Gülen'in Şeyh Said düşmanlığına yanıt 2

Gülen'in Şeyh Said düşmanlığına yanıt 2

İslami kıyam önderi Şeyh Said (ra)'in torunu Erzurum eski Milletvekili Abdulilah Fırat, 15 Temmuz darbe girişimi lideri Fetullah Gülen ile arasında geçen ilginç bir anısını paylaştı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) 19 ve 20. Dönemde Milletvekilliği yapan Abdulilah Fırat, Hürseda Haber'e gönderdiği, "15 Temmuz darbe girişimi lideri Fetullah Gülen hakkında değerlendirmelerim" başlıklı reddiyesinde, Gülen ile ilgili ilginç bir anısını paylaştı.

Abdulilah Fırat'ın 9 sayfalık reddiyesinin 2. Bölümünü sizlerle paylaşıyoruz:

"Cenab-ı Hakk birbirine düşmanlık ve muhasamadan nehyetmiştir. Fetullah Gülen’in Şeyh Said Efendi’nin şahsı ve ailesinden husumet etmesi, haktan uzaklaşması, cehalet ve sapıklığın işaretidir.

Bütün Müslümanlar, birlik ve bütünlük içinde İslâm toplumunun müdafaasına, ilmen ve fikren en ileri seviyeye ulaşmasına çalışmalıdırlar. Peygamber (s.a.s.) de, iki kişinin bir kişiden, üç kişinin iki kişiden, dört kişinin üç kişiden, daha hayırlı olduğunu belirterek birlik ve beraberlik içinde olmayı tavsiye etmiştir. (Cami-u’s Sağir) İslâm toplumu içerisinde sadece kendi şahsını düşünen bir fert göstermek zordur. Herkes kendi menfaatini toplumun refah ve saadetinde arar.

İnsanlığın gereği olarak Müslümanlar arasında meydana gelen birtakım soğukluklar, kin ve husumet derecesine götürülmezdi. Zira Hz. Muhammed (s.a.s.), “Allahu Teâlâ’nın en çok sevmediği kimsenin kin ve husumette ısrarlı ve devamlı olanlar olduğunu ifade etmektedir.” “Din kardeşlerine ve komşularına iyilik etmek” imanın şiarındandır.

Allah-u Teâlâ Kuran-ı Kerim'de Nisa Suresinin {4;86} ayetinde şöyle buyurmuştur; “Bir selam ile selamlaştığınız zaman sizde ondan daha güzeli ile selamlayın yahut aynı ile karşılık verin.”

Selam, Müslümanların bir şiarıdır. İslam’ın şiarını izhar etmek ise vaciptir. Selam ve merhabalaşma bahsi olunca bir hatıramı da zikredeyim;

1995 yılında Refah Parti’mizin ve merhum Erbakan Hoca’nın düzenlediği “Adil Düzen” semineri için Antalya’ya gittiğimizde Aydın Menderes büyük kaza geçirmiş idi. Ankara Bayındır Tıp Hastanesi’nde tedavi edildiğinde Refah Partili Milletvekilleri gündüzleri dönüşümlü olarak yanında nöbet alıyordular. Ben ve Van milletvekilimiz Fethullah Erbaş’ın nöbeti sırasında Fetullah Hoca, Aydın beyin ziyaretine geldi. Aydın bey beni göstererek; “Hocam, Abdulilah Efendiyi tanımadınız, o Şeyh Said Efendi’nin torunu ve vilayetinizin milletvekilidir.” deyince ben de selam vererek “hocam hoş geldiniz” dedim, hoca karşılık vermediği gibi yüzüme dahi bakmadılar.

Fetullah Hoca ziyareti yapıp çıkınca merhum Aydın Menderes bana dönerek; “Neden sizinle selamlaşmadı.” deyince, bende; “Aramızda herhangi bir ihtilaf olmadığı gibi bana karşı böyle davranmasına da gerçekten üzüldüm.”.  

Malumunuz bir Müslümanın selamını almamak bir ihanet, karşındaki insanı hor ve hakir görmektir. Bu ise bir zarar, zarar vermek ise haramdır. Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur; “Allah için mütevazı olanı Allah yükseltir.” (Muslim). Hz. Ali (r.a.) der ki; “Müminin süsü tevazudur.” Bunun aşırı uçları kibir ve dalkavukluktur.

Kendini beğenme; kişinin kendinde olmayan bir meziyete sahip olduğunu sanmadır. Kişinin kendini beğenmesi aklın haset sebeplerinden biridir. Fetullah Gülen büyüklük taslayan bir ruha sahip olduğu için, kendisinde olmayan bir şeyin var olduğunu hayal ederek insanlara yalan söylemektedir. 

Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuş; “Size cehennem ehlini haber vereyim mi? Onlar; kaba, cimri ve kibirli kimselerdir.

Hz. Ali (k.v.)’de “Büyüklük taslayana hayret ediyorum. Hâlbuki o dün bir su idi, yarında ceset olacak” ve bu sözü söyler;

“Başlangıcın kirli bir su,
Sonun bozulmuş bir ceset,
Ve bu ikisinin arasında da pislik hamalısın.”

Eğer insan yaptığı hainlik ve haksızlığın çirkinliğini öğrenmek isterse bu kötülüğü yani Fetullah Gülen’in yaptığı bu davranışı kendi başına gelebileceğini düşünebilirse, bunun ne kadar çirkinlik olduğunu anlar. Umulur ki farkına varır ve ders çıkarır da öğüt ona fayda verir.

Günümüzde İslamiyet tehdit altındadır. Bugün Müslümanlar cahilliğin, tembelliğin kanlı ve tehlikeli pençeleri altında can çekişiyor. Özetle, medeni dünya Müslümanlara hayat hakkı tanımıyor. Çünkü bu hakka sahip olduklarını ispat edebilecek güç ve kuvveti kaybetmiş bulunuyorlar. Zira karanlık çağlara ait hurafeler, Müslümanlar arasında derin uçurumlar açmıştır. Aynı dine bağlı olan, aynı peygamberi tanıyan din kardeşleri mezhep ayrılığı ile birbirlerinin can düşmanı olmuştur. Hâlbuki Hz. Muhammed (s.a.s.) Müslümanları birbirlerinden ayıranları İslâm dairesi içerisinde kabul etmemektedir.

Müslümanların var olma veya yok olma meselesi karşısında bulunduğumuzu unutmak gafletine düşersek, neticenin ne olacağını şimdiden kestirmek için büyük bir kehanet sahibi olmaya gerek yoktur. Var olabilmek ancak Müslümanların manevi olarak tek vücut olmalarına bağlıdır.

Her ferdin vaaz ve nasihate ihtiyaç duyduğu ülkemizde bu konuda yeterli olan ilim adamlarının kürsüye çıkmaktan kaçınmalarını anlamakta güçlük çekiyoruz. Çünkü Hz. Ali (k.v.) şöyle demiştir; “Nice âlimler var ki yoldan çıktı ve ilimleri de onlara fayda vermedi.”

Devam edecek...

(Hürseda Haber)