Turan, HÜDA PAR'ın Parti Programını Analiz Etti
Kısa bir süre önce tutuklu bulunduğu Kandıra F Tipi cezaevinden tahliye edilerek özgürlüğüne kavuşan Doğruhaber Gazetesi ve İnzar Dergisi yazarı Abdulkadir Turan, 19 Aralık'ta kuruluşunun 1. yıldönümünü kutlamaya hazırlanan Hür Dava Partisi'nin (HÜDA PAR) parti programını analiz etti.
Program, bir partinin varlık gerekçesini, kuruluş amacını, uzak ve yakın hedeflerini ortaya koyan resmi bir belge ve aynı zamanda parti mensupları ve topluma yönelik bir sözleşmedir. Her siyasi parti, kendi programı doğrultusunda faaliyette bulunur.
Aralık 2012’de kurulan Hür Dava Partisi’nin (HÜDA PAR) programının en dikkat çekici yönü, İslami yönünün daha giriş bölümünde açıkça ortaya konması ve son satıra kadar bu yönün programın esasını oluşturmasıdır.
Hukuki bir belge
Parti üyeleriyle bir sözleşme
Toplumla bir sözleşme
Kökleri en doğru şekilde ifade eden bir metin
Bugünü en doğru şekilde yansıtan bir fotoğraf
Geleceğe yönelik gerçekleşebilir vaatler niteliğinde bir program oluşturmanın güçlükleri vardır. Program, kuruluş amacını bütün yönleriyle yansıtacak; Kur’an, Sünnet ve Ümmetin icması doğrultusunda oluşacak, bununla birlikte hem dil hem de vaatler açısından toplumun anlayabileceği bir içerikte olacak.
Programın Giriş bölümünün sonunda bu değerli endişe “Ayakları yere basmayan, gerçekçilikten tamamen soyutlanmış, uygulanma imkân ve ihtimali bulunmayan mistik ideallerin peşinde değiliz. Gerçekleştirilebileceğine inandığımız ideallerimiz vardır. Bu ideallerimizin gerçekleşmesi için buna inanan herkes ile birlikte gerçekçi çözümler üretmeye, bu yolda imkân ve takatimiz elverdiği ölçüde yürümeye azimliyiz.
Özetle; düşüncemizde ve inancımızda, realiteyi görmezden gelmeyen bir idealizm ve ideallerimizi unutturmayan bir realizm (gerçekçilik) buluşur.
Amaçsız, gayesiz ve programsız bir fert veya toplumun varacağı bir hedefi yoktur. Hedefi olanlar yol alırlar, olmayanlar sadece dolaşırlar. İdeallerimizi hedefe koyup yürüyebildiğimiz kadar ömrümüzün ve takatimizin elverdiği menzile varmaya muvaffak olmayı ümit ediyoruz” şeklinde yer bulmuş. Program kitapçığı boyunca ifade edilen açık hedefler ve korunan sade dille bu ilk vaat, daha programın oluşturulma safhasında gerçekleştirilmiştir.
Dünyada bugünkü anlamda siyasi parti gerçeği yeni sayılır. Modern dünya, Fransız İhtilali sonrasında siyasi gruplarla tanıştı. Batı’nın bugün varlığını koruyan ilk siyasi partileri, 1830’larda İngiltere’de kurulan Muhafazakâr Parti ile aynı dönemlerde ABD’de kurulan Demokratik Parti’dir.
İslam dünyasının tarih olarak uzun, coğrafya olarak yaygın bir parti geleneği yok. Siyasi parti gerçeği, uzun bir dönem için neredeyse Türkiye (Osmanlı), Mısır, Malezya ve Pakistan ile sınırlı… Diğer İslam ülkelerinde partileşme oldukça yeni sayılır.
21 Mayıs 1889’da Sultan Abdülhamid’i tahttan indirmek için kurulan İttihad-i Osmani adlı dernek, İslam dünyasının ve Türkiye’nin en eski siyasi partisi kabul edilir. Bu ilk siyasi partinin İslam dünyasındaki İslamî hedef karşıtı partilerin atası olduğu da söylenebilir.
Cumhuriyet Döneminde 17 Kasım 1924’te kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, programına “Fırka, efkâr ve itikadat-ı diniyyeye hürmetkârdır” maddesini eklemiş. Parti, Şeyh Said Kıyamından sonra kapatılmıştır. 1950’de ilk kongresini yapan Millet Partisi, partinin “dini esasa dayanan ve gayesini saklayan bir cemiyet olduğu” gerekçesiyle 27 Ocak 1954’te resmen kapatıldı. 1951’de kurulan İslam Demokrat Partisi de 1952’de Malatya’da Ahmet Emin Yalman’a düzenlenen suikastla ilgili görülüp dini politikaya alet ettiği gerekçesiyle kapatılmıştır.
Milliyetçilik yanları İslamî yanlarına her zaman baskın gelen, kurucularının İslam’la ilgili fikriyatı tam net olmayan bu siyasi partilerin ardından Milli Görüş geleneğinin partileri gelir. Milli Nizam Partisi, Milli Selamet Partisi, Refah Partisi, Fazilet Partisi…
Bu partiler de günün zorlukları içinde program olarak farklı görünmek durumunda kalmışlar. Programla gerçeklik arasında bir parçalanmışlık yaşamışlar. Bu noktada 12 Eylül 1980 ihtilalinden hemen sonra kurulan Refah Partisi’nin programı, Türkiye’de İslami hassasiyetlere sahip bir parti programı oluşturmanın zorluklarını açıkça ortaya koymaktadır.
Refah Partisi programı, “Bu parti programı, Anayasa ve Siyasi Partiler Kanunu’nda yer alan Atatürk ilkeleri doğrultusunda… Cumhuriyet ve Demokrasiyi korumak… Türkiye Cumhuriyeti’nin her şeyden önce Atatürk milliyetçiliğine bağlı… görüşüyle hazırlanmıştır.” girişiyle başlar. Ardından programda 1. Madde olarak “Temel gayemiz milletimizi çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarmaktır” denir.
Burada açıkça görüleceği üzere, geçmişte İslamî bir söylem ve hedefe sahip siyasi partiler, kendi resmi programlarında günün zorlukları doğrultusunda araya İslamî ifadeler serpiştirilmiş, laik partiler görünümündeydiler.
Mısır’da 1907’de kurulan Vatan Partisi ve aynı süreçteki Millet Partisi de daha çok milliyetçi-Batıcı partilerdir. Mısır’da İslamî parti yapılanmaları 2011’de başlamış sayılır. Dolayısıyla bir gelenekten yoksundur. Pakistan’da Üstad Mevdudi önderliğinde faaliyet gösteren Cemaat-i İslamî, hiçbir zaman Pakistan siyasetinde Milli Nizam Partisi ve sonrasında kurulan partilerin Türkiye siyasetinde oynadığı rolü oynayamadı. Malezya’da daha 1951’de Malezya İslam Partisi kurulmuş ve bu parti ülke yönetiminde önemli bir yer tutmuşsa da bu ülkenin geleneği genellikle İslam dünyasına kapalı kalmıştır.
Hür Dava Partisi programı, programla asıl amaç, programla hedeflenen gerçeklik arasındaki parçalanmışlığı, farklılığı ortadan kaldırıyor, bu yönüyle İslam dünyasındaki parti geleneği içinde özgün bir yer ediniyor.
HEDEF FITRATA DÖNÜŞTÜR
HÜDA PAR’ın parti programının ilk cümlesinde dünya ve içindeki her şeyin Cenab-ı Allah tarafından insanın ihtiyaçları için yaratıldığı ve insanın hizmetine sunulduğu ifade edilmiştir. Bu, “Nereden geldik, elimizin altında ne var ve bunların varlık amacı nedir?” sorularına cevaptır. Kendisini bilmeyen, elinin altındakini bilemez. Eşyanın aslını bilmeyen, onunla doğru bir ilişki kuramaz. Eşyanın varlık amacını bilmeyen, onu amacına uygun dizayn edemez. Siyaset, bir dizayn girişimidir. İnsanı ve insanın hizmetine sunulan her şeyi yaradılış amacına uygun anlama, ilişkilendirme, organize etme, yönlendirme ve bu yönlendirmede mevcuttan daha iyi bir ürün oluşturma etkinliğidir.
Programın giriş bölümünün ikinci ve üçüncü paragraflarında insana yaklaşım konusunda ayrı ayrı, önce reddediş, sonra kabul vardır. Yanlış olanın reddi ve doğru olanın kabulü… Batılın reddi ve hakkın kabulü…
İnsanı Ahsen-i takvim olarak görmeyenlerin insan yaklaşımını red… İnsanın fıtratına dönüş çabasını kabul…
Batı’nın “İnsan, insanın kurdudur” felsefesini red, İslam’ın bütün insanlar insan olmakta kardeştir akidesini kabul… Batı için insan; kendisinden beden veya yetenek olarak zayıf bulduğunu, gaflete düşürebildiği hemcinsini avlayan bir insan avcısıdır; kendi öz türünün avcısı… Bu, hayvanlarda dahi görülmeyen bir avcılıktır.
İslam’da ise her insan, Âdem ve Hava’nın evlatları olarak diğer insanlarla kardeştir, doğruluk üzerine onlarla dayanışmak ve yardımlaşmak zorundadır. Programın giriş bölümünde bu uğurda çalışma vaadi açıkça ifade edilmiş: “Hayatın temel kanunu cidal ve savaş değil, dayanışma ve yardımlaşmadır. Fıtratı bozulmamış olmak kaydıyla ‘Kardeş kardeşine zulmetmez, darda kaldığında onu yalnız bırakmaz.’ Bu yüce değerleri yeniden ihya ile bu değerlere sahip olan ve bunları hayatında uygulayan bir insan ve toplumu yeniden inşa etmek gerekir. Bu uğurda elimizden gelen çabayı sarf etmek, her türlü olumsuz dış şartlara rağmen özünü korumaya çalışan ve saldırılara karşı direnen bizlere bir borç ve görevdir.”
O halde Hür Dava Partisi’nin Batılı bir ifadeyle misyonu yani en büyük hedefi, insanlığın fıtrata dönüşüdür. Bu, tevhid mücadelesi veren bütün hareketlerin temel hedefidir: İnsan, yeryüzündeki serüveninde varlık amacını unutmuş, fıtratından uzaklaşmış; tevhid önderleri ve onların izinden giden hareketler insanı yeniden fıtratına döndürmek için mücadele vermişlerdir. Fıtrata dönüş, en büyük hedeftir. O hedef doğrultusunda çalışmak muvahhid olmanın gereğidir.
Giriş bölümleri, bir tür program özetidir, programın minyatürüdür. Programın giriş bölümünde Hür Dava Partisi’ne neden ihtiyaç duyulduğu ifade edildikten sonra partinin tüzüğünde de yer bulan ilkeleri ve bu ilkeler doğrultusunda hedefleri ifade edilmiştir:
Bu hareket,
Adaletin hiçbir şeye feda edilemeyeceğine inanır.
Hiç kimsenin; toplumun beden, ruh ve akıl sağlığını bozacak fiillerde bulunmasını ve söz söylemesini hürriyet olarak tanımaz.
Vatandaşların; hürriyet, eğitim, sağlık, güvenlik ve insanca yaşama hakkını sağlamak için her türlü tedbirin devlet tarafından alınmasının zorunlu olduğuna inanır.
Hiçbir kişi veya kuruluşun; sahip olduğu mal, servet ve diğer imkânları başka bir kişi, kuruluş veya genel olarak toplumun zararına olacak şekilde kullanma hakkına sahip olduğunu kabul etmez.
Bu hareket; adaletin yeniden tesis edilmesini birinci hedefi olarak ilan eder.
Diğer hedeflerimiz;
Devleti ve siyaseti yeniden tanımlamak,
Toplumun temel değerlerini siyasete taşımak ve hâkim kılmak,
Toplumu sistemle değil, sistemi toplumun inanç değerleriyle uyumlu hale getirmek,
Bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde içi boşaltılmış olan ve aslında bizi biz yapan insanî ve İslamî değerleri yeniden ihya etmek ve yaşanılır kılmak,
Can, mal, ırz, akıl ve nesil emniyetini sağlamak,
İnsani temel hak ve hürriyetlerin gerçek anlamda tanınmasını sağlamak,
İnanç ve ibadet hürriyetinin önündeki engelleri kaldırmak,
Kürt sorununun çözümünü sağlamak,
Maneviyatsızlık ve ahlaki yozlaşmaya dur demek,
Hakça bölüşümü ve sosyal adaleti sağlamak,
Gelir dağılımındaki adaletsizliği ortadan kaldırmak ve refahı tabana yaymak,
Toplumsal huzur ve barışa katkı sunmak,
Yargının adil, bağımsız ve tarafsız olmasını sağlamak,
Dış ilişkilerin mihverine adaleti yerleştirmek,
Komşu ülkelerle iyi geçinmektir.”
HÜR DAVA PARTİSİ (HÜDA PAR)'NİN PROGRAMI-2
İnsan hakları ile ilgili kısıtlamaların iki nedeni vardır: 1. İnsana bakış açısı 2. Güvenlik anlayışı. İslam’a göre insan günahsız yaratılmıştır ve insan olarak yeryüzüne gelmekle temel haklara sahiptir. İnsanın yeryüzündeki mücadelesi, kendisini kirlerden uzak tutma mücadelesidir.
BATI, SINIFLARA GÖRE HAK TANIYOR
Batı ise insanın yeryüzüne atasının günahları ile geldiğini öne süren inanca dayanıyor. İnsanın Batı’daki mücadelesi, insanın kendisini doğuştan üzerinde taşıdığı kirlerden arındırma mücadelesidir. Dolayısıyla Batı’da insan hakkına sahip olmak için insan olmak yetmiyor, bir suç işlememiş olmak da eski Batı için insan haklarından yararlanmayı sağlamıyor. İnsan, ancak belli bir sınıfa aitse ve o sınıf adına haklar mücadelesine katılmışsa insan hakkı sahibi olabiliyor. Belirlenmiş sınıflara ait olmayanların hakları ya hiç tanınmıyor ya da sadece kâğıt üzerinde kalıyor.
Sınıfın hep soylu-halk, işçi-patron ayrımına dayanması gerekmiyor. Sınıf farkı, Batı’da inanç ve ırk üzerinden de oluşmuş. Bu sınıf farkı, Atina vatandaşı olan-Atina vatandaşı olmayan, Roma vatandaşı olan-Roma vatandaşı olmayan, Hıristiyan olan-Yahudi olan, Katolik olan-Katolik olmayan, Alman olan-Alman olmayan veya Fransız olan-Fransız olmayan ve en son “Çağdaş Uygarlık mensubu” Batılı ve uygarlığın dışında kalan Müslüman şeklinde de oluşmuş. Bugün Batı’nın tartıştığı aşama, bu son aşamadır.
Eski Yunan site devletleri Batı devlet anlayışında önemli bir yer tutuyor. Eski Yunan, insan hakları konusunda sıfırın altındaydı. Aristo’ya göre insanlar, doğuştan hür veya köle doğarlar. İnsanların bir kısmı diğerlerine hizmet etmek için yaratılmıştır. Eflatun’a göre de köle, haksızlığa katlanmak zorundadır.
Batı, Endülüs tecrübesi ve Haçlı Seferleriyle Müslümanlarla kurduğu iletişimle insan haklarını sorgulamaya başladı. Ama bu sorgulamayı yine kendi Eski Yunan-Roma-Hıristiyanlık kökleri üzerinden yaptı; bugün ise Yahudilerle kurduğu koalisyonla tamamlama yoluna gitme eğilimi gösteriyor. Geldiği son aşamaya da “Tarihin Sonu” deyip bundan yeni bir aşamaya geçmek istemiyor. Bu, Batı için bir bunalım noktasıdır. Geldiği son aşamayı hep “son aşama” görüp onda direnme ama sınıf farkını da koruma Batı için bir karakter özelliği hâline gelmiş.
Bu esas üzerine Batı’nın kurumsal hak arayışını üç aşamada değerlendirmek mümkündür:
1. Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Beyannamesi (Paris, 26 Ağustos 1789):
Bu, her ne kadar pek çok yenilik getirmiş görünse de “Mülk sahibi olmak, mukaddes bir haktır. Hiç kimse, kanuni bir zaruret olmadan bu haktan yoksun bırakılamaz.” maddesiyle esasta bir mülk edinme ve mülk sahipleri için hak arama hürriyeti beyannamesidir. Burjuva denen, soylu olmayan mülk sahiplerini iktidara ortak etme belgesidir. Bu beyannameden sonra, işçi ve köylü sınıfı mücadeleye devam etmek zorunda kalmıştır.
2. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (New York, 10 Aralık 1948):
Bu beyannamede Batı’nın hem Fransız İhtilali ile şekillenen değerleri bütün insanlığa onaylatılma yoluna gidilmiş hem de Fransız İhtilali sonrasında mağduriyeti devam eden kitlelerin hakları, işçi ve köylülerin Batı’da ve dünyanın diğer yerlerinde verdikleri mücadele karşısında kabul edilerek kayıt altına alınmıştır. Beyannamede Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Beyannamesi’ne ek olarak şu haklar dikkat çekmektedir:
Köleliğin yasaklanması
Özel hayatın korunması
Seyahat hürriyeti
Başka ülkelere iltica hakkı
Evlenme hakkı ve ailenin korunması
Dernek kurma hakkı ve derneğe katılım özgürlüğü
Sosyal güvenlik hakkı
İşsizlikten korunma hakkı
Dinlenme-eğlenme (tatil) hakkı
Eğitim hakkı ve aileye çocuğunu eğitmede tercih hakkı
Ne var ki bu açılım bile Batı’nın insanı doğuştan kirli kabul eden yaklaşımını düzeltmeye yetmedi. Batı, yeni sözleşmelere ihtiyaç duydu.
3. Avrupa İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme (Roma, 4 Kasım 1950):
19. Maddesiyle “Avrupa İnsan Hakları Komisyonu”nun kurulduğu bu sözleşmede tutuklu hakları, çocuk ve hasta hakları gibi ayrıntılara inilmekte, ölüm cezası ile ilgili esaslar düzenlenmekte, din ve vicdan hürriyeti vurgulanmaktadır. Sözleşmede, tutukluya bilgi verme hakkı, savunma hakkı gibi haklar garanti altına alınmıştır. Sözleşme, temel insan haklarının korunması için Avrupa merkezli bir kurum oluşturması bakımından önemlidir.
Batı, bundan sonra da “İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmeye Ek Protokol (Paris, 20 Mart 1952), Avrupa İnsan Hakları Divanına Mütalaa Vermek Yetkisi Tanıyan İnsan Hakları ve Ana Hürriyetlerini Koruma Sözleşmesinin 2 No’lu Protokolü, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmeye 7 No’lu Protokol” gibi protokoller getirmiş.
Cezalara temyiz hakkı getirilmiş.
Haksız yere yargılama için devlete tazminat ödeme zorunluluğu yüklenmiş.
Kişilere aynı suçtan, yeni bir delil söz konusu olmadan bir daha yargılanmama garantisi verilmiştir.
“İşkencenin ve Gayriinsanî Ya da Küçültücü Ceza veya Muamelenin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi” imzalanmış. Bu, işkencenin ve gayr-i insanî ya da küçültücü ceza veya muamelenin önlenmesine yönelik bir “Avrupa Komitesi”nin kurulmasını ön gören sözleşmedir. Sözleşme, işkenceye karşı işlem yapabilen bir kurum oluşturması bakımından önemlidir. Bu doğrultuda “İşkenceye ve Diğer Zalimane; Gayr-i insani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi (9 Aralık 1975)” uluslararası bir nitelik kazanmıştır.
Bu aşamaya geliş, Batı’nın
1. Kendi içinde çeşitliliği kabul
2. Kendi dışındakilerin varlığını kabul
3. Kendi içindekilerin hak taleplerine karşılık vermeyi kabul
4. Kendi dışındakilerin hak taleplerine karşılık vermeyi kabul aşamalarından geçmesini gerektirmiştir. Ne yazık ki söz konusu Müslümanlar olunca Batı bu aşamaya takılmıştır, bu noktayı aşma noktasında ağır davranıyor. Buna gerekçe olarak da kendi gelecek ve güvenliğini öne sürüyor.
Güvenlik konusunda iki yaklaşım vardır: Birincisi, realist bakış denen devlet öncelikli bakıştır; eski Batı’nın tek bakışıdır. İkincisi ise insan merkezli bakıştır. Bu da tevhid önderlerinin bakışıdır. İslam şeriatında resmiyete sahip olan bakıştır.
İSLAM HERKESE DOĞUŞTAN HAK TANIYOR
İslam’ın insan haklarına yaklaşımı, insan güvenliğini önceleme bakışıdır, tevhidi bakıştır. Almanya’nın Hannover Üniversitesi’nden Prof. Dr. Peter Antes, bütün insanlık dinlerinin “insanlığın ortak mirası” olarak bazı değerlere sahip çıktığını söyler. Ona göre bütün dinler,
1. Meşru gerekçesi olmayan öldürmeyi reddeder.
2. Mülkiyete saygı gösterilmesinde ısrar eder.
3. Gerçeğin ifade edilmesini gerektirir; yalan söylemenin her biçimiyle savaşır.
4. Cinsel davranışı belli kurallara bağlar.
5. Yaşlandıkları zaman ebeveynlere bakılması gerektiğini vurgular.
İslam düşüncesinde “insan hakları”, “kul hakkı” olarak görülmüş ve ihlali asla affedilmeyecek haklar olarak görülmüştür. İslam’da insanın fıtri hakları vardır: Bunlar can, mal, din, akıl ve nesil güvenliği (emniyeti) haklarıdır. Bir de sonradan kazandığı (müktesep) hakları vardır. İç içe geçen bu haklar da siyasi haklar, nikâhla gelen medeni haklar, muahede ile gelen diğer vatandaşlık hakları ve akitle gelen ticari haklardır.
İslam, hukukullahı tanır, hukukunnası tanır, hukukunnefsi tanır. Bu üç hak da iç içedir. Ancak bir arada görüldüğünde gerçek anlamda insan haklarına kavuşulmuş olur. Allah’ın haklarını ihmal eden bir insan, kul hakkına değer vermez, kul hakkını çiğneyen de önce kendi hakkını çiğnemiş olur.
HÜR DAVA PARTİSİ’NİN YAKLAŞIMI İSLAMÎDİR
Hür Dava Partisi Programının “Temel Hak ve Hürriyetler” başlığı altındaki bölümü “Her insan, insan olarak yaratılmış olması hasebiyle doğuştan bazı haklara ve hürriyetlere sahiptir. Hatta hayat hakkı gibi bazı haklara sahip olma henüz ana rahminde iken başlar. Bu haklar mutlaktır, devredilemez, vazgeçilemez, pazarlık konusu yapılamazlar. Devlet; bu hakları garanti altına almak, azınlıkta olanların haklarının çoğunluk tarafından ortadan kaldırılmasına veya çiğnenmesine mani olmakla yükümlüdür.” cümleleriyle başlar. Bu, insan haklarına açık bir yaklaşımdır. Buna göre,
1. Hür Dava Partisi, “Temel Hak ve Hürriyetleri” programının başına alarak siyasi faaliyetlerinde insan haklarına büyük önem veriyor.
2. Hür Dava Partisi, insan hakları konusunda Batılı yaklaşımı değil, İslamî yaklaşımı benimsiyor.
3. Hür Dava Partisi, İslamî bakış açısı doğrultusunda insanın insan olarak doğmakla temel haklara sahip olduğuna inanıyor.
4. Hür Dava Partisi, insan haklarının günlükçü (konjonktürel) bir yaklaşımla pazarlık konusu yapılmasına, “şimdi zamanı değil” denerek ertelenmesine, “Bu hakları isteyen biri mi var ki?” denerek kişilerin taleplerine bırakılmasına karşı çıkıyor.
5. Hür Dava Partisi hangi din, ırk, dil, sınıf ve bölgeden olursu olsun azınlık haklarının çoğunluk tarafından çiğnenmesine karşı çıkıyor, azınlığın haklarını çoğunluğa karşı koruma altına alıyor.
6. Hür Dava Partisi, “İnsan, devlet içindir” anlayışını değil “Devlet, insan içindir” yaklaşımıyla insan haklarını korumayı devlete bir görev olarak yüklüyor. (Doğruhaber)


















