Şehid Muhammed Said
Şubat ile şehadet arasında, sadece “ş ve t” benzerliği değil, keyfiyet benzerliği de var. Kışın sert koşulları gibi sıkılaşır Müslümanlar üzerindeki şartlar. Çember daralır her yandan. Ama aslında bahara en yakın aydır şubat.
Çünkü hemen ardından gelir mart. Bahardır artık. Cennet kapıları açılır şehidlere. Nimetlenin en güzel nimetlerle, denir onlara. Ama onların akıllarında bir daha dönüp şehit olmaktadır. Aslında tekerrür etse bu durum, biz sağ kalanlara inat
MUHAMMED SAİD BOZKURT
Şubat ayında (06/02/1973) doğup, Şubat ayında (20/02/1992) şehid olan Muhammed Said, İdil (Hezex)’in Bozburun (Zınarex) köyündendir. İdil’e okul okumak üzere gelmişti. Henüz küçük yaşlarda İslami dava ile tanıştı. Hep iyiydi ve iyilerle beraber bulundu. Bir tek halayda iyi değildi. İslami düğünlerin ilk örneklerine heyecanla gidiyorduk. Hepimiz halayda acemilik çekiyorduk. Bizler iyi kötü ayak uydursak da Said bir türlü halaya ayak uyduramıyordu. Ama Şehidler Kervanına çok çabuk ayak uydurdu. Ben şehadeti onun kadar arzulayanını görmedim desem abartmış olmam. Kendisine, bir arkadaşın onu rüyada şehid olduğunu gördüğünü söylediğimde, çok iştahlı bir şekilde “Keşke” diye cevap vermişti bana.
İdil’de yapılan baskılar sonucu tüm aşiretler gelip okulda okuyan çocuklarını öğrenci evlerinden köylerine götürdüler. PKK’nin şerrinden çocuklarını kendilerince koruyacaklardı. Said de bunlardan biriydi. Ailesi gelip onu köye götürdü. Bir hapis hayatı başlamıştı Said için. Ama kurtulması gerekiyordu. Nitekim o da öyle yaptı. Kardeşleri İdil’de ölüm ile burun buruna iken o öylece oturamazdı. Kapatıldığı yerden kaçtı özgürlüğe doğru. Dağlara vurup, Ferhad’ın Şirin’e koştuğu gibi şahadete koştu. Geldi İdil’e. İmdada yetişen biri edasıyla bir arkadaşın evinin avlu duvarından atladı içeriye. Pat diye düştü şahadeti bekleyen bir başka arkadaşının önüne. Sarıldılar. “Ben kaçtım, geldim abi” diyordu Said. Şehidler Kervanı daha yeni yeni yola çıkıyordu bölgemizde. İlk yolcularından biriydi Said.
Cenazelerimizi kaldıracak durumumuz olmadığı için çevre yerlerden kardeşlerimiz yardıma geliyordu. Bilenler bilir o günleri. Şeyh Zeki 19 Şubat’ta şehid olunca kardeşlerimiz Seyda’nın cenazesi için Cizre’ye akın ettiler. Sanki arkadaşlarımız bir daha rahatsız olmasın diye Said de kervana katıldı. O da hemen Molla Zeki’nin ardından şehid olmuştu bir sokakta. Yarım saat kalmıştı yerde. Onu hastaneye götüren olmamıştı. Bir balıkçı görmüştü yerde yatan Said’i. Yetiştirdiler sağlık ocağına. Bu arada akşam olmuştu. Soyismimiz onunki ile bir olmadığı için cenazemizi vermiyorlardı. Ancak ertesi gün ailesine haber verilebildi. O gece Said hastane odasında kaldı. Bu arada kardeşlerimiz Şeyh Zeki’yi Rabbi Rahim’e teslim edip bizim şehidi teslim etmeye gelmişlerdi. Sağlık ocağındaki Doktor Gadim Bey; “Ben bu kadar yıllık doktorum. Said kadar güzel bir ölü görmedim. Sanki kalkıp benimle konuşacak gibi duruyor.” diyordu. Haklıydı doktor, çünkü o ölü değil, Kur’ani deyimle diriydi. Konvoy aldı Said’i, teslim ettiler kutlu kervana. (Dogruhaber)

















