İsrail basını, ABD-İran anlaşmasını nasıl yorumladı?
ABD ve İran arasında imzalanması beklenen mutabakat zaptı, İsrail basınında geniş yankı uyandırdı. Maariv ve Haaretz gazeteleri ile güvenlik uzmanları, taslağın İsrail’in ulusal güvenliğini tehlikeye attığını savunuyor.
ABD ile İran arasında imzalanması gündemde olan mutabakat zaptı, İsrail’in önde gelen medya organlarında ve güvenlik çevrelerinde derin bir endişe ve tepkiyle karşılandı.
Maariv ve Haaretz gazetelerinde yayımlanan analizlerde, Washington yönetiminin Tahran’a nükleer program, balistik füzeler Direniş Ekseni güçleri konusunda ciddi tavizler verdiği savunulurken, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun “İran tehdidini tamamen sonlandırma” yönündeki vaatlerinin boşa çıktığı belirtiliyor.
Güvenlik uzmanları, iki aylık geçici müzakere ve ateşkes sürecinin İran’a zaman kazandıracağı ve İsrail’in askeri hareket alanını daraltacağı uyarısında bulunuyor.
“Trump’ın İran anlaşması her İsrailliye ve Amerikalıya ihanet ediyor”
Maariv gazetesinde Danny Zaken imzasıyla yayımlanan analizde, Beyaz Saray’da gazetecilere brifing veren üst düzey bir ABD’li yetkilinin nükleer konuda gerçekleri çarpıttığı ileri sürüldü.
Makalede, “Santrifüjler kalacak, zenginleştirilmiş uranyum uzaklaştırılmayacak ve Trump’ın kendisi ertesi gün onunla çelişti” ifadelerine yer verildi.
Zaken, nükleer tesislerin imha edileceği yönündeki iddiaların aksine İran’ın sivil düzeyde uranyum zenginleştirme onayı aldığını ve mutabakatın İsrail için büyük riskler barındırdığını kaydetti.
Yazıda, üst düzey bir ABD’li diplomatik yetkilinin İsrail tarafına, “Anlaşmaya imza atan taraf olmayacaksınız ancak atacağınız her adımı ABD ile koordine etmek zorunda kalacaksınız” dediği aktarıldı.
Anlaşmanın mali boyutunda da İran’ın kazançlı çıktığı belirtilen makalede, “Petrol ihracatına yönelik yaptırımların kaldırılması, Devrim Muhafızları’na, yaptırımları baypas ederek kazandıklarından çok daha fazla, on milyarlarca dolarlık bir kaynak akıtacaktır” tespiti paylaşıldı.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in yaptırımların kaldırılmasının tehlikeli olduğuna yönelik uyarısının kabul görmediği, eski Başkan Barack Obama’nın ise bir mülakatta Trump’ın elde ettiği sonuçlarla alay ettiği bildirildi. Ayrıca mutabakatın Hizbullah’a can simidi olacağı ve Lübnan ile İsrail arasında bir anlaşma yapılmasını engelleyeceği savunuldu.
Aynı gazetede yazan Zina Rakhamilova ise Pakistan’ın yayımladığı mutabakat zaptı detaylarına atıfta bulunarak, İsrail halkının son üç yıldır sürekli olağanüstü hal altında yaşadığını ve büyük fedakarlıklar yaptığını hatırlattı.
Yazar, 22 Mart’ta Tel Aviv’de bir apartmana İran füzesi isabet ettiğini belirterek şu ifadelere yer verdi:
“Eğer bu detaylar doğruysa, Trump’ın İran anlaşması her Amerikalıya, her İranlıya, her İsrailliye ve rejimin terör ile baskısının her bir kurbanına ihanettir. Yıllar süren savaş ve fedakarlıktan sonra, değiştireceğimiz söylenen gerçeğin ta kendisine dönüyor olabiliriz.”
Rakhamilova, Aralık 2025’te İran’da başlayan protestolar sırasında, 8-9 Ocak 2026 tarihlerinde internet kesintisi altında 36 bin 500 İranlının katledildiğini, bu rejimin aynı zamanda Hamas ve Hizbullah’ı finanse ettiğini yazdı.
Makalede, 60 günlük müzakere sürecinin Tahran’a sadece zaman kazandıracağı ifade edildi.
“İran bölgesel politikaları dikte etme aşamasına geçiyor”
Haaretz gazetesinde Zvi Bar’el imzasıyla yayımlanan analizde, mevcut belgenin nihai bir anlaşma değil, 60 günlük bir ateşkes döneminde yürütülecek müzakerelerin zeminini oluşturan bir çalışma kağıdı olduğu vurgulandı.
Bar’el, Trump’ın mart ayında Pakistan aracılığıyla Tahran’a ilettiği 15 maddelik ültimatomdan geriye pek bir şey kalmadığını belirtti.
Makalede, “Balistik füze programı, Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun vaatlerinin merkezinde yer alan bir konuydu ancak görünüşe göre hiçbir aşamada hiç tartışılmayacak” denildi.
İran’ın Irak, Lübnan ve Yemen’deki müttefikleriyle bağlarının da müzakere dışı kaldığı aktarıldı. Bar’el, Tahran’ın askeri adımları ve jeopolitik konumunu kullanarak “hayatta kalmanın zafer anlamına geldiği” aşamayı aştığını kaydederek, “Bu geçiş, İran’ın bir ekonomik güç ve bölgesel politikaları dikte eden bir güç haline gelmeyi planladığı bir sonraki aşamaya işaret ediyor” değerlendirmesinde bulundu.
Yazıda ayrıca, İran’ın yeni lideri Mücteba Hamaney’in babasının “kahramanca esneklik” kavramıyla büyümesine rağmen kendi konumunu pekiştirmek için daha sert koşullar öne sürebileceği belirtildi.
“Netanyahu kazanılan her türlü savunma avantajını sıfırlıyor”
Haaretz’de yayımlanan bir diğer analizde Esther Solomon, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun kendi retoriğinin tuzağına düştüğünü yazdı.
Netanyahu’nun 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik operasyon başlattığı gece, “Operasyonun amacı İran’daki Ayetullah rejiminden gelen tehdidi sona erdirmektir” dediğini hatırlatan Solomon, 15 hafta sonra tarafların mutabakata yakın olduğunu belirtti.
Makalede, “Anlaşma taslağı Tahran’ın seyreltilmiş uranyumu kendi topraklarında tutmasına izin veriyor” tespiti paylaşılarak, bu durumun inandırıcılıktan uzak olduğu savunuldu. Solomon, “Netanyahu, son üç yılda kazanılan ulusal savunma avantajlarını nötralize eden bir tablo sunuyor” ifadelerini kullandı.
Trump’ın pazar günkü Beyrut saldırısından sonra Netanyahu’ya çok öfkelendiği ve onun için “hiçbir muhakeme yeteneği yok” dediği iddia edildi.
Yazıda ayrıca, Netanyahu’nun pazar günü Beyrut’un Dahiye mahallesini bombalatmasının, mutabakat zaptının imzalanmasını zorlaştırma ve aşırı sağcı müttefiklerini memnun etme çabası olduğu öne sürüldü.
Netanyahu’nun 19 Mart’ta düzenlediği basın toplantısındaki “Liderlerin görevi, durum rahatsız edici olsa bile insanlara gerçeği söylemektir” sözlerine atıfta bulunulan makalede, başbakanın bu sözün arkasında durmadığı ifade edildi.
“Müzakereler sürdüğü müddetçe İsrail’in elleri bağlı kalacak”
Kudüs Dış İlişkiler ve Güvenlik Merkezi (JCFA) analisti Yoni Ben Menachem, Kanal 14 televizyonuna verdiği demeçte, belgenin kalıcı bir anlaşma değil, iki aylık bir müzakere süreci öngören bir mutabakat zaptı olduğunu vurguladı.
Ben Menachem, “Bu bir anlaşma değil, mutabakat zaptıdır” diyerek, 2015’teki nükleer anlaşma müzakerelerinin bir buçuk yıl sürdüğünü hatırlattı ve kısa sürede kesin bir sonuca ulaşılmasının zor olduğunu belirtti.
İsrail’in metnin resmi taslağına henüz sahip olmadığını ve bilgileri istihbarat kaynakları ile Trump yönetiminden aldığını ifade eden analist, “ABD ile İran arasında müzakereler sürdüğü müddetçe ellerimiz bağlı” uyarısında bulundu.
Ben Menachem, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri ile görüşerek Lübnan’ın da mutabakat kapsamında olduğunu ilettiğini aktardı.
Yeni Mossad Başkanı Tümgeneral Roman Gofman’ın en önemli görevinin İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olacağını dile getiren analist, “Başbakan İran’ın nükleer silahı olmayacağını söylediğinde, bu sözleri ciddiye almak gerekir” dedi.(Harici)

















