İran'ın yeni denklemi Siyonistleri korkuttu
Siyonist rejim gazetesi Haaretz, İran’ın adım adım "Cephelerin Birliği" denklemini İsrail’e dayattığını yazdı.
İran’ın, İsrail rejiminin Beyrut’un güneyindeki Dahiye bölgesine yönelik saldırılarına yanıt olarak gerçekleştirdiği son füzeli operasyon, sadece sınırlı bir misilleme eylemi değil, aynı zamanda bölgenin güvenlik denklemlerini yöneten yeni kurallar hakkında stratejik bir mesaj taşıyordu. Bu operasyon İsrail medyası ve güvenlik çevrelerinin endişelerini artırdı.
İsrail gazetesi Haaretz, güvenlik kaynaklarına dayandırdığı raporunda, İran’ın adım adım "Cephelerin Birliği" denklemini İsrail’e dayattığını yazdı. Siyonist kaynaklara göre Tahran, İsrail’in Lübnan’a yönelik herhangi bir askeri eyleminin artık "yerel bir olay" olarak görülmeyeceği, aksine tüm "Direniş Ekseni" ile bağlantılı daha geniş çaplı bir çatışmanın parçası olarak değerlendirileceği yeni bir çerçeve oluşturmayı başardı.
Aslında siyonist çevrelerin temel endişesi, saldırının kendisinden ziyade bölgedeki caydırıcılık kurallarındaki kademeli değişimdir. Geçtiğimiz yıllarda İsrail rejimi, farklı direniş cephelerini birbirinden ayrıştırmaya ve her sahada ayrı ayrı operasyonlar yürütmeye çalışıyordu. Tel Aviv’in stratejisi; Lübnan, Suriye, Gazze veya diğer cephelerde izole hareket edip eylemlerinin maliyetini sınırlı tutmak üzerine kuruluydu. Ancak gelinen noktada, bu cepheler arasındaki geleneksel sınırların kaybolduğu ve yeni bir durumun şekillendiğine dair emareler gözlemleniyor.
“Cephelerin Birliği” kavramı
Son yıllarda Direniş Ekseni’nin dile getirdiği “Cephelerin Birliği” kavramı, bu eksenin her bir aktörüne yönelik bir tehdidin, tüm eksen için bir tehdit olduğu ilkesine dayanmaktadır. Başka bir deyişle, bu cephelerin güvenliği birbirine bağlıdır ve herhangi bir saldırıya verilecek tepki zorunlu olarak aynı alana özgü olmayacaktır. İran’ın son saldırısı da birçok analist tarafından bu çerçevede değerlendirilmektedir; bu eylem, Lübnan’daki gelişmelerin artık yalnızca Hizbullah veya ülkenin güney sınırlarıyla ilgili bir mesele olmadığını, aynı zamanda bölgesel boyutlar kazanabileceğini göstermiştir.
Bu gelişmenin önemi, İsrail’in geçmiş onyıllardaki geleneksel stratejisine bakıldığında daha da belirginleşmektedir. Tel Aviv, askeri üstünlüğünden ve ABD’nin geniş kapsamlı desteğinden faydalanarak inisiyatifi her zaman elinde tutmaya çalışmıştır. Bu stratejinin önemli bir bölümü, askeri manevra serbestisine dayanmaktaydı; yani, geniş ve öngörülemeyen bir tepkiyle karşılaşmadan önleyici veya cezalandırıcı saldırılar düzenleyebilme yeteneği. Ancak direniş cepheleri arasındaki bağ güçlendikçe, böylesi bir manevra serbestisini sürdürmek giderek zorlaşacaktır.
Yeni durum ve İsrail’in caydırıcılık krizi
Yeni durumda, Tel Aviv’deki karar alıcılar, her askeri eylemin maliyetini yalnızca belirli bir cephe çerçevesinde değil, bölgesel düzeyde hesaplamak zorunda kalacaktır. Lübnan’a yönelik bir saldırı, İran veya Direniş Ekseni’nin diğer aktörlerinden bir tepkiyi beraberinde getirebilirse, doğal olarak Tel Aviv’in güvenlik denklemleri daha karmaşık hale gelecektir. Tam da bu durum, bazı siyonist uzmanların rejimin caydırıcılık gücünün giderek azaldığından bahsetmesine neden olmaktadır.
Diğer yandan, son füze saldırısı İran’ın, İsrail’in belirli kırmızı çizgileri aşması durumunda geçmişteki kalıpların ötesinde yanıtlar vermeye hazır olduğunu gösterdi. Bu durum, özellikle bölgedeki farklı cephelerde aylardır süregelen gerilim ve çatışmaların ardından daha fazla önem kazanmıştır. Tahran, Lübnan, Suriye veya Direniş Ekseni ile bağlantılı diğer bölgelere yönelik tekrarlanan saldırıların bedelsiz kalmayacağı ve İsrail’in her türlü eyleminin farklı seviyelerde tepkilere maruz kalabileceği mesajını iletmeye çalışıyor.
Bu durum İsrail için çok boyutlu bir meydan okuma yaratmaktadır. Bir yandan Tel Aviv askeri inisiyatifini kaybetmek istemezken, diğer yandan çatışmaların bölgesel düzeye yayılma olasılığının artması, rejim için ağır diplomatik, ekonomik ve güvenlik maliyetleri getirebilir. İşte bu nedenle İsrail medyası, geçmişin aksine yanıtların kapsamını tek bir cephenin coğrafi sınırlarının ötesine taşıyan yeni bir “denklem” oluştuğundan bahsediyor.
Buna ek olarak, son gelişmeler Batı Asya’da caydırıcılığın yeni bir aşamaya girdiğini göstermektedir. Geçmişte caydırıcılık esas olarak belirli bir alandaki iki taraf arasındaki güç dengesine dayanıyordu, ancak şimdi cephelerin sürekliliği unsuru da buna eklenmiştir. Böylesi bir durumda, herhangi bir hesap hatası beklenenden daha büyük sonuçlar doğurabilir ve sınırlı bir çatışmayı daha geniş bir krize dönüştürebilir.
Sonuç
Bugün Siyonist rejimin siyasi ve güvenlik çevrelerini endişelendiren şey yalnızca İran’ın füze gücü veya Direniş Ekseni’nin askeri kapasitesi değil, aynı zamanda bölgedeki oyun kurallarının giderek değişmesidir. Mevcut eğilim devam ederse, İsrail güvenlik hesaplamalarında her yerel gerilimin bölgesel bir çatışmaya dönüşme olasılığını geçmişe oranla daha fazla dikkate almak zorunda kalacaktır. Haaretz’in İran’ın yeni bir denklem dayatma başarısı olarak nitelendirdiği gerçeklik de budur; bu denklem, Tel Aviv’in stratejik manevra alanını sınırlayabilir ve bölgedeki caydırıcılık dengesini yeni bir aşamaya taşıyabilir.(Ajanslar)

















