, açılan sözde bir okula PKK’liler tarafından gazeteciler sıkıştırılırken ve hatta bıçaklanıp ölüme terk edilirken o gün kalem, makine, kamera bırakmanıza, bu onurlu davranışı sergilemenize engel neydi?
Suruç Kobani sınırında PKK/HDP’liler tarafından tehdit ve darp edilen, cihazları ve canlı yayın araçları tahrip edilen yerli ve yabancı birçok basın mensubu için kınamayı bir tarafa bırakalım haber dahi yapabildiniz mi?
Tüm bunların yanında kınanması gereken çok daha önemli bir mesele daha var. Ancak tüm bu olayları görmeyen/göstermeyen GGC yönetimini kendi kirli emellerine alet eden birkaç kişiye ve dolayısıyla Veysi İpek’e sormak lazım:
Gazetecilik mesleğini kendisi için bir araç olarak kullanıp bölgede PKK’ya adeta istihbarat sağlamak için gece gündüz çalışan, 6-8 Ekim olaylarında, elinde silah ile insanlara kurşun yağdıran Rojhat Doğru’yu kınama ihtiyacı duydunuz mu?
Bu güne kadar PKK aleyhine olabilecek birçok konuda GGC bu birkaç yöneticisinin suspus olması ve yaşanan olayları adeta görmemesi aslında az önce sorulan soruların cevabını bizce çok net bir şekilde ortaya koyuyor.
PKK’nin hiçbir eylemini gündemine almayan, vatandaşa yaptığı baskıları gündeme getirmeyen, hatta bu güne kadar PKK/HDP’lilerin yaptıkları etkinliklerde, ki buna Newroz alanında darp edilen gazeteciler de dahil olmak üzere bu olayların hiç birini görmeyen GGC’nin bu malum şahısları yayımladığı basın açıklamasında sarf ettiği, “Biz yalnızca, barışın, adaletin ve insan hakları ve demokrasinin tarafıyız. İşimiz gazetecilik ve sadece bunu yapıyoruz.” cümlesinin öyle pek de doğru ve yerinde bir cümle olmadığını görüyoruz.
Şerefli, onurlu ve de cesur bir gazeteci olarak GGC yönetiminin bu malum şahısları bu güne kadar mikrofon, kalem, kamera ve fotoğraf makinelerini yere bırakmalarına sebep o kadar çok olay yaşandı ki bu güne kadar hiçbirine şahit olmadık.
Şahsen, son yaşanan olayda da darp edilen gazeteciler eğer GGC üyeleri dışında başka gazeteciler olmuş olsaydı bu davranışı yine sergilemeyeceklerini çok iyi biliyoruz. Hatta bilmenin ötesinde bunu da gördük.
Zira bundan birkaç ay önce adı geçen cemiyete üye olmayan bir muhabir, Yeni İhya Der’e yapılan bir saldırıda görüntü almaya çalışırken polis tarafından darp edilmiş, içinde saldırganların görüntüsünün de olduğu kamera görüntüleri polis tarafından zorla silinmiş, bu da yetmezmiş gibi muhabirin makinasına polis tarafından el konulmuştu.
Bu olayın en yakın şahidi ise son yaşanan olaylarda darp edilen Canan Altuntaş idi. Ancak o gün GGC’nin yönetimini adeta gasp etmiş Veysi İpek ve yönetimdeki malum şahıslar yine susmayı tercih etmiş, en ufak bir açıklama yapılmamıştı.
Bu da şunu gösteriyor ki, kuyruğu birilerinin elinde olan Veysi İpek ve GGC yönetimindeki malum şahıslar GGC’yi bir basın kurumu olmaktan çıkarmış, sadece malum örgütün propagandası ve can simidi haline getirmiş ki, bu saatten sonra bu şahısların yönetiminde olan bir GGC’den basın adına olumlu bir adım atmasını beklemenin de doğru olmayacağı kanısındayım.
Tüm bunların dışında artık neredeyse herkese ayan olan ve ayyuka çıkmış bazı olayları bizzat Veysi İpek’in cevaplandırması gerekir.
Bu çerçevede cevabı bizce çok iyi bilinen ancak sorulmasının da gerektiği temel bazı sorular var ki bunları sormak isterim:
1 – Veysi İpek ve GGC içinde bulunan bazı etkin kişiler, PKK/HDP aleyhine olabilecek hiçbir haberi yaptırmıyor, hatta kendileri için belirlenen haber standardının dışında kalarak çerçeve dışına taşan STK’lara rezerv uygulanıyor; söylemleri doğru mu?
2- Yine bizzat Veysi İpek’in GGC üyesi gazetecilere gazetecilerin darp edilmesi olayının müsebbibi olarak (Darp edilen Canan Aluntaş'ın aksi beyanları olmasına rağmen) HÜDA PAR’ı hedef gösterip, PKK ve HDP’den aldığı talimat doğrultusunda, sözüm ona gazetecilik adına bir tepki olarak HÜDA PAR’ın haberlerine gidilmemesi yönünde telkinde bulundu mu?
3- Bir meslek örgütü olan Güneydoğu Gazeteciler Cemiyetinin (GGC) Diyarbakır merkez Yenişehir ilçesi Sümerpark’ta bulunan binalarının ayyaşların mekânı haline geldiği ve yasak olduğu halde dernek binası ve kantininde alkol satışı yapılmasına karşısında ne diyor Veysi İpek?
4- Diyarbakır’da PKK yanlısı ne kadar gazeteci ve gazetecilik dışı eylemleriyle gündeme gelen sözde gazeteci militanlar varsa bunların GGC’ye üye yaptırıldığı ve diğer basın kuruluşlarına karşı da bir mahalle baskısı kurulmaya çalışıldığı, bazı gazetecilerin keyfi olarak üyelikten çıkarıldığı bilgileri doğru mu?
5- Dernekte çok ciddi yolsuzlukların yapıldığı zaman zaman gündeme gelmiş ve GGC’nin bu durumundan dolayı dernek defterlerine uzun bir süredir el konulmuştu. Yaşanan bu yolsuzluk olayları sonrası Mahkemelik olan GGC’nin halen yolsuzluklarına devam ettiği, kantin kira bedeli olarak toplamda verilen 90 bin TL karşılığında hiçbir makbuzun kesilmediği ve bu kiraların Veysi İpek’in şahsi hesabına yatırıldığı doğru mu? Yönetimin bundan haberi var mı?
6- Bunun yanı sıra ödül törenlerinde kurum adına gelen bağışların Veysi İpek ve Diyarbakır’da yayın yapan bir gazetenin patronunun özel hesaplarına yatırıldığı doğru mu? GGC yönetimi dönen bu dolaplardan haberdar mı?
7- Her seçim döneminde aralarında Veysi İpek’in de bulunduğu GGC yönetimindeki bazı şantaj gazetecilik yaptıkları iddia edilen şahıslar, siyasiler hakkında elde ettiği belgeleri şantaj aracı olarak kullanarak para istedi mi? Son genel seçimlerde bazı adaylardan şantajla tomarla para alındığı bilgileri doğru mu?
8- TOKİ’den gazeteciler adına 250’ye yakın daire alan Veysi İpek ve GGC yönetiminin yandaşlarına ve HDP/PKK tarafından gönderilen bazı gazeteci kılıklılara dağıttıklarının dışında ellerinde konutların neredeyse 3/2 kalmasına rağmen kentte gazetecilik mesleğini icra eden ve gerçekten de ihtiyacı olan gazetecilerin konut talepleri dikkate alınmayarak ‘kalan daireleri talep yok’ diyerek konutlar TOKİ’ye geri iade edildi mi? (Hürseda Haber)



















