İsrail'in Etiyopya ve Somaliland hesabı
"Tablo gösteriyor ki İsrail; Somaliland ve Etiyopya ile ilişkilerini köprübaşı yaparak Afrika Boynuzu’nda İbrahim Anlaşmaları ruhunu taşıyan daha geniş bir ittifak ağı kurmayı hedefliyor."
ABD-İran savaşının etkisiyle Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı'nda seyrüsefer emniyetinin tehlikeye girmesi, Afrika Boynuzu'nda ekonomik ve jeopolitik bir kriz dalgası yarattı. El-Ahbar gazetesi yazarı Ahmed Abdulkerim Ahmed'in değerlendirmesine göre İsrail; BAE desteğiyle Somaliland'daki askeri varlığını artırırken, denize erişim arayışındaki Etiyopya ile stratejik bir ortaklık kurarak bölgede İran ve müttefiklerini dengeleyecek bir güvenlik mimarisi oluşturmayı hedefliyor.
ABD ile İran arasında yeniden alevlenen çatışmaların artçı sarsıntıları Afrika Boynuzu’nda hissettirmeye başladı. Yemen’deki Ensarullah hareketinin Suudi Arabistan’a deniz ablukası uyguladığını duyurması, Babülmendep Boğazı’nın Kızıldeniz’deki uluslararası seyrüsefere tamamen kapanabileceği yönündeki endişeleri tırmandırdı.
Bu gelişme; ABD ve İsrail’in İran’a yönelik savaşının hemen ardından yüksek enflasyon, tırmanan ithalat maliyetleri, eriyen yerel para birimleri ve kopan tedarik zincirleriyle halihazırda ağır bir ekonomik darboğazdan geçen bölge ülkeleri için yeni bir huzursuzluk kaynağı oldu.
Bütün bunlar yaşanırken; Fransız Le Monde gazetesinin bu ayın yedisinde yayımladığı haber başta olmak üzere son dönemde Batı'dan gelen haberler, İsrail’in ayrılıkçı Somaliland bölgesindeki askeri varlığını derinleştirdiğini belgeliyor.
Açık BAE desteği ve zımni ABD hamiliğiyle yürütülen bu faaliyetler çerçevesinde, ayrılıkçı bölgenin başkenti Hargeisa’nın güneyinde ve stratejik havalimanının yakınlarında devasa askeri tesislerin inşa edildiği görülüyor.
Gelişmeler, bölgeyi daha derin bir kaosun eşiğine getirebileceği gibi, küresel güçlerin "seyrüsefer güvenliğini sağlama" kisvesi altında müdahalesine de zemin hazırlıyor. Nitekim Avrupa Birliği ülkeleri, daha önce Hürmüz Boğazı’nda konuşlandırılması planlanan savaş gemilerinin rotasını Babülmendep’e kırma seçeneğini masaya yatırmış durumda.
Bu unsurların, Avrupa'nın Cibuti merkezli Aspides misyonunun şemsiyesi altında görev yapması öngörülüyor.
Brüksel, bu kapsamda temmuz ortasında Cibuti ile yeni bir anlaşmaya imza attı. Avrupalıların 2024 yılında Kızıldeniz, Aden Körfezi ve çevre sulardaki ticari seyrüsefer emniyetini muhafaza etmek amacıyla başlattığı bu deniz misyonu, son kararla 28 Şubat 2027’ye kadar uzatıldı.
Öte yandan Kızıldeniz’deki deniz trafiği, Suudi Arabistan’ın Cidde ve Yanbu limanlarındaki aksamaların yanı sıra Cibuti ve Eritre’nin Masava limanları gibi batı kıyısındaki diğer hayati noktalara sirayet edebilecek felç olma riski nedeniyle şimdiden yavaşlamış bulunuyor.
Küresel lojistik devi Maersk de beş gün önce yaptığı açıklamada, üç gemisini yeniden Kızıldeniz’e yönlendirme girişiminden vazgeçtiğini ve rotayı Ümit Burnu’na kırdığını bildirdi.
Addis Ababa’nın İsrail’e yaslanan güç gösterisi
Genişleyen ABD-İran çatışmasının gölgesinde Etiyopya; kendisini bölgede İsrail ve ABD’nin başat müttefiki, Mısır, Türkiye ve Suudi Arabistan gibi aktörlerin yönlendirdiği bölgesel hamleleri dengeleyebilecek yegâne güç olarak konumlandırmak için yoğun bir çaba yürütüyor.
Söz konusu ülkeler ise Somut olarak Somali, Cibuti ve Eritre ile stratejik ve güvenlik odaklı bağlarını pekiştirmeyi hedefliyor.
Komşularının Arap-Türk ekseniyle kurduğu bu yakınlaşmayı "radikal İslam’ın zemin kazanması" olarak okuyan Addis Ababa; bölgenin başta Müslüman Kardeşler, El-Kaide ve Eş-Şebab olmak üzere İslami hareketlerin nüfuz alanına kaymasını engellemek ve söyleminde "Somali-Sudan ekseni" olarak adlandırdığı yapının önünü kesmek adına merkezi bir askeri ve siyasi rol üstlendiğini iddia ediyor.
Etiyopya propaganda makinesine göre bu eksen, Kızıldeniz’deki güvenlik zafiyetinden yararlanarak İran’dan modern mühimmat ve insansız hava araçları tedarik etmeye başladı bile. BAE ve İsrail gibi bölgesel ortaklarca fiilen desteklenen ve Donald Trump yönetiminden zımni bir onay alan bu yaklaşım doğrultusunda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, ülkesinin Kızıldeniz’e erişim talebini iç siyasi söyleminin merkezine yerleştiriyor.
Nitekim ay ortasında başlayan "Etiyopya Ulusal Diyaloğu"nun açılışında konuşan Abiy Ahmed, ülkesinin Kızıldeniz sahilini kaybetmesini "iç bölünmelerin yaratacağı sonuçlara dair tarihsel bir ders" olarak niteledi ve geçmişteki parçalanmışlık dönemlerinin Etiyopya’nın kaderini olumsuz etkileyen tahribatlar yarattığını savundu.
Somaliland: Bölgesel bir savaşın fitili mi?
İsrail ile Somaliland arasında giderek sıkılaşan münasebetler, bölgedeki birçok aktörde huzursuzluk yaratıyor. Bu rahatsızlık, Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdullati ile Eritreli mevkidaşı Osman Salih’in üç gün önce Kahire’de gerçekleştirdiği görüşmede açıkça dışa vuruldu.
Abdullati, Hargeisa’nın işgal altındaki Kudüs’te büyükelçilik açma girişimini Somali’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik doğrudan bir tehdit, Mısır’ın Kızıldeniz’deki "milli güvenliğini" hedef alan tek taraflı bir İsrail hamlesi olarak değerlendirdi.
Görüşmede Mısır ve Eritre, tırmanan güvenlik sınamaları karşısında (Mısır, Eritre ve Somali’den oluşan) "Üçlü Mekanizma"nın derhal işletilmesi gerektiğini vurguladı; Kızıldeniz’in güvenliği ve yönetişiminin yalnızca kıyıdaş devletlerin yetkisinde olduğunu bir kez daha teyit etti. Bu sert çıkış, İsrail ile Somaliland arasındaki askeri işbirliğinin derinleşmesine ve Etiyopya’nın egemenlik hakları içeren bir deniz erişimi sağlama yönündeki hamlelerine doğrudan bir yanıt niteliği taşıyor.
İsrail merkezli Kudüs Güvenlik ve Dış İlişkiler Merkezi (JCFA) gibi araştırma ve istihbarat kuruluşları ise bu süreci Afrika Boynuzu’nda "istikrar ve refah adına stratejik bir ittifakın ihyası" olarak pazarlıyor.
İlgili raporlarda İsrail’in; yalnızca İran ve müttefiklerinin genişlemesini dizginlemekle kalmayıp bölgesel istikrarı tahkim edecek ve uluslararası ticareti güvenceye alacak "kapsamlı bir Kızıldeniz güvenlik mimarisine liderlik etmeye" muktedir olduğu iddia ediliyor. Bu ifadeler, İsrail’in Etiyopya ve Somaliland ile kurduğu yakın askeri bağlara doğrudan bir gönderme içeriyor.
Tablo gösteriyor ki İsrail; Somaliland ve Etiyopya ile ilişkilerini köprübaşı yaparak Afrika Boynuzu’nda İbrahim Anlaşmaları ruhunu taşıyan daha geniş bir ittifak ağı kurmayı hedefliyor. "İran direniş eksenini dizginlemenin önleyici politikalar ve kalıcı askeri operasyonlardan geçtiği" iddiasıyla, Yahudi halkı ile Afrika Boynuzu halkları arasında sözde bir stratejik işbirliği inşa edilmeye çalışılıyor.
Bölgesel güçlerin çelişkilerinden beslenen bu model; halihazırda kırılgan olan Afrika Boynuzu’nu daha büyük bir istikrarsızlığa sürükleme, bölgeden yükselebilecek hakiki yumuşama adımlarını boğma ve geleneksel devlet yapılarının gerileyerek yerini liman işletmelerine, küresel lojistik devlerine ve özel güvenlik şirketlerine bıraktığı hibrit bir jeopolitik denklem yaratma riski taşıyor.
Bölge ülkeleri ve Türkiye gibi Kızıldeniz’deki ortakları bu tehlikeli süreci akamete uğratmak için çabalasa da, kendi aralarındaki çıkar çatışmaları somut ve sahada karşılığı olan ortak bir güvenlik mekanizmasına dönüştürülmediği sürece, atılan adımlar yerinde saymaya mahkûm görünüyor.(Çeviri: YDH

















