Altı kapı var, çıkış yok: Washington’un İran seçenekleri hiçbir yere varmıyor
İran toprakları için askeri seçenekler çoğaldıkça, bunların her biri zafere giden bir yoldan çok, daha karmaşık bir çıkmaza doğru götürüyor.
Bu günlerde Washington’da aynı liste sürekli gündeme geliyor. Harg Adası, Hürmüz Boğazı, ihtilaflı üç ada (Abu Musa ile Büyük ve Küçük Tunb Adaları), Çabahar, Huzistan ve bir de Kürt cephesi. Tartışmalar hala hangi cephelerin açılabileceği etrafında dönüyor ama bu yaklaşım asıl sorunu gizliyor.
İran coğrafyası çıkış yolu sunmuyor. Her giriş noktası aynı yere bağlanıyor ve müdahaleyi dışarıya değil, İran’ın derinliklerine doğru çekiyor.
1950 yılında, Harry Truman’ın danışmanlarından sadece birisi Kore’de kara savaşına karşı çıkmıştı. General Omar Bradley, ABD Ordusu’nun Asya kıtası için yetersiz olduğunu söylemişti. Bunun ardından üç yıllık bir çıkmaz yaşandı. 70 yıldan fazla bir süre sonra, aynı zorluk başka bir Asya kıyı şeridinde de baş gösteriyor ama bu konu siyasi çevrelerde pek konuşulmuyor.
ABD Başkanı Donald Trump, 8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen NATO zirvesinde İran ile yapılan ateşkesi hükümsüz ilan etti ve en sık kullandığı tehdidi yineledi: “Buna karşı yapabilecekleri hiçbir şey yok” diyerek Harg Adası'nı ele geçirme konusunu gündeme getirdi. 12 gündür süren saldırıların ardından Hürmüz Boğazı bugün hala kapalı.
Uyarılar artık resmi kanalların da dışından geliyor. 73 Easting’de zırhlı birlikleri komuta etmiş ve daha sonra Trump’a danışmanlık yapmış emekli ABD albayı Douglas Macgregor, Washington’un yüzleşmekten kaçındığı bir gerçeği dile getirdi: ABD, Doğu Yarımküre’de faaliyet gösterebilecek bir kara gücü olarak yapılandırılmamıştır.
Macgregor, daha büyük bir asker mevcudu olmadan İran’a karşı zafer kazanmanın “neredeyse imkansız” olduğunu savunuyor. Şubat ayının sonundan bu yana ABD’nin eylemleri, görünür hedefleri vurma (Dini Lider’in suikastı dahil) ve bir türlü elde edilemeyen stratejik fırsatı bekleme döngüsüne girmiş durumda. Hürmüz Boğazı’nın kapanması durumu hala devam ediyor.
İçeriye doğru giden bir harita
Foreign Policy dergisi Mart ayında ABD’nin seçeneklerini incelediğinde, bunların “zafer stratejisi değil, çatışmayı tırmandırmanın yol haritası” olduğu sonucuna varmıştı.
ABD Donanması, Basra ve Umman Körfezi boyunca yaklaşık 1500 kilometre uzanan İran kıyı şeridine erişebilir. Ancak bu bölgede tutunmak, bambaşka bir zorluk yaratır. Her seçenek, bir çıkış noktası olmaktan çok, daha derin bir giriş noktası oluşturur.
Harg Adası: Stratejik bir çözüm sunmayan hedef
Trump, 11 Haziran’da Truth Social üzerinden “Harg Adası’nı ve diğer petrol altyapı noktalarını ele geçirme” sözü verdi.
Kıyıdan yaklaşık 25 kilometre ve Hürmüz Boğazı’ndan yaklaşık 480 kilometre uzaklıkta bulunan ada, İran’ın ham petrol ihracatının yüzde 90’ına yakınını sağlayan bir yer. Harg Adası’nı ele geçirmek, boğazdaki trafiğin açılmasına katkı sağlamayacaktır.
MIT akademisyeni Caitlin Talmadge, NPR’ye bu konsepti “stratejik bir gerekçe arayışındaki askeri bir görev” olarak tanımladı. Blokaj çabaları daha şimdiden tırmandı. ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), 15 Temmuz’da adaya yaklaşan bir tankeri durdurduğunu bildirdi.
The Cradle’ın da belirttiği gibi, herhangi bir çıkartma operasyonu, asıl hedefinin ötesine yayılma riski taşıyor ve tesisin ele geçirilmesi, çatışmayı sadece başka bir bölgeye kaydırmaktan ibaret kalacaktır.
Hürmüz Boğazı: Kontrolsüz baskı
Bu cephede sürekli bir gerilim yaşanıyor. ABD'nin, Temmuz ortasından bu yana düzenlediği operasyonlarla birçok noktayı vurduğu bildiriliyor. İran ordusu iki süper tankeri devre dışı bıraktığını, BAE ise iki tankerinin füzelerle vurulduğunu açıkladı. Brent petrolü ise son altı yılın içinde en büyük günlük artışını kaydetti.
Trump, Mart ayında boğazı “ele geçirmeyi düşündüğünü” açıkça belirtirken, 150 adet seyyar füze rampasının haftalarca süren atışlarından sağ çıktıklarını da itiraf etmişti. Bunları etkisiz hale getirmek, kıyı şeridini ele geçirmek anlamına gelir.
Nüfusu 600 bine yaklaşan Bandar Abbas şehri, bu kıyı şeridinin en önemli noktasıdır. Şehir, Halic Fars füzeleri ve deniz mayınlaması gibi çok katmanlı savunma sistemleriyle korunuyor. Burada yaşanacak çatışma, savaş alanını deniz baskısından kentsel çatışmaya kaydırır.
Abu Musa ve Tunb Adaları: İhtilaflı bölge, sınırlı kazanç
ABD’nin strateji planlamalarında, İran’ın kontrolü altında bulunan ancak 1971’den beri BAE’nin hak iddia ettiği üç ada olan Abu Musa ile Büyük ve Küçük Tunb Adaları’nı içeren seçeneklerin de yer aldığı bildiriliyor. Bu adaların konumu, Hürmüz Boğazı boyunca uzanan İran’ın ön savunma hattının bir parçasını oluşturuyor.
Eski Pasifik Komutanlığı istihbarat şefi Carl Schuster, bu adaları kontrol altında tutmak için 2000 kadar askere ihtiyaç olacağını tahmin ediyor. Macgregor’a göre, bu küçük adalar, kıyı şeridi kontrol altında tutulmazsa kısa sürede savunulamaz hale gelebilir.
İran, bir çıkartma operasyonuna izin verdikten sonra adalara sürekli ateş açarak, ana karadan bağlantısı kesilmiş ve savunmasız bir konumda kalmalarını sağlayabilir. İran medyası, bombardıman hattının Keşm, Kiş, Hengam ve Abu Musa dahil olmak üzere çevre adalara doğru genişlediğini bildiriyor.
O zaman soru, bundan kimin çıkar sağladığına yöneliyor. Abu Dhabi, tek başına gerçekleştiremeyeceği bu hamleden fayda sağlayarak ABD güçlerini uzun süredir devam eden bir toprak anlaşmazlığının içine çekiyor.
Çabahar: Kısıtlayıcı mesafe
Çabahar limanı, savaş sahasının hemen dışında, İran’ın güneydoğu kıyısında yer alıyor. Merkezi altyapıdan uzaklığı, limanın stratejik etkisini sınırlıyor. Bu limanda gerçekleştirilecek herhangi bir operasyonun etkili olabilmesi için iç kesimlere doğru sürdürülebilir bir ilerleme gereklidir.
Liman aynı zamanda uluslararası anlaşmazlıklara da sahne oluyor. Ana terminali, India Ports Global aracılığıyla Hindistan’ın yatırımı ile inşa edildi. Liman kentine yönelik saldırılar, halihazırda ABD-İran ekseninin ötesine taşan bir tırmanışa dair endişeleri artırdı. Bu durumda coğrafya nakliyeyi zorlaştırıyor.
Huzistan: Bir emsal teşkil eden bölge
Huzistan, İran’ın enerji merkezine uzanan kara koridorunu sağlıyor. Ayrıca tarihsel olarak en çok sınavdan geçmiş bölgelerden birisi. Irak’ın 1980’deki işgali de benzer bir doğrultuda ilerlemiş ve Hürremşehir'e ulaşmış, ancak daha sonra durdurulmuştu.
Bölge, hala şiddetli çatışmalara sahne oluyor ve siyasi gerilimin yüksek olduğu yerlerden birisi. Raporlara göre, müttefik Irak Halk Seferberlik Birlikleri (PMU), Şelemçe gibi kilit geçiş yollarında konumlanarak savunma derinliğini artırmış durumda. Herhangi bir saldırı, gerek coğrafyanın şartları gerekse geçmişteki deneyimler nedeniyle sonuçsuz kalacaktır. Bu güzergahı kullanma girişimleri geçmişte de başarısız olmuştu.
Kürt cephesi: Tersine dönen bir koz
Son seçenek, İran’ın batı sınırı boyunca Kürt gruplar aracılığıyla baskıyı artırmaya odaklanıyor. İsrail’deki Karal 12, sızıntılar, müttefiklerin baskısı ve Kürtlerin garanti taleplerinin nihayetinde bu planı boşa çıkardığını bildirdi.
Kürt cephesi, Tahran’a siyasi kazanımlar sağlayan bir savaş sunar: Ülkeyi birleştiren bir toprak savunması. Ülkeyi bölme yöntemi gibi görünen bu girişim, aslında ulusal birliği güçlendirebilir.
Maliyet eğrisi
Washington Enstitüsü’ne göre, İran ve müttefikleri, Nisan ayındaki ateşkes öncesinde günde yaklaşık 120 adet olmak üzere toplam 4400 adet kamikaze insansız hava aracı kullandı. Bunların yüzde 90’ından fazlası önlendi dendi ama asıl sorun da tam olarak burada yatıyor.
Bir JINSA raporunda, İran’ın en ucuz sistemlerinin, en pahalı önleme sistemlerini tükettiği belirtiliyor. Macgregor’un Şubat ayında ifade ettiği gibi; “Onlar karada, hızlı bir şekilde ikmal yapabiliyor ve üretime devam edebiliyorlar.” Bir taraf kendi topraklarında savaşıp, yerelde ikmal yapabiliyorken, diğer taraf her şeyi okyanusu aşarak taşımak zorunda kalıyor.
Kayıpların sayısı, büyük ölçekli bir çatışmaya kıyasla sınırlı olmakla birlikte, bölgede bulunan üslere yönelik saldırıların yanı sıra Ürdün ve Irak da dahil olmak üzere birçok yerde artış göstermeye başladı. Operasyonel terminoloji de buna paralel olarak, sınırlı saldırılardan genişletilmiş operasyonlara doğru kaydı. Bu durum, belirli bir sonu olmayan ve kapsamı giderek genişleyen bir süreci ortaya koyuyor.
Daha derine batış
Bir kaçış senaryosunda zamanla yarışılır ama bu çatışma aylardır sürüncemede kaldı. Her seçenek, daha fazla risk, daha ağır şartlar ve nasıl sona ereceğine dair belirsizlikle aynı döngünün daha derinliklerine sürüklüyor.
Bu denklemin sınırlarını iki faktör belirliyor. Bunlardan birisi İran topraklarında kontrolü sağlamak için gereken kuvvetin büyüklüğü, diğeri ise tırmanışı durdurmak için gerekli siyasi eşik. Hiçbiri şu anda ulaşılabilir görünmüyor.
Hepsinden geriye kalan, dışarıya doğru açılan bir çıkış kapısı değil, her adımda mevcut seçenekleri genişletmek yerine daraltan ve herhangi bir müdahaleyi daha da içine çeken bir sistem.(Anis Raiss/The Cradle)
Not: Makalede yer alan ifadeler yazara aittir, Hürseda Haber'in görüşlerini yansıtmayabilir.

















