Nacafi: Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın itibarı zedelenmiştir
İran Temsilcisi, Guvernörler Kurulu toplantısında Batı’nın düşmanca adımlarına işaret ederek Ajans’ın itibarının zayıfladığını ifade etti.
İran İslam Cumhuriyeti’nin Viyana’daki Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası kuruluşlar nezdindeki Daimi Temsilcisi Büyükelçi Rıza Nacafi, 10 Haziran 2026 Çarşamba günü UAEA Guvernörler Kurulu toplantısında yaptığı konuşmada, “Yaklaşık son 25 yıldır İran, Ajans tarihinin en güçlü ve en kapsamlı incelemelerine tabi tutulmuştur ki bu, bizim en üst düzey iş birliğimizi göstermektedir” dedi.
Nacafi şöyle ekledi: “Pek çok güven artırıcı önlemin yanı sıra, güvenlik denetimleri ve Ek Protokol yükümlülüklerinin çok ötesine geçen taahhütleri kabul edip uygulamıştık; hepsinden önemlisi, nükleer silahların yayılmasına ilişkin meşru endişenin yegâne teknik gerekçesi ‘nükleer maddenin barışçıl kullanımlardan saptırılması’ iken, Ajans bugüne kadar İran’da bir gram nükleer maddenin dahi saptırıldığına dair hiçbir rapor sunmamıştır.”
Nacafi’nin konuşmasının tam metni şöyledir:
Bismillahirrahmanirrahim
Sayın Başkan,
Genel Direktör’ün raporunun içeriğine ilişkin görüş ve değerlendirmelerimiz daha önce Ajans’a sunulan bir açıklama notunda dile getirilmiş ve INFCIRC/1380 sayılı belgeye yansıtılmıştır. Geçtiğimiz Haziran ayında, bu Kurul’un İran hakkındaki hukuken sakat kararının kabulünden tam bir gün sonra, barışçıl nükleer tesislerimiz ABD-İsrail rejimi tarafından hukuk dışı bir şekilde saldırıya uğradı.
Bu saldırılardan çok önce, gerçekleşme ihtimalleri UAEA Sekretaryası’na rapor edilmiş, ancak ne yazık ki Sekretarya bu ciddi tehditleri İran’ın “varsayımsal tehditleri” olarak nitelendirmiştir. ABD ve İsrail rejimi, o tarihten bu yana gerçekleştirdikleri iki ortak caniyane saldırıda barışçıl nükleer tesislerimize yönelik 17 ayrı saldırı dalgası düzenlemiştir. ABD Başkanı, bunlardan bazılarını sadece “eğlence olsun diye” imha ettiğini söyledi!
Aynı aktörler üniversitelerimize mensup 17 bilim insanını, aileleriyle birlikte vahşice suikasta kurban etti. Yalnızca bir vakada, bir bilim insanı, üçü 7, 13 ve 17 yaşlarında erkek, ikisi 8 ve 14 yaşlarında kız çocuğu olmak üzere geniş ailesinden 17 kişiyle birlikte katledildi.
Yüce Liderimiz ve ülkemizin pek çok yetkilisini vahşice şehit ettiler ve sivillerimize yönelik geniş çaplı katliamlara giriştiler; bunun bir örneği Minab’daki bir ilkokulda 7 ila 12 yaş arasındaki 168 çocuğun vahşice katledilmesidir.
Saldırılar, İran’ın nükleer programının durdurulması gerektiği şeklindeki yanlış bir anlatı altında gerçekleştirildi; oysa İran’da bir gram nükleer madde dahi saptırılmamışken ve UAEA 2024 Güvenlik Denetimleri Uygulama Raporu’na göre, Ajans’ın doğrulama faaliyetlerinin %72’den fazlası, güvenlik denetimi anlaşması olan ancak Ek Protokol’ü bulunmayan ülkeler arasında yalnızca İran’da gerçekleştirilmiş ve Ajans’ın yıllık doğrulama bütçesinin %56’dan fazlasını tüketmiştir; üstelik İran dünyadaki nükleer tesislerin yalnızca %3’üne sahiptir.
Buna rağmen, geçen Kasım ayında bu Kurul bir başka siyasi kararı onaylayarak İran’dan “nükleer maddelere ilişkin ayrıntılı bilgiler” sunmasını talep etti. Kurul, sanki İran’ın nükleer tesislerine ve enkaz altında kalan maddelere hiçbir şey olmamış ve saldırganların bu tesisleri yeniden bombalamaya yönelik günlük tehditleri yokmuş gibi hareket etti!
O karar, Ajans tarihinde eşi benzeri görülmemiş bu saldırılara en ufak bir atıfta dahi bulunmadı ve kararın destekçilerinin bakış açısından her şey yolundaymış gibi görünüyordu! Ajans’ın 2025 saldırıları sonrası döneme ait verileri, İran’ın sağlam nükleer sahaların denetiminde UAEA ile tam iş birliği içinde olduğunu göstermektedir.
Ancak, süregelen saldırı tehditleri ve bu tür emsalsiz koşullarda doğrulama yapılmasına yönelik yerleşik prosedürlerin bulunmaması gibi tamamen açık nedenlerden ötürü, 2026 Haziran’ındaki bir vaka haricinde, hasar görmüş sahalara erişim verilmemiştir.
Ayrıca, İran ve Ajans Kahire’de bu tür prosedürler üzerinde mutabakata varırken, ABD ve üç Avrupa ülkesinin geçen Kasım ayında yeni bir karar sunmaları da dâhil olmak üzere hukuk dışı eylemlerinin bu mutabakatı etkisiz kıldığı kayda değerdir.
Saygıdeğer Temsilciler,
Yaklaşık son 25 yıldır İran, Ajans tarihinin en güçlü ve en kapsamlı incelemelerine tabi tutulmuştur ki bu, bizim en üst düzey iş birliğimizi göstermektedir; pek çok güven artırıcı önlemin yanı sıra, güvenlik denetimleri ve Ek Protokol yükümlülüklerinin çok ötesine geçen taahhütleri kabul edip uygulamıştık; hepsinden önemlisi, nükleer silahların yayılmasına ilişkin meşru endişenin yegâne teknik gerekçesi “nükleer maddenin barışçıl kullanımlardan saptırılması” iken, Ajans bugüne kadar İran’da bir gram nükleer maddenin dahi saptırıldığına dair hiçbir rapor sunmamıştır.
ABD ve İsrail rejiminin 2025 ve 2026 yıllarında İran’a yönelik iki ortak caniyane saldırısı ve bu hukuk dışı savaşlar için alenen ilan ettikleri net hedefler, yani İran’ı yok etmek ve petrol ve gazına el koymak, İran’ın nükleer silah peşinde olduğuna dair tüm iddialarının, 25 yıllık doğrulama ve inceleme sürecinin, raporların yayımlanmasının ve kararların onaylanmasının tamamının, planlanmış bir ortak saldırıyı meşrulaştırmak için bir bahaneden ibaret olduğunu bütünüyle açığa çıkarmıştır.
Benzer gelişmelerin tarihsel bir incelemesi, saldırganların yöntemlerinin zaman içinde, Güvenlik Konseyi’ndeki slayt gösterileri ve sözde biyolojik silah “şişeleri”nden, Ajans’ın tam denetim ve kontrolü altındaki 440 kg %60 zenginleştirilmiş uranyumu, bugüne kadar üretilmiş 440 tahripkâr nükleer silahla eşdeğer göstermeye evrildiğini ortaya koymaktadır; şüphesiz ki bu, onların toplu imha aldatmacasıdır (WMD).
Uzun süredir araçsallaştırılan ve tarihinde eşi benzeri görülmemiş şekilde denetim altındaki nükleer tesislere yönelik emsalsiz saldırılar gerçekleştiğinde en basit bir endişeyi dahi dile getiremeyen bir kuruluşa nasıl güvenilebilir?
Çalışmaları öncelikle belirli bir grup devletin siyasi mülahazalarıyla, hukuki ilkeler, teknik standartlar ve mesleki temellerle değil de bu şekilde yönlendirilirken, bu kuruma nasıl güvenilebilir?
Bazı üyelerin etkisi altında hareket edip daha önceki nihai değerlendirmelerini dahi göz ardı ederken, bu kuruluşun faaliyetlerinin teknik niteliğine nasıl güvenilebilir?
Eş zamanlı olarak “barışçıl kullanım” ve “güvenlik denetimleri” şeklindeki iki sütununa yönelik ağır saldırılara karşı kendini savunmaktan dahi acizken ve kuruluşun varoluş felsefesini oluşturan barışçıl kullanımın doğal hakkını tehlikeli göstermek için suiistimal edilmişken, Ajans’a nasıl umut bağlanabilir?
Yanıtlar Ajans’ın her bir üyesi için açıktır. Bu kuruluş uzun süredir tarihindeki ciddi ve emsalsiz meydan okumalarla boğuşmaktadır. Bu kuruluş bir güven iflası ve meşruiyet kriziyle karşı karşıyadır. Bu Ajans, siyasi talimat ve talepler eşliğinde gelen dış mali katkılar kısır döngüsüne sıkışmış olup, bu durum bağımsızlığını, otoritesini, itibarını ve mesleki faaliyetlerini zayıflatmaktadır. Bu kuruluş, nihai hedefleri Ajans’ın “barışçıl kullanımlar” alanındaki faaliyet düzeyini azaltmak ve onu sözde bir “nükleer gözlemci” kuruma dönüştürmek olan ülkelere karşı koyamamaktadır!
Sonuç olarak, Kurul üyelerini ABD Başkanı tarafından alenen dile getirilen bir dizi ifade üzerinde dikkatle düşünmeye davet ediyorum; bunlar arasında İran’ı “taş devrine” döndürmekten söz etmesi, “bütün bir medeniyet bu gece ölecek ve asla geri dönmeyecek” iddiaları, İran’ın “santral günü, köprü günü, hepsi bir arada” ile karşılaşacağı tehditleri, İranlıların “cehennemde yaşayacağı” uyarıları ve ABD’nin belirli saldırılar düzenleyip İranlıları “sadece eğlence olsun diye” öldürdüğü yönündeki sözleri yer almaktadır.
Aynı şekilde, ABD Savunma Bakanı alenen ABD’nin “aptal angajman kurallarına” göre savaşmadığını ilan etmiş ve şöyle demiştir: “Baskıyı sürdürmeye devam edeceğiz. İlerlemeye devam edeceğiz, düşmanlarımıza karşı acımasız ve merhametsiz bir şekilde devam edeceğiz.” Bu ifade tek başına bir savaş suçu teşkil etmektedir.
Bu açıklamalar daha fazla izah gerektirmemektedir. Bunlar, uluslararası sistemin içine düştüğü mevcut durum hakkında yeterince açıklayıcıdır. Üç Avrupa ülkesinin beyanları, ABD-İsrail rejiminin beyanlarından neredeyse ayırt edilemez nitelikte olmuş, bağımsızlık yerine saflaşmayı, iş birliği yerine çatışmayı ve diplomasi yerine baskıyı seçtiklerini bir kez daha göstermiştir. Süregelen hatalı stratejik hesaplar, yanlış varsayımlar, sağduyusuz politikalar ve aceleci kararlar sonucunda, bir zamanlar oynamak istedikleri rolü büyük ölçüde kaybetmişlerdir.
Son sözlerim yalnızca bu Kurulun üyelerinedir.
Saygıdeğer Meslektaşlarım,
ABD-İsrail rejiminin İran’ın barışçıl nükleer tesislerine yönelik her iki saldırısı da, bu Kurul tarafından geçtiğimiz Haziran ve Kasım aylarında ABD ve üç Avrupa ülkesinin önerdiği iki kararın kabul edilmesinin ardından gerçekleşti. Saldırganlar daha sonra, hukuken sakat bu kararların destekçilerinin oylarını, caniyane saldırılarını meşrulaştırmak, sivil altyapıyı tahrip etmek ve binlerce vatandaşımızı öldürmek de dâhil olmak üzere en kötü şekilde istismar etti.
Önünüzde bulunan karar tasarısı, saldırgan ülke ABD tarafından önerilmiştir. Sunucusunun iddialarına rağmen, bu teknik bir karar değildir; bu metin art niyetlerle ve kesinlikle onun saldırılarının devamında bir başka araç olarak önerilmiştir.
Dolayısıyla Kurul üyeleri, bu karara verilecek desteğin güvenlik denetimlerini ve diplomasiyi ilerletip ilerletmeyeceğini, yoksa sadece bir başka tırmanma ve istikrarsızlık döngüsünü mü körükleyeceğini dikkatle değerlendirmelidir. Mevcut kararın müsebbipleri, eylemlerinin sonuçlarının sorumluluğunu üstlenmelidir. İran İslam Cumhuriyeti, uluslararası yükümlülükleri temelindeki eylemlerini sürdürecek, ancak halkını savunmak, doğal haklarını korumak, egemenliğini ve güvenliğini muhafaza etmek ve ulusal çıkarlarını sağlamak için tüm araçları kullanmaktan çekinmeyecektir.
Teşekkür ederim, Sayın Başkan.

















