Daha açık nasıl söylesinler ki inanalım?
“İran, ABD ile ilişki kurmadan, hatta ona düşmanlık içinde olarak bölgenin en büyük askerî ve teknolojik güçlerinden biri olunabileceğini göstermiştir. Bu durum, İran’ı bölgedeki Müslüman ülkeler için bir modele dönüştürmektedir.”
Keyhan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Şeriatmedari son yazısında UAEA’nın İran’a yönelik yeni bir karar tasarısı hazırlığında olduğunu ve bunun ABD’nin İran’a karşı yeni bir taktiği olduğunu vurguladı.
Şeriatmedari’nin yazısı şu şekilde;
1- Dün, Reuters haber ajansı, “ABD’nin, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Yönetim Kurulu’nda İran’ı kınayan bir karar tasarısı hazırlığında olduğunu” duyurdu. Söz konusu taslak henüz resmî olarak yayımlanmış değil; ancak ABD’nin metni bazı Yönetim Kurulu üyeleriyle paylaştığı belirtiliyor.
Rusya’nın UAEA nezdindeki temsilcisi Mihail Ulyanov, gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bildiğim kadarıyla İran’dan, Ajans personeline ülke içindeki nükleer tesislere erişim izni vermesi istenecek” dedi.
Bu gelişmeyi, “Ramazan Savaşı” olarak adlandırılan süreçte karşı tarafın taktiklerinden bağımsız değerlendirmek ve buna karşı caydırıcı bir adım atmamak, büyük bir saflık olur.
2- Reuters’ın haberinden bir gün önce, UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi, geçmişte İsrail adına casusluk yapmakla suçlandığı ve ABD’nin İran’daki nükleer tesislere yönelik saldırılarını kınamadığı belirtilen açıklamalarının devamı niteliğinde bir röportaj verdi.
Grossi bu röportajda şunları söyledi:
“İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stoklarının imha edilmesi ya da seyreltilmesi, İran ile yapılabilecek herhangi bir varsayımsal anlaşmanın parçası olmalıdır.”
Bu talep, ABD’nin savaş sürecinde açıkladığı taleplerle birebir örtüşmektedir.
Grossi ayrıca şu ifadeyi kullandı:
“Ajans faaliyetlerinin İran’a geri dönmesi ve denetçilerin ülkenin nükleer durumunu teknik olarak değerlendirebilmesi gereklidir.”
Yazara göre bu yaklaşım, İran’ın hassas ve stratejik merkezlerinin tespit edilmesini ve sonrasında ABD ile İsrail tarafından hedef alınmasını kolaylaştıracak bir mekanizma anlamına gelmektedir.
3- Eski ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, son dönemde yaptığı açıklamalarda daha önce birçok kez dile getirilen bir iddiayı doğrular nitelikte ifadeler kullandı.
Blinken, Başkan Donald Trump’ın nükleer anlaşmadan çekilmesini eleştirirken, bunun ABD açısından stratejik bir hata olduğunu savundu.
Ancak gerekçesi, uluslararası hukukun ihlali ya da ABD’nin anlaşmaya sadık kalmaması değildi.
Blinken, sosyal medya paylaşımında şu görüşü dile getirdi:
“Trump anlaşmadan çekilmeseydi bugün İran’ın altyapılarına yönelik saldırılar için daha fazla askerî hedefin adres ve koordinatlarına sahip olurduk.”
Yazar, bu ifadeyi ABD’nin nükleer müzakereler ve nükleer anlaşma yoluyla İran’ın hassas askerî ve stratejik noktalarını tespit etmeyi amaçladığının açık bir itirafı olarak değerlendiriyor.
Daha önce Grossi’nin İsrail istihbaratıyla ilişkili olduğu yönünde çeşitli belgelerin yayımlandığı ve İran Meclisi’nin Temmuz 2025’te hükümeti UAEA ile iş birliğini askıya almaya zorlayan bir yasa kabul ettiği, ancak bu yasanın gerektiği şekilde uygulanmadığı da ileri sürülüyor.
4- Yazar, Mart 2003’te dönemin UAEA Genel Direktörü Mohamed ElBaradei’nin İran ziyaretinden sonra kaleme aldığı bir yazıyı hatırlatıyor.
O dönemde, Ajansın taleplerinin teknik gerekçelerden çok siyasi baskı aracı olduğu ve İran’ın nükleer programının aslında esas sorun olmadığı savunulmuştu.
Yazara göre mesele, İran’ın nükleer faaliyetlerinden ziyade İran İslam Cumhuriyeti’nin kendisidir.
Bu nedenle de Nuclear Non-Proliferation Treaty’nin 10. maddesine dayanarak İran’ın anlaşmadan çekilmesinin tek gerçekçi seçenek olduğu ileri sürülmüştü.
Yazar, aradan geçen yirmi yılı aşkın sürede yaşanan gelişmelerin bu değerlendirmeyi doğruladığını savunuyor.
5- 2019 yılında yayımlanan The Next Decade adlı kitabında Amerikalı stratejist George Friedman, ABD’nin Orta Doğu’daki temel önceliğinin İran’ın yükselişini durdurmak olduğunu yazmıştı.
Friedman’a göre ABD’nin İran’la yaşadığı sorun yalnızca nükleer program değil.
Yazarın aktardığına göre Friedman şu değerlendirmeyi yapmıştı:
“İran, ABD ile ilişki kurmadan, hatta ona düşmanlık içinde olarak bölgenin en büyük askerî ve teknolojik güçlerinden biri olunabileceğini göstermiştir. Bu durum, İran’ı bölgedeki Müslüman ülkeler için bir modele dönüştürmektedir.”
6- Son olarak yazar, İran’daki yürütme ve yasama organlarının nükleer dosyanın siyasi bir araç olarak kullanıldığını bilmelerine rağmen neden hâlâ NPT’den çekilmediklerini sorguluyor.
Makaleye göre UAEA’nın en yoğun, en kapsamlı ve en sıkı denetimleri İran üzerinde uygulanmıştır.
Buna rağmen İran’ın, ülkenin en üst düzey dini otoritesinin fetvası doğrultusunda nükleer silah üretme niyetinde olmadığı belirtilmektedir.
Öte yandan, yazarın dikkat çektiği üzere, nükleer silaha sahip olduğu bilinen İsrail, Pakistan, Hindistan ve Kuzey Kore ise NPT’ye taraf değildir.
Bu nedenle yazara göre İran’ın mevcut durumda NPT üyeliğini sürdürmesi ciddi biçimde sorgulanmalıdır.(Hüseyin Şeriatmedari/Keyhan)

















