"Erdoğan İsrail'e soykırımcı derken Türkiye’den neden hala petrol gidiyor?"
Türkiye ile işgal rejimi İsrail arasındaki ilişkiler 7 Ekim 2023 tarihinden sonra daha da tartışmalı hale geldi. Gelinen noktada taraflar karşıt söylemleri artırırken ABD'li uzman Jason Epstein, tartışmaların arka planını araladı.
İsrail Savunma ve Güvenlik Forumu (IDSF) tarafından düzenlenen özel brifingde, ABD merkezli kamu politikası danışmanlık şirketi South Five Strategies'in kurucusu Jason Epstein, Türkiye'nin değişen bölgesel dinamiklerdeki rolünü, İran stratejisini ve İsrail ile olan ilişkilerinin geleceğini değerlendirdi.
Jason'ın analizlerine göre, Ankara'nın mevcut dış politikası ideolojik söylemler ile pragmatik devlet çıkarları arasında hassas bir dengeye dayanıyor.
İran'ın çöküş senaryosu Türkiye'yi korkutuyor
Türkiye ve İran'ın yüzyıllardır süren sınır komşuluğuna ve rekabetine dikkat çeken Jason, Ankara'nın İran rejiminin çökmesini istemediğini vurguladı.
Türkiye'nin, Suudi Arabistan gibi istikrarlı ulus devlet modeline inandığını belirten Jason, son gelişmeleri şu şekilde değerlendirdi:
"Türkiye fiilen İran'ı destekliyormuş gibi görünebilir. Yaptırımların delinmesi gibi bazı gerçekler de var. Ancak Orta Doğu'nun geleceği ve özellikle İran'da ne olacağıyla ilgili Türkiye’nin genel endişesiyle kıyaslandığında bunlar çerez kalıyor. Türkiye kesinlikle İran'ın bir dereceye kadar zayıflamasını ve bölgede yeniden güçlenmemesini ister. Ancak Ankara'daki asıl endişe, rejimin çökmesi halinde ortaya çıkacak kaosun kendi sınırlarına dayanmasıdır. İran'ın bölünmesi veya istikrarsızlaşması, Türkiye için öngörülemez ve tehlikeli sonuçlar doğurur."
Jason ayrıca, ABD ve İsrail'in İran'ı zayıflatmak amacıyla Marksist-Leninist Kürt grupları (PKK uzantıları) silahlandırmasına Türkiye'nin karşı çıkmasının temelinde de bu kaos ve sınır güvenliği endişesinin yattığını ifade etti.
7 Ekim kırılması ve pragmatik ilişkiler
Türkiye’nin İsrail’i tanıyan ilk Müslüman çoğunluklu devlet olduğunu ve İsrail’le ilişkilerinin 1949'a uzanan tarihsel arka planını hatırlatan uzman, AK Parti'nin ilk dönemlerinde ilişkilerin ivme kazandığını belirtti.
Erdoğan’ın 2005 yılında İsrail’i ziyaret ettiğine dikkat çeken Jason, ilişkilerin bozulma sürecini şöyle yorumladı:
“Erdoğan, İsrail Başbakanı ile yeni görüşmüş ve Gazze'yi konuşmuşlardı. İsrail Başbakanının, Gazze'yi vuracağı konusunda kendisine önceden haber vermemesi üzerine Erdoğan kişisel olarak hiçe sayıldığını hissetti. Bu sürecin uzantısında Davos Krizi ve Mavi Marmara gibi olaylarla ilişkiler derin yaralar alsa da 2015 civarında uzlaşmanın sağlandığı görüldü.”
7 Ekim öncesinde iki ülke arasında New York'ta gerçekleşen liderler zirvesi ve enerji anlaşmalarıyla bir "uzlaşma" dönemine girildiğini aktaran Jason, “Hatta Türk Enerji Bakanının 7 Ekim ya da belki 8 Ekim Pazar günü İsrail'de bir konferansa katılması planlanıyordu.” bilgisini paylaştı.
Aksa Tufanı'nın bu süreci tamamen sabote ettiğini söyleyen Jason, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 7 Ekim sonrası benimsediği sert söylemin temelinde yerel seçimlerdeki kayıpların getirdiği ivme kaybının ve Gazze konusunda tabandan yükselen baskıların yattığını savundu. Fakat Jason’a göre Erdoğan’ın sert retoriğine rağmen aklı hala pragmatik işliyor. Bunun en büyük kanıtının da Türkiye üzerinden İsrail’e giden petrol sevkiyatı olduğunu söylüyor:
“Azerbaycan ve Kazak hidrokarbonları Türkiye üzerinden Akdeniz kıyısındaki Ceyhan limanına akıyor ve hala İsrail'e ulaşıyor. Erdoğan İsrail’in soykırım yaptığını söylüyor. Eğer İsrail gerçekten soykırım yapıyorsa, İsrail tanklarının bu eylemleri gerçekleştirmesi için neden yakıt sağlayasınız ki? Dolayısıyla taraflar arasındaki tüm tartışmalara rağmen çatışmanın şu anda varoluşsal bir boyutta olmadığı açık. Erdoğan'ın sözlerini tamamen göz ardı edelim demiyorum. Sadece söylemlerin sonucun ne olduğuna bakmanın önemli olduğunu söylüyorum.”
Sözlerinin devamında “Ancak açık konuşalım yine de endişelenilmesi gereken pek çok şey var.” diyen uzman Türkiye'nin Hamas sempatisine dikkat çekerek “Dürüst olmak gerekirse, şu an da Türkiye'nin Gazze’de rol alamayacak olmasının temel sebebi budur.” tespitinde bulundu.
Türkiye İsrail için askeri bir tehdit mi?
İsrail kamuoyunda zaman zaman gündeme gelen "Türkiye'nin varoluşsal bir tehdit olup olmadığı" tartışmalarına da değinen Jason, mevcut tabloda böyle bir riskin bulunmadığını savundu:
"Türkiye; İran'dan çok daha güçlü, NATO'nun en büyük ikinci ordusuna, gerçek bir donanmaya ve yerli savunma sanayisine sahip bir ülke. Ancak İsrail'i kendisi için bir askeri tehdit olarak gördüğüne dair bir kanıt yok. Asıl endişe verici olan bugün değil, 20-30 yıl sonra Mısır sokağından farksız, yeni nesil radikal liderlerin başa geçme ihtimalidir. Tehlike şu an varoluşsal bir boyutta değil."
Yeni Suriye denklemi: Karşılıklı şüphelerden işbirliğine mi?
Türkiye ve İsrail arasındaki ilişkileri iyileştirmek için Suriye'nin potansiyel bir işbirliği zemini olabileceğini ifade eden Jason, Şam'daki yeni liderlik dönemine (Şara yönetimi) dikkat çekti.
İsrail'in Güney Suriye'deki güvenlik endişeleri ile Türkiye'nin Şam ve ötesine uzanan sınır güvenliği çıkarları arasında derin bir karşılıklı şüphe bulunduğunu vurgulayan Jason, çözüm yolunun Suriye'deki iç istikrardan geçtiğini savundu. Yeni merkezi hükümetin topluluklar arası şiddeti azaltması ve kapsayıcı bir ekonomik büyüme sağlaması halinde, Ankara ve Tel Aviv arasındaki gerilimin büyük ölçüde hafifleyeceği belirtildi.
Gazze ve İç Çalkantılar
ABD-İsrail lehine bölgesel normalleşmenin önündeki asıl engelin Gazze krizinin akıbeti olduğunun altını çizen analist, Hamas meselesi çözülmeden Suriye'deki olası bir sükunetin ilişkileri tamamen onarmaya yetmeyeceği vurgulandı.
Bununla birlikte Jason, siyasi arenadaki sert retoriğe rağmen Türkiye'nin ekonomik gerçekliklerinin pragmatik adımları zorunlu kıldığını şu sözlerle ifade etti:
"Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın zaman zaman sert sözler sarf etmesi veya diğer Türk yetkililerin kışkırtıcı açıklamalar yapması, İsrail'le bağların dondurulmuş bir durumda kalmasının Türkiye'nin çıkarına olduğu anlamına gelmez. Türk ekonomisinin acil bir can suyuna ihtiyacı var ve İsrail'le ticari ilişkilerin yeniden başlaması bu noktada çok önemli bir etki yaratacaktır."(Ajanslar)

















