Sinvar’dan Nasrallah’a, Süleymani’den Meşal’e…
Hizbullah'a yakınlığıyla bilinen Lübnanlı gazeteci Abbas Feniş, Hamas'ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları'yla Lübnan İslami Direniş Hareketi Hizbullah arasındaki işbirliği ve ittifak ilişkisinin bilinmeyen yönlerini anlattı.
Lübnan ve Filistin direniş hareketleri arasındaki yarım asırlık askeri ve stratejik işbirliğinin kökleri, bilinenin aksine çok daha derin bir tecrübe aktarımına dayanıyor. 1970'lerden 7 Ekim Aksa Tufanı'na kadar uzanan bu süreç; hiyerarşik bir "emir-komuta" zincirinden ziyade, ortak bir varoluş mücadelesinin organik entegrasyonu olarak şekillendi.
Gazeteci ve jeopolitik analist Abbas Fneyş, iki cephe arasındaki tarihsel tecrübe paylaşımının ve bölgesel askeri koordinasyonun bilinmeyen yönlerini anlattı.
İlk temaslar: Filistin tecrübesinin Lübnan'a aktarımı
Filistin ve Lübnan direnişleri arasındaki ilişki, Hizbullah veya Hamas gibi yapıların resmi kuruluşuyla başlamadı. İlk tecrübe aktarımı Filistin'den Lübnan'a doğru gerçekleşti.
1970'lerde ve 1980'lerin başında İsrail ile savaşan Lübnan Ulusal Direniş Cephesi (Cammul) başta olmak üzere sol ve milliyetçi Lübnanlı partiler, o dönem Lübnan'da bulunan Filistinli fedailerin askeri tecrübelerinden büyük ölçüde faydalandı. Lübnanlı savaşçıları eğiten kadroların büyük bir kısmı, Vietnam dâhil birçok küresel çatışmadan edindikleri deneyimleri sahaya taşıyan Filistinlilerden oluşuyordu. 1982'de İsrail'in Lübnan'ı işgali ve Filistin Kurtuluş Örgütünün (FKÖ) ülkeden çıkarılmasıyla bu işbirliği tohumu bir süreliğine uykuya yattı.
Hizbullah'ın doğuşu ve İmad Muğniye faktörü
Hizbullah'ın sahneye çıkmasıyla birlikte Filistin meselesi, örgüt için bir dış politika malzemesi değil, "merkezi bir dava" haline geldi. Bu ilişkinin askeri kanattaki en önemli mimarlarından biri İmad Muğniye'ydi (Hacı Rıdvan).
Birinci İntifada (Taş İntifadası) döneminde, daha sonra Hizbullah'a geçecek olan Muğniye gibi birçok kadro, o dönem çok daha kapsayıcı bir yapı olan El-Fetih saflarında yer alarak ciddi bir saha tecrübesi edindi. 1991 yılında Şehit Seyyid Abbas el-Musavi'nin Hizbullah Genel Sekreteri olmasıyla birlikte Filistin dosyası örgütün birincil önceliği konumuna yükseldi ve Filistinli İslami gruplarla (Hamas ve İslami Cihad) temaslar sıklaştı.
"Örümcek Ağı" Konuşması ve İkinci İntifada
1996 yılındaki "Gazap Üzümleri" harekâtı, Hizbullah ile Kudüs Seriyyeleri ve Hamas arasında operasyonel altyapının kurulmasını sağlayan ilk gerçek sınav oldu. Ancak asıl kırılma, 2000 yılında İsrail'in Güney Lübnan'dan çekilmesiyle yaşandı.
Dönemin Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın tarihi "Örümcek Ağı" konuşmasının asıl muhatabı Lübnan değil, Filistin'di. Bu konuşma ve Ariel Şaron'un Mescid-i Aksa baskını, İkinci İntifada'nın (Aksa İntifadası) fitnesini ateşledi. Bu süreçte, Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'nin desteği ve İmad Muğniye'nin sahadaki askeri dehasıyla Hamas’tan Halil Meşal ve İslami Cihad’dan Ramazan Abdullah Şallah’ın katılımıyla Şam'da ortak bir "Operasyon Odası" kuruldu. Kadroların eğitimi, silah tedariki ve patlayıcı imalatı bu merkezden koordine edildi.
Gilad Şalit operasyonunda "Lübnan" izi
Ağustos 2005'te İsrail'in Gazze'den çekilmesi gerçek bir dönüm noktasıydı. Hamas'ın Gazze coğrafyasına tam anlamıyla girmesinin hemen ardındanki hafta, Şam'da üst düzey liderlerin katıldığı devasa bir toplantı yapıldı. Hizbullah'ın askeri deneyimlerinin Gazze'ye aktarılması süreci resmen başladı. Her konuda karşılıklı istişareye dayanan detaylı toplantılar yapıldı. Bu koordinasyonun en çarpıcı sonuçlarından biri, İsrail askeri Gilad Şalit'in esir alınmasıydı.
Şalit operasyonu, Hizbullah'ın Lübnan'da gerçekleştirdiği ancak küçük bir askeri hata nedeniyle başarısız olan "Gacar Operasyonu"ndan çıkarılan derslerle şekillendi. Lübnan’a gelen bir Kassam komutanı Gacar'daki hatayı İmad Muğniye'den dinledi. Kassam'ın o dönemki askeri liderleri Şehit Ahmed el-Caberi ve Ebu Halid (Muhammed ed-Dayf) bu konuyu masaya yatırdılar ve aynı hataya düşmeyerek operasyonu başarıyla tamamladılar. Şalit'in esir alınmasından sonra İsrail Gazze'ye (Yaz Yağmurları vb. adlarla) çok ağır bir operasyon başlattı. Kasım Süleymani, İmad Muğniye, Halid Meşal, Usame Hamdan vb. birçok isim Şam’da bir araya geldiler. Bir süre sonra Hizbullah’ın da esir alma operasyonu gerçekleşti ve ardından patlak veren 2006 Lübnan (Temmuz) Savaşı’yla İsrail'in tüm askeri odağı kuzeye kaydı. Gazze'nin üzerindeki ağır askeri baskı hafifledi.
14 Ağustos 2006 akşamı ateşkes sağlandığında Şam'da bulunan İmad Muğniye, "Şimdi Hamas'a, Gazze'ye deneyim aktarma zamanı başlıyor, çünkü bir sonraki tur Gazze'de olacak" dedi. 2006'nın tüm dersleri ve sonuçları alınarak Gazze'ye aktarıldı ve geniş çaplı bir çalışma başlatıldı.
2014 Şucaiyye çatışmalarından 7 Ekim Aksa Tufanı'na
Tecrübe aktarımı tek yönlü değildi. 2014 yılında Gazze'de 52 gün süren savaşta, özellikle Şucaiyye mahallesindeki çatışmalarda Kassam Tugaylarının sergilediği zırhlı araç taktikleri ve manevra kabiliyeti, Lübnan Direnişi tarafından kelimesi kelimesine incelendi. Hizbullah’ın önemli askeri komutanlarından İbrahim Akil ve ekibi her şeyi bırakıp, 2008, 2009 ve 2012'de Gazze'de olanları en ince ayrıntısına kadar incelediler. Muhammed ed-Dayf (Ebu Halid), manevraların şekli ve Şucaiyye'deki taktiklerle ilgili pek çok detayı Lübnan Direnişi'ne bizzat iletti.
Süreç içerisinde Yahya Sinvar (Ebu İbrahim) ile askeri kanadın başındaki Muhammed Dayf'ın liderliğinde, işbirliğinde bir sıçrama yaşandı. Bu karşılıklı askeri entegrasyon, 7 Ekim 2023'teki Aksa Tufanı operasyonuyla yepyeni bir boyuta taşındı. Aksa Tufanı başladığında, Lübnan Direnişi Gazze'deki kara manevralarını anlık olarak takip etti. Hizbullah istihbaratı, İsrail ordusunun değişen piyade muharebe konseptini, karma taburların yapısını ve kullandıkları yeni nesil silahları analiz ederek kendi savunma doktrinini güncelledi.
Şehit Seyyid Haşim Safiyüddin ile yaptığım bir görüşmede, Hizbullah'ın o dönemki İstihbarat Başkanı Şehit Hacı Murtaza (ki İsrail aklını ve taktiklerini en iyi anlayan gizli hazinelerden biriydi) ile Gazze'deki savaş görüntülerini analiz ettiklerini ve Seyyid Hasan Nasrallah'a rapor olarak sunduklarını söyledi. Vardıkları sonuç şuydu: İsrail piyade güçlerinin muharebe konsepti değişmişti. Yüksek bir öldürme arzusuyla hareket ediyorlardı. Bu silahlandırma ve birlik yapısı eskiden böyle değildi. 2014'ten bu yana İsrail ordusunun karada nasıl bir savaşa çıktığını Gazze sayesinde yeniden görmüş oldular.
"Emir-komuta değil, entegre bir cephe"
Abbas Feniş, iki direniş hattı arasındaki ilişkinin "emir veren ve uygulayan" şeklinde değil, birbirini tamamlayan entegre bir yapıda olduğuna dikkat çekiyor:
"Çünkü bu direnişlerin varlık sebebi aynı merkezi davadır. Mezhepçi veya bölgesel dar kalıplara girmek isteselerdi bunu Suriye'de, Irak'ta veya başka krizlerde yapabilirlerdi. 7 Ekim’den bu yana yaşananlar herhangi bir bölgeyi değil aslında bu merkezi davayı bitirmek için yapıldı. Direniş Ekseni’nin de fıkhi ve dini meşruiyeti, Sünni veya Şii fark etmez, bu merkezi dava üzerinden neşet eder. Aksi taktirde herkes evine çekilir, normalleşme anlaşmalarıan boyun eğebilirdi.
İnanıyorum ki, Gazze'deki bu savaş sürecinin farklı bir yansıması olacaktır. Bugün Mısır'da, Türkiye'de, Suriye'de ve tüm bölgede bu durumu sindiremeyen onurlu insanlar, halklar var. Avrupa'da bile Filistin davası, maalesef kilitlenmiş olan Arap ve İslam dünyasından daha canlı durumda. İnşallah kader lehimize dönecektir.”(İslami Analiz)

















