Ilan Pappe: İsrail’in sonunu getirecek kriz gerçekleşmeye başladı
Ünlü İsrailli tarihçi Ilan Pappe, İsrail'in sonunun geldiğini vurgulayarak güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Gazze'de yaşanan soykırım ve karşılığındaki direniş, uluslararası sistemin ikiyüzlülüğünü ve Siyonist rejimin gerçek yüzünü ortaya çıkaran bir dönüm noktası oldu. Konuyla ilgili kapsamlı değerlendirmelerde bulunan dünyaca ünlü Siyonizm karşıtı İsrailli tarihçi Prof. Ilan Pappe, işgal toplumunun yapısal kodlarına ve rejimin kaçınılmaz çöküşüne dair önemli tespitlerde bulundu. Gazze'yi uluslararası siyasetin ve ahlakın iflasını gösteren bir "merkez üssü" olarak tanımlayan Pappe, sorunun kökeninde İsrail'in temelinde yatan ırkçı ideolojinin yattığını vurguladı.
"Soykırım, marjinal bir politika değil İsrail toplumunun temel özelliğidir"
İsrail'in uyguladığı orantısız şiddetin ve katliamların geçici bir durum veya mevcut hükümetin istisnai bir politikası olmadığını belirten Pappe, sorunun doğrudan İsrail Yahudi toplumunun "kökten ırkçı" yapısından kaynaklandığını ifade etti. Konuşmasında güncel anket verilerine atıf yapan tarihçi, “İsrailli Yahudilerin yüzde 93'ü soykırımı destekledi. Benzer rakamlar İran'a yönelik saldırıyı da destekliyor." dedi.
"Sorun doğrudan Siyonizm'in temel fikridir"
Bölgede yaşanan kitlesel mülksüzleştirme ve ardı arkası kesilmeyen yıkımın Siyonizm'in varoluşsal hedefleriyle doğrudan bağlantılı olduğunu söyleyen Pappe, "Geçen ay itibarıyla Ortadoğu'da İsrail yüzünden mülteci durumuna düşen 6 milyon insan var. Bu kitlesel mülksüzleştirmenin Siyonizm'in temel fikriyle bir ilgisi var.” şeklinde konuştu.
"Rejimin temelleri çürüdü, kaçınılmaz olarak çökecek"
Siyonist varlığın artık askeri, siyasi ve ahlaki olarak ontolojik bir çöküş evresine girdiğini tarihsel bir perspektifle anlatan Pappe, uluslararası alandaki meşruiyet krizinin rejimin sonunu getireceğine dikkat çekti:
"Uluslararası sistemdeki bu geniş çatlakların ifşa olmasıyla birlikte, İsrail devletinin temelindeki çatlaklar da ortaya çıktı. Gazze trajedisi aynı zamanda bu yüzden bir fırsat anıdır. Tarih doğrusal değildir. Tarih döngüseldir. Ve temellerinde bu kadar çok çürüme olan yapılar, eninde sonunda çökecektir."
Tek çözüm: Nehirden denize Siyonizmden arındırılmış özgür Filistin
Bölgesel barışın ve Filistinlilerin onurlu bir yaşama kavuşmasının yegane yolunun sahte diplomasi masaları olmadığını savunan Pappe, vizyonunu şu net ifadelerle ortaya koydu:
"Daha köklü bir değişim, sömürgesizleştirilmiş, Siyonizmden arındırılmış bir Filistin için pek çok yerde değişime ihtiyacımız var. Sadece İsrail'e katliamı durdurması için baskı yapmaktan bahsetmiyorum, Filistin'deki gerçekliği temelden değiştirmekten ve bir kurtuluş ve sömürgesizleştirme sürecinin bir parçası olarak nehirden denize özgür bir ülke yapmaktan bahsediyorum."
Meydanların uyanışı: "Bunlar tesadüf değil, kurtuluşun habercisi"
Küresel sivil toplum ile Siyonist lobilerin esiri olmuş Batılı hükümetler arasındaki uçurumun hiç bu kadar açılmadığını belirten Pappe, Filistin davasının artık küresel adalet arayışının kalbi haline geldiğini ifade etti. Üniversitelerdeki eylemlerin ve devasa yürüyüşlerin tarihi bir kırılma yarattığına dikkat çeken tarihçi, şunları kaydetti:
"Kamplardaki öğrenciler, Filistin için milyonlar halinde yürüyen, dayanışmalarını 'Filistin Eylemi' (Palestine Action) gibi hareketlerle tırmandıran ya da Gazze'ye giden filolara binen gençler… Onların bir gün marjinal pozisyonlarda değil, değişim yapma gücüne sahip siyasetçiler olacağına inanmalıyız. Eğer bana 10 yıl önce milyonlarca insanın Filistin için gösteri yapacağını söyleseydiniz, inanmazdım. Bütün bunlar tarihteki tesadüfi olaylar değildir. Bunlar, gerçekleşebilecek ve gelecek olan daha güçlü bir şeyin (kurtuluşun) öncüleri ve habercileridir."
"Uluslararası sistem Filistinliler için faydasızdır"
Siyonist varlığın ihlallerine karşı 1945 sonrası kurulan uluslararası sistemin bilerek felç bırakıldığını belirten Pappe, hukukun küresel güney ve Filistinliler söz konusu olduğunda nasıl çöktüğünü şu sözlerle aktardı:
"Gazze soykırımının ardından uluslararası yasal sisteme ne oldu? Bu sistem 1945'te inşa edildi. Sistem öyle bir şekilde inşa edildi ki, Gazze'deki soykırımı veya Batı Şeria'daki Filistinlilerin etnik temizliğini durduracak bir araç olarak faydasızdır. Bugüne kadar çok daha korkunç tezahürlerle devam eden muazzam bir tarihsel adaletsizliği düzeltmek için bir araç olarak ise daha da faydasızdır."
"Sözde barış süreci, İsrail'i korumak için bir kalkandı"
Batılı siyasetçilerin Filistin meselesinin tarihsel kökenlerini kasıtlı olarak görmezden geldiğini ve Siyonizm'in sömürgeci doğasını gizlemek için "barış süreci" tiyatrosunu kurguladıklarını belirten tarihçi, şu ifadeleri kullandı:
"Sözde barış sürecini domine eden Amerikalılar ve Avrupalılar, 'geçmiş geçmişte kaldı' dediler. Filistin'de 19. yüzyılın sonlarına kadar uzanan sömürgeleştirme tarihinin ve o tarih ile bugün gözlerimizin önünde cereyan eden gerçeklik arasındaki bağlantının incelenmesini; sözde barış endüstrisine veya barış sürecine egemen olanlar tarafından zaman kaybı ve ilgisiz bir geçmişe faydasız yolculuklar olarak gördüler. Hatta bu sürece katılan Amerikalıların biyografilerinde, Filistinlileri geçmişte takılıp kalmakla suçladıklarını görebilirsiniz."
"Diplomasi, Siyonist rejime dokunulmazlık sağlıyor"
İsrail'in yayılmacı projesi karşısında klasik anlamda bir diplomasi şansı olup olmadığı sorusunu yanıtlayan Pappe, yürütülen arabuluculuk faaliyetlerinin Siyonist rejime zaman ve meşruiyet kazandırmaktan başka bir işe yaramadığını çarpıcı bir şekilde itiraf etti:
"Bu (yayılmacı) projeyle klasik anlamda diplomasi için bir şans yok. Arap-İsrail çatışması ya da Filistin sorunu olarak adlandırılan konudaki diplomatik çabalara en içten katılanlar bile, Avrupalı, Amerikalı ya da Kanadalı olsalar da, kendi rollerinin arabuluculuk yapmak olduğuna inanıyorlar. Eğer diplomasi Filistinlileri kurtarmak ve savunmak için kullanılacaksa, evet, diplomasinin bir rolü vardır. Ancak diplomasi sadece bir 'arabuluculuk' oyunu oynamaya devam edecekse, bu durum bilerek veya bilmeyerek İsrail'e Gazze'deki soykırım, Batı Şeria'daki etnik temizlik ve tüm bölgeyi sindirme politikalarına devam etmesi için dokunulmazlık (immunity) sağlar."
"Batı'nın kayıtsızlığı değil, suç ortaklığı var"
Batılı ülkelerin İsrail'in vahşeti karşısındaki sessizliğinin bir acziyet değil, bilinçli bir tercih olduğunu dile getiren Pappe, meseleyi şu stratejik bağlama oturttu:
"Batı'nın Gazze'deki soykırıma yönelik kayıtsızlığı ve zaman zaman suç ortaklığı; Batı'nın, AB'nin, genel olarak Avrupa'nın ve daha sonra ABD'nin tasarladığı, yürüttüğü, sürdürdüğü ve koruduğu projenin bir sonucudur. Ancak hem 1882'de hem de bugün 2026'da bu proje yalnızca baskı, yıkım ve uluslararası hukukun tamamen ihlal edilmesiyle gerçekleştirilebilirdi. Peki, bu rejimi kurmak, sürdürmek ve savunmak için bu kadar çok şiddete ihtiyaç duyuyorsa, bu nasıl bir medeniyet projesi olabilir?"(Ajanslar)

















