Yemen ve stratejik Babülmendep Boğazı
Yemen artık yalnızca bir savaş cephesi değil; bölgesel caydırıcılığın temel unsurlarından biri hâline gelmiş durumda.
Yemen’deki Ensarullah Hareketi lideri Abdulmelik el-Husi‘nin, hareketin “bölgede yaşanabilecek her düzeydeki tırmanışa hazır olduğu” yönündeki son açıklamaları; ABD, İsrail ve son aylarda Batı Asya’daki güç dengesini kendi lehlerine değiştirmeye çalışan bölgesel aktörlere yönelik caydırıcı bir mesajın parçası olarak değerlendiriliyor.
Son iki yılda yaşanan gelişmeler, Yemen’in artık bölgesel denklemlerde tali bir aktör olmadığını ortaya koydu. Uzun yıllar iç savaş ve dış müdahalelerle karşı karşıya kalan ülke, bugün Direniş Ekseni’nin en önemli caydırıcılık unsurlarından biri olarak görülüyor. Bu unsur, kendi coğrafi sınırlarının ötesine geçerek küresel ekonomi, uluslararası ticaret ve büyük güçlerin güvenlik hesaplamaları üzerinde etkide bulunmayı başardı.
Büyük İsrail projesi ve bölgenin yeniden şekillendirilmesi
Ensarullah lideri konuşmasında, “Büyük İsrail” olarak nitelendirdiği ve Ortadoğu haritasını değiştirmeyi amaçlayan bir projeden söz etti.
Gazze savaşının ardından birçok gözlemci, İsrail ve Batılı müttefiklerinin bölgede yeni güvenlik düzenlemeleri oluşturmaya çalıştığını düşünüyor. Bu düzenlemelerin temel hedefinin ise bağımsız aktörleri sınırlandırmak ve Batı Asya’nın geleceğinde direniş hareketlerinin etkisini azaltmak olduğu belirtiliyor.
Bu şartlar altında Yemen, kendisini yalnızca ulusal çıkarlarını savunan bir ülke olarak değil; Gazze’den Lübnan’a, Irak’tan bölgenin diğer noktalarına uzanan daha geniş bir bölgesel cephenin parçası olarak tanımlıyor.
Bu nedenle Abdulmelik el-Husi, Direniş Ekseni ile sürekli koordinasyondan söz ediyor ve bu cepheye yönelik kapsamlı bir savaşın karşılık bulacağı uyarısında bulunuyor.
Babülmendep’in jeopolitik konumu
Bu uyarılara ağırlık kazandıran unsur yalnızca Yemen’in füze ve insansız hava aracı kapasitesi değil; aynı zamanda ülkenin sahip olduğu benzersiz jeopolitik konumdur.
Babülmendep Boğazı, küresel enerji ve ticaretin en hassas boğazlarından biri kabul edilmektedir.
Babülmendep, Kızıldeniz’i Aden Körfezi ve Hint Okyanusu’na bağlayan dünyanın en önemli stratejik geçitlerinden biridir. En dar noktasında yaklaşık 30 kilometre genişliğe sahip olan boğaz, Arap Yarımadası’ndaki Yemen ile Afrika Boynuzu’ndaki Cibuti ve Eritre arasında yer almaktadır.
Babülmendep’in önemi o kadar büyüktür ki birçok uzman, onu Hürmüz Boğazı ve Süveyş Kanalı ile birlikte küresel ticaretin üç ana arterinden biri olarak değerlendirmektedir.
Uluslararası tahminlere göre bu güzergâhtan her gün 6 milyon varilden fazla petrol ve petrol ürünü geçmektedir. Ayrıca dünya deniz ticaretinin yaklaşık yüzde 12’si ve küresel konteyner trafiğinin yaklaşık yüzde 30’u doğrudan veya dolaylı olarak bu su yolunun güvenliğine bağlıdır.
Her yıl on binlerce ticaret gemisi, petrol tankeri ve askerî gemi Babülmendep’ten geçmektedir.
Bu geçitte meydana gelebilecek herhangi bir aksama, gemileri Afrika kıtasını dolaşarak Ümit Burnu rotasını kullanmaya zorlayabilir. Bu durum deniz yolculuklarına yaklaşık 6 ila 10 bin kilometre ekleyerek küresel taşımacılık maliyetlerini ciddi biçimde artırmaktadır.
Bu nedenle Babülmendep’in kontrolü ve güvenliği yalnızca bölgesel bir konu değil; uluslararası ekonomi ve güvenlik açısından da hayati önem taşımaktadır.
Batılı medya kuruluşları ve araştırma merkezleri de Yemen’in dünya deniz güvenliğindeki belirleyici rolüne ilişkin birçok kez uyarıda bulunmuştur. Günlük milyonlarca varil petrol ve büyük miktarda ticari yükün bu boğazdan geçmesi nedeniyle bölgede yaşanacak herhangi bir güvenlik sorunu, enerji piyasalarını, deniz taşımacılığı maliyetlerini ve küresel tedarik zincirlerini doğrudan etkileyebilmektedir.
Yemen: Füze ve İHA’ların ötesinde bir güç
Bu nedenle yaygın kanaatin aksine Yemen’in gücü yalnızca sahip olduğu füze ve İHA sayısıyla ölçülmemektedir.
Ülkenin en önemli stratejik avantajı, küresel ekonominin en hassas damarlarından biri üzerinde etkide bulunabilme kapasitesidir. Son aylarda çok sayıda uluslararası denizcilik şirketinin rotalarını değiştirmesi ve taşıma maliyetlerini artırması da bu durumun sonucu olarak değerlendirilmektedir.
Eğer Gazze halk direnişinin sembolü hâline geldiyse, Yemen de coğrafyanın stratejik güce dönüştürülmesinin sembollerinden biri olarak öne çıkmıştır. Uzun yıllar abluka altında kalan ülke, bugün dünya güvenliğinin en önemli denklemlerinin bir bölümünü etkileyebilecek kapasiteye sahip görülmektedir.
ABD açısından karmaşık bir denklem
ABD açısından da tablo geçmişe göre daha karmaşık olarak değerlendirilmektedir.
Washington son yıllarda aynı anda birçok krizle uğraşmaya çalıştı: Ukrayna savaşı, Doğu Asya’da Çin ile rekabet ve Batı Asya’da İsrail’e verilen destek bunların başında geliyor.
Bu koşullar altında bölgede yeni ve geniş kapsamlı bir cephenin açılması, ABD için ciddi maliyetler doğurabilir.
Abdulmelik el-Husi’nin, Washington’un Direniş Ekseni’ni kapsamlı bir çatışmaya sürüklemeye çalıştığı yönündeki uyarıları da bu bağlamda değerlendiriliyor.
Geçmiş deneyimler, ABD ve müttefikleri askerî baskıyı artırmaya çalıştığında Direniş Ekseni’nin de karşı tarafın karar alma maliyetlerini yükseltecek bir tehdit dengesi oluşturmaya çalıştığını gösteriyor.
Bu açıdan bakıldığında Ensarullah liderinin açıklamaları, Washington ve Tel Aviv’in yanlış hesaplamalar yapmasını önlemeyi amaçlayan bir caydırıcılık stratejisinin parçası olarak yorumlanmaktadır.
Güvenlik literatürüne göre caydırıcılık, karşı tarafın askerî bir girişimin maliyetinin elde edeceği faydadan daha yüksek olduğuna kanaat getirmesi hâlinde etkili olur. Yemen de bugün bu mesajı vermeye çalışmaktadır.
Bölge ülkelerine uyarı
Abdulmelik el-Husi’nin açıklamalarındaki bir diğer önemli unsur, bölge ülkelerine yönelik açık uyarısıdır.
Ensarullah lideri, bazı bölgesel aktörlerin İsrail adına yürütülecek bir savaşa dâhil olabileceği ihtimaline dikkat çekti. Ancak son yılların deneyimi, birçok bölge devletinin de kapsamlı bir savaşın doğuracağı sonuçların farkında olduğunu ve geniş çaplı bir çatışmanın tarafı olma konusunda isteksiz davrandığını göstermektedir.
Gerçek şu ki Batı Asya bugün son derece hassas bir dönemeçten geçmektedir.
Bir tarafta İsrail, güvenlik krizlerini askerî baskı ve bölgesel dengeleri değiştirme yoluyla yönetmeye çalışırken; diğer tarafta Direniş Ekseni, caydırıcılığını koruyup güçlendirerek bu hedeflerin gerçekleşmesini engellemeye çalışmaktadır.
Bu süreçte Yemen’in rolü her zamankinden daha fazla önem kazanmıştır.
Bir zamanlar yalnızca insani ve güvenlik boyutlarıyla ele alınan Yemen, bugün bölgenin jeopolitik denklemlerini etkileyen belirleyici aktörlerden biri olarak görülmektedir.
Bu dönüşüm yalnızca Batı Asya’daki güç dengelerinin değiştiğini göstermekle kalmamakta; aynı zamanda bölgesel güvenliğin artık devlet dışı aktörler ve direniş hareketleri hesaba katılmadan analiz edilemeyeceği yönündeki yeni bir gerçeğe de işaret etmektedir.
Sonuç
Sonuç olarak Abdulmelik el-Husi’nin mesajı açıktır:
ABD ve İsrail’in arzu ettiği düzeni bölgeye dayatmak veya savaşı genişletmek yönündeki her girişim, merkezlerinden biri Yemen olacak geniş kapsamlı bir karşılıkla karşılaşacaktır.
Bugün Yemen artık bölgesel gelişmelerin kenarında yer alan bir ülke değil; Batı Asya’nın güvenlik ve strateji denklemlerinin merkezindeki aktörlerden biridir ve yeni bir çatışma yaşanması hâlinde sonuçların şekillenmesinde belirleyici rol oynayabilecek kapasiteye sahiptir.
Bu nedenle mevcut gelişmelerdeki en önemli hususlardan biri, Yemen’in artık yalnızca bir savaş cephesi değil, bölgesel caydırıcılığın temel unsurlarından biri hâline gelmiş olmasıdır. Bu unsur, yeni bir savaş başlatmaya yönelik her türlü hesabı öngörülemeyen maliyetler ve karmaşık sonuçlarla karşı karşıya bırakabilecek niteliktedir.(Ajanslar)

















