Ulus Devlet Tapkınlığı ve Müslümanlar -2-
“Modern devlet”, yaklaşık 200 yaşındadır. Bundan önceki devletler daha çok; kişi, aile, din ve aşiret idare sistemleri olup, bildiğimiz manada bürükrasiye dayanan mutlak yetkili “devlet” değildirler. “Ulus devlet”, hiç değildirler.
Öyleyse bize göre Müslümanlarda “devletperestlik” yeni bir olgudur. Özellikle de “ulus devlet modeli” ile yaygınlık kazanmıştır.
Eğer kör olmamışsak, yeni Modern Dünya, sadece “Seküler İnsan”ın hükümferman olduğu bir “ulus devletler dünyası”dır. Bu haliyle dünya; ahlak, şeref ve ruhi zenginlik dünyası değildir.
Yanlız, “Ulus Devlet Tapkınlığı” hakkında yazarken amacımız, hakaret değil. Uyanmak, Allâh’tan korkmak ve “dikkat rezervlerimizi işlevsel” kılmak. Çünkü; “Kendini ulus devlete feda etme duygusu”, Hak’kın önüne geçmiştir.
Kur’ânî terminoloji ile konuşursak, “ulus devletler”; insanlığın yeni Rab’leridir. Tanrı’dan rol çalan, “Tüzel Rab’ler”dir. Bunlar tüzel kişilikleri aracılığıyla (maddi değiller çünkü) insanların hayatına hükmeden, şiddet tekeli ile olsun-olmasın, kendisine has helal-haram sınırlarını koyan, kendince hidayete soyunan, hakikate perde olan ve Allâh'ın siyasal otoritesini gasp eden birer modern put yada Rab’lerdir.
“Put nedir?” sorusunu Türk Dil Kurumu şöyle açıklar: “... toplumlarda doğaüstü güç ve etkisi olduğuna inanılan canlı veya cansız nesne, tapıncak, sanem, fetiş...”
Müslümanlardaki “devlet” tasavvuru aynen de bu olmuştur. Bu Devlet’in bir üstü yoktur, en üst hiyerarşidir. Onun için ölen şehittir, ölmemişse gazidir. “Mülk”ün yegane sahibi olarak, istediği yasayı yapar. İsterse 40 yıllık emeğinize el koyar. İsterse Tanrı yapar, Tanrı yıkar...
Bir yazarın dediği gibi:
“Devlet her yerde hazır ve nazırlığını (Eş-Şehîd) hayatımızın her anına müdahale etme haliyle, yargı ve hukuk yoluyla hikmetle hükmettiğini iddia edip gerekirse öldürme (El-Mümît), cezalandırma, yargılama hakkını kendinde görerek, El-Hakem ve El-Adl; sınırlar koyarak ve topraklara ve insanlara sahiplik ettiğini iddia ederek (vatandaşlık vb.), El-Melik; her şeyi bilme amacı ile her alanda müdahale ederek, enformasyon toplayarak El-Alîm; büyük ve yıkılmaz olduğunu iddia ederek, El-Hayy olduğunu iddia eden şirk mekanizması ya da örgütlenmesidir.”[1]
İbn-ül Arabî’nin putlara dair bir ifadesi tam da bu gerçeği anlatır:
“Bilmelisin ki, ...Allah’tan başkasının karşısında zelilleşen ve başkasına muhtaç olan, ona bel bağlanan ve ona eğilen herkes, putperesttir. Muhtaç olunan ise, put (vesen) diye isimlendirilirken, muhtaç olan, onu ‘ilah’ diye adlandırır. Putların en görünmezi; heva, arzu gücü iken en (ilkel) kesifi, taştır. (Putlar latiflik ve kesiflikte) bu ikisinin arasında sıralanır.” (Futuhat’tan)
Nietzsche de devletten şöyle bahseder: “Bütün soğuk canavarların en soğuğuna ‘devlet’ denir. Soğuk soğuk yalan söyler o; ve ağzından şu yalan sürüne sürüne çıkar: ‘Ben, devlet, – ulusum ben.’ Yeryüzünde benden büyüğü yoktur: düzenleyen parmağıyım ben Tanrının” — böyle böğürür o canavar.”
Bugün maalesef “Devlet”; Müslümanların Allah’la beraber taptıkları en büyük puttur.
Ekser Müslüman dindarlara göre, “millî devlet”, en yüce ve en arzulanır siyasî örgütlenmedir.
Her fırsatta; -haddi aşarcasına- toprak, devlet ve ırka vurgu, adalet ve hakların ikincilliği, yüksek değer yargıları hiyerarşisine ırk’ı ve toprağı yerleştirme, bir tür taabud hali doğurur. Çünkü, mevcut hale bakılırsa, Devlet’le mücessem “İnsan Krallığı”, şirk kaldırmaz. Tanrı dahi onun dünyevî egemenliğine, (mesela; parlemantoda yasa oluşturulmasına) ortak olamaz, kanun koyamaz.
“Devlet” adlı modern tüzel ilah; Alemlerin Rabbi olan Allah’ı bile kendine ortak kılmamaktadır.
Onun için, Tanrı’nın vahyi dahi, bu Devlet’ten tamamen ayrı (laik) olmak zorundadır.
Devlet’e karşı çıkılamaz. Çünkü iddiaya göre kendisini halk iradesine dayamıştır. Öyleyse halk iradesine karşı çıkılamaz.
Nerden bakarsanız bakın modern dünya, “insan hakimiyeti”ne yani parça akl’a ve onun nefsanî ilahlığına dayanır.
Tek Allah’ın yanında; ona en fazla şirk koşan tüzel varlık, bügün, Ulus Devlet’tir.
Oysa Müslümanın devlet ideali; “Medine İslam Anayasası”nda geçen; ulusüstü, çok hukuklu, ilahi yönetimli ve insani-ahlaki devlet’tir. Dinidarların ve yobazların devleti ise hiç değildir.
Kimi dindar kardeşlerimizin, 25 Eylül 2017 tarihli Kürdistan refarandumunda; “Herkesin devleti var, Kürtler de Irak’ta devlet kurmalı” dediklerini ve büyük oranda paylaşımlar yaptıklarını görünce şunları mealen demiştim: “Bu devlet, bir ulus yani ırk devleti olacak, değil mi? Bu devlet de, diğer müslümanlara sınırlar koyacak değil mi? Bu devlet de, ilahi siyaseti dışlayacak değil mi?... Hani biz, adı (Arabiyye, Kürdiyye, Zazaziyye, Farsiyye, Türkiyye olsun) tüm ulus devletlere karşıydık? Hani ahlaki bir evrensel İslâm devlet ideali bizi kurtaracaktı? Sahi, İslâm’ın devlet, hakkında bir çaresi yok muydu da, ulus devlete taraf oldunuz?...”
Öyleyse başta “devlet” olmak üzere tüm “Tüzel Tanrılar”a (bayrak, ideoloji, sınıf...) kulluk zemini nefislerimizden kaldırılmadan vereceğimiz her çözüm, çözümsüzlüktür. Her siyaset de kirlidir. Çünkü “değerler”, put olunca ölür ve öldürürler.
Kur’ânî nazarla bakılırsa; “Ulus devlet”, en büyük müşriktir.
Hasılı Müslümanlar nefislerindeki “devlet putu”nu atmadıklarından, Yahudilerin Samirî Buzağısı gibi devlet tapkınlığı sürdürecekleri görünmektedir. Maalesef bunu da Müslüman siyasi liderler (oy ve ırk uğruna) popülizmle kasıtlı harlamakta ve bu ilahlığı da kitlelere empoze etmektedirler.
Devlet tapkınlığı ile sarhoş olan zavallı müslüman halkımızın tavırlarına bakılırsa, Kıyamet mahkemesinin çok daha hazin ve dehşetli geçeceğini tahmin etmek gerekir. Vesselam. (Selahattin Çelik, Hürseda Haber)
[1] https://tr.anarchistlibraries.net/ Alişan Şahin











