ABD İran’a karşı Irak sahasına yoğunlaştı
Irak’taki etkili silahlı grupların peş peşe aldığı ‘entegrasyon’ kararları tartışılıyor. Aydınlık’a konuşan gazeteci Gök, yaşananların bir silahsızlanmadan çok devlet sistemi içinde yeniden konumlanma girişimi olduğunu belirtti
Irak’ta Haşdi Şabi bünyesindeki bazı silahlı grupların devlet kurumlarına entegre olma ve silahlarını devlet kontrolüne devretme yönünde attığı adımlar, ülkede yeni bir güvenlik mimarisi oluşturulup oluşturulmadığı tartışmalarını gündeme getirdi.
Asaib Ehli’l Hak Hareketi, Haşdi Şabi ile örgütsel bağlarını sonlandırmak ve silahlarını Irak Devleti’ne teslim etmek amacıyla komisyon kurduğunu açıkladı. Haşdi Şabi’nin önemli bileşenlerinden İmam Ali Tugayları da benzer bir karar alarak örgütsel bağlarını sonlandırdığını ve silahların devlet kontrolüne devredilmesi için süreci başlattığını duyurdu.
Söz konusu adımlar, Mukteda es-Sadr’a bağlı Seraya Selam’ın devlet yapısına entegre olacağını açıklamasının ardından geldi.
‘ABD, İran’a yakın grupların alanını daraltmayı hedefliyor’
Irak’ı uzun yıllardır takip eden gazeteci ve araştırmacı Cevat Gök’e göre son gelişmeler, Washington’un uzun süredir hedeflediği güvenlik stratejisinin yeni bir aşamasına işaret ediyor. Gök, Aydınlık’a şu değerlendirmelerde bulundu:
“Washington’un Irak’ta uzun süredir hedeflediği ‘silahın devlet tekeline alınması’ stratejisinde yeni bir aşamaya geçildiğini görüyoruz. ABD, İran’a yakın silahlı yapıların bağımsız hareket alanını daraltmayı amaçlayan bir yaklaşım izliyor. Tom Barrack’ın açıklamalarını da Washington’un desteklediği bu dönüşüm sürecine verilen siyasi onay olarak görmek gerekiyor. Önümüzdeki dönemde ABD’nin İran’ın bölgede, özellikle de Irak’taki etkisini sınırlandırmaya yönelik yeni girişimlerde bulunması şaşırtıcı olmayacaktır.
Cevat Gök
“Aslında Washington’un Irak’ta yapmak istediği şey, belirli yönleriyle Lübnan’da uygulamaya çalıştığı modele benziyor. Nasıl Hizbullah’ın silahlı kapasitesinin sınırlandırılması hedefleniyorsa, Irak’ta da benzer şekilde Haşdi Şabi’nin geleceği tartışılıyor.
“Irak Hükûmeti de oldukça kırılgan bir yapıya sahip. Hükümetin çok yapabileceği bir şey yok. Çünkü hükümet tamamen Amerika’ya bağlı. Amerika bir ay maaşları göndermese içeride isyan çıkar. Bağdat’ta böyle bir durum söz konusu.
“Sürecin tam anlamıyla bir silahsızlandırmaya dönüşeceğini düşünmüyorum. Daha olası senaryo, silahlı yapıların devlet kurumlarına entegre edilmesi olacaktır. Taraflar, Haşdi Şabi’nin belirli unsurlarının ordu veya resmi güvenlik kurumları içerisinde temsil edildiği, bazı yapıların ise zamanla tasfiye edildiği bir formül üzerinde uzlaşabilir. Bu nedenle bugün yaşanan gelişmeleri doğrudan bir silahsızlanma sürecinden ziyade, Irak’taki silahlı yapıların devlet sistemi içine yeniden yerleştirilmesi girişimi olarak okumak daha doğru olacaktır.”
Yeni başbakan açıklama yaptı
Irak Başbakanı Ali Zeydi de son kararları memnuniyetle karşıladı. Zeydi, Asaib Ehli’l Hak ve İmam Ali Ketibeleri’nin aldığı kararların “devlet otoritesinin güçlendirilmesi” açısından önemli olduğunu belirterek, silahların devlet kontrolünde toplanmasının hükûmet programının temel hedeflerinden biri olduğunu söyledi.
Zeydi, yaptığı açıklamada söz konusu adımların Irak’ın egemenliğini güçlendireceğini ve güvenlik kurumlarının yeniden yapılandırılmasına katkı sağlayacağını ifade etti.
Haşdi Şabi’nin etkili aktörleri
Silah bırakma ve entegrasyon sürecine dahil olan gruplar, Haşdi Şabi’nin marjinal unsurları değil. Özellikle Kays el-Hazali liderliğindeki Asaib Ehli’l Hak, Irak’taki en etkili Şii silahlı ve siyasi yapılardan biri olarak görülüyor. 2006 yılında kurulan hareket, zamanla Haşdi Şabi’nin temel bileşenlerinden biri haline gelirken, lideri Hazali de İran’a yakın çizginin öne çıkan isimlerinden biri oldu.
Benzer şekilde İmam Ali Tugayları da DEAŞ’a karşı savaş döneminde öne çıkan gruplar arasında yer aldı. Her ne kadar Asaib kadar büyük bir yapıya sahip olmasa da aldığı karar Haşdi Şabi içindeki dönüşüm tartışmaları açısından sembolik önem taşıyor.

Sürecin ilk halkalarından biri olan Seraya Selam ise Şii lider Mukteda es-Sadr’a bağlı olması nedeniyle ayrı bir ağırlığa sahip. Irak’ın en etkili siyasi ve dini figürlerinden biri olarak kabul edilen Sadr’ın devlet kurumlarıyla entegrasyon yönündeki kararı, diğer gruplar üzerinde de etkili olmuş olabileceği yorumlarına yol açtı.

Buna karşılık Haşdi Şabi’nin en sert ve İran’a en yakın bileşenleri arasında gösterilen Kataib Hizbullah ve Harakat el-Nüceba’dan henüz benzer bir adım gelmedi. Özellikle ABD ile doğrudan çatışmaları ve İran Devrim Muhafızları’yla yakın ilişkileriyle bilinen bu iki grubun tutumu, sürecin geleceği açısından kritik görülüyor.
Maaşı veren kararı da veriyor
2003’teki işgalin ardından Irak’ın petrol gelirleri, ABD’nin denetimindeki uluslararası finans mekanizmaları üzerinden yönetilmeye başlandı. Irak Merkez Bankasının dolar işlemleri ve petrol gelirlerinden elde edilen kaynakların önemli bölümü bugün de ABD finans sistemine bağlı şekilde yürütülüyor.
Washington’un bu etkisi, yılın başında yaşanan hükûmet kurma krizinde de açık biçimde ortaya çıkmıştı. Şii Koordinasyon Çerçevesi’nin Eski Başbakan Nuri el-Maliki’yi yeniden aday göstermesi üzerine ABD yönetimi sert tepki göstermiş, Trump yönetimi Maliki’nin göreve gelmesine karşı olduğunu açık şekilde ilan etmişti. Sürecin sonunda Maliki’nin adaylığı geri çekilmiş ve Ali Zeydi başbakan olmuştu.
Irak’ta son yıllarda dolar transferlerine getirilen kısıtlamalar, bankacılık sistemi üzerindeki denetimler ve mali yaptırım tehditleri de Washington’un Bağdat üzerindeki etkisinin en önemli araçları arasında gösteriliyor. Bu nedenle ülkede güvenlik alanında yaşanan son dönüşüm, yalnızca iç siyasi dengelerle değil, ABD’nin Irak’ta kurduğu sistemin devamı olarak da değerlendiriliyor.
Komite kuruluyor
Irak Başbakanlık Ofisi’nden yapılan açıklamaya göre Başbakan Ali Zeydi, Asaib Ehlil Hak lideri Kays el-Hazali ile İmam Ali Tugayları lideri Şibl el-Zeydi’nin temsilcilerini kabul etti. Görüşmede, silahların yalnızca devletin elinde bulunması yönündeki adımlar ele alındı.
Açıklamada, anayasal çerçeve içinde silahların toplanmasına yönelik mekanizmaların hayata geçirilmesi amacıyla önümüzdeki günlerde bir komite kurulmasının kararlaştırıldığı belirtildi.
Karara ilişkin ilk yorumlar
Haşdi Şabi bünyesindeki grupların aldığı kararlar yalnızca Irak’ta değil, bölge basınında da farklı yorumlara yol açtı. ABD merkezli ve Batılı yayın organları gelişmeleri daha çok silahlı yapıların etkisinin azaltılması ve devlet kontrolünün güçlendirilmesi olarak değerlendirirken, bazı yorumcular bunun Irak’taki güç dengelerini değiştirebilecek bir gelişme olduğunu savundu.
Öte yandan karar alan grupların açıklamalarında farklı bir dil öne çıktı. Asaib Ehli’l Hak Hareketi, kararın “dini merciin çağrıları”, “Koordinasyon Çerçevesi’nin tutumu” ve “silahın devlet elinde toplanması” yaklaşımı doğrultusunda alındığını açıkladı.
İmam Ali Tugayları ise kararını “ulusal sorumluluk”, “zaferin kazanımlarını koruma” ve “ulusal egemenliği güçlendirme” gerekçeleriyle savundu. Grubun açıklamasında, “Bugünün mücadelesi güçlü ve muktedir bir devlet inşa etme mücadelesidir.” denildi. Açıklamada ayrıca, “Direniş bir meslek değil, bir ihtiyaçtır.” ifadeleri kullanılarak silahların devlet kontrolünde toplanmasının devlet kurumlarını güçlendireceği vurgulandı.
Irak basınında yer alan bazı değerlendirmelerde ise son kararların, Şii dini merci Ali Sistani’nin uzun süredir savunduğu “silahın devlet tekelinde olması” yaklaşımıyla uyumlu olduğu belirtildi. Bu nedenle bazı çevreler süreci bir “silahsızlandırma operasyonundan” çok, devlet ile silahlı yapılar arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanması olarak yorumladı.
Kararı reddeden gruplar oldu
Seyyidüşşüheda Tugayları, ülkede yabancı askeri varlığın sürdüğünü belirterek silah bırakmayacağını açıkladı. Nuceba Hareketi de benzer şekilde silahsızlanma çağrılarını reddetti.
Irak Hizbullah Tugayları ve Ashab-ı Kehf grubu da silahların teslim edilmesine karşı çıkan yapılar arasında yer alıyor.(Aydınlık)

















