Mezhepçi Gardiyanlar ve İran
“Mazlum ateist dahi olsa ve zalim ABD ile savaşsa,
ben yine de ezileni tutarım!”
Yazımız İran ile ABD-İtrail Savaşı’nda ABD ve İtrail bombalarından daha çok, İran’a tekfir ve hakaret bombası atan “Dinidar Müslümanlar” hakkındadır.
***
Gardiyanlar çok;
-"Bilim böyle diyor" diyerek din ve inanca saldıran, “Bilimperest Gardiyanlar”.
-"Vatan bölünmez" diyerek her eleştiriyi "hainlik"le suçlayan, “Milliyetçi Gardiyanlar”.
-"Laiklik elden gidiyor" diyerek inanç özgürlüğünü baskılayan, “Laik Gardiyanlar”.
-Özelde “İran kafir, Şiiler zalim! Bırakın iki zalim taraf birbirini yok etsin!” diyen “Dinci-mezhepçi gardiyanlar.”
***
- İnancımız; “Mazlumun dini sorulmaz” der. Bunlar sorar (mezhebi de beraber). Hatta ABD’den daha fazla, zulüm fikir bombalarını atarlar İran’a.
- Allah sadece; “Size selam verene (Müslüman olduğunu belirtene),... "Sen mümin değilsin" demeyin.” (Nisa 94) derken, bunlar; “Allah bir, Kur’ân hak, Peygamber ve Ahiret hak” diyen Şiîleri dahi “kafir” ilan ederler.
- Bunlar Allah adına konuşacak kadar pervasız ve cesur konuşurlar. Bir kısım Şii yobazın yaptığı gibi, din bunların da tekelindedir. Dinin tapusunu almış gibi konuşurlar. “Belki bu mezhebi fikirlerimiz yanlıştır” tevazusunu asla sergilemezler.
- Şerefli ve akıllı olan; “Düşmanımın düşmanı, dostumdur” der. Bunlarda bu feraset de yoktur.
- Peygamber; “Kusur aramayın” der. Bunlar “Kusur Bulma Sanatkarı”dırlar. Ötekinin hatasını bulduklarında zevkle paylaşırlar (Bedduamızdır: Allah da -hangi mezhepten olursa olsun-, kusur bulma sanatkarlarının en mahrem kusurlarını cemi aleme yaysın!).
- Din öncelikle; “merhamet” der. Fakat mezhepçilerin elinde inanç satırı, bir cellat gibi savrulur.
- İnanç, “müşterekleri konuşun” derken, bunlar “ayrılıklar”ı kaşır.
- Dinci gardiyan ötekine; 'kâfir' der, laik gardiyan 'gerici'; ikisi de 'sen' demez, 'öteki' der.
- Peygamber’in mezhebi bile yoktu, bunlar mezheplerini din yapar.
- Peygamber;“Benden sonra sapıtmamanız için Kur’ân ve Ehl-i Beyt’ime sarılın” der. Bunlar sarılanı tekfir eder.
- Mezhebperestler; “İran, ABD ile bakınız falan yerde ittifak etmiş!” diye sözde delil sıralar, ama binlerce öteki delili görmezden gelirler. Sadece işlerine gelen kırıntıları kanıt diye alırlar.
- Kindar hoca haykırır; “Annemiz Hz. Ayşe’ye küfr ederler, Şiiler!” diye. Ama bu küfrün birkaç sapığın işi olduğunu, Şiî itikadında küfr etmenin haram olduğunu da asla söylemez; işine de gelmez.
- Bir artı misal: “İran’da Sünnî cami yoktur, Ömer ismi yasaktır...” derken. Onbin civarındaki Sünnî cami, medreseler ve ismi “Hz. Ömer” olan camiler hiç hesaba katılmaz. Bunlar bu kadar insaflıdırlar!
- Din; “iftira haramdır” der. Bunlar “Şiiler tarihte hiç kafirlerle savaşmadılar” ki teranelerinde ısrar ederler. Oysa tarih onların Moğol, Haçlı, İngiliz, Rus ve Portekizlilerle savaştığını da yazar. Örneğin Kutu’l Amare’de Şii ulemanın Osmanlı ile beraber nasıl İngilizleri yendiklerini de anlatmazlar. İşlerine gelmez. Gerçi araştırmak zahmetine de girmezler. İftiranın konforlu yastığında uzanmışlardır.
- “Şiiler Yahudilerle danışıklı dövüşürler” derler. Öte yandan bir de bakarsınız Yahudi, en fazla Şii’den tiksindiğini ve korktuğunu belirtir.
... Kısacası bu adamlar adil değil; tıpkı tüm öteki dinci-kinci gardiyanlar gibi.
***
Hasılı, bu savaş gösteriyor ki; dinci yobazların gözleri, sadece karanlıkta kötü görmez, apaydınlıkta daha az görür.
Nice kutsal kitap vardır ki yobazında sinesinde kokuşmuştur. Nice sevgili Îsâ vardır ki, dinci yobazın bağrında kana bulanmıştır.
Hakikat; dar bir kalbe sığmaz, girmez. Girdi diyelim; boğulur, kokuşur. Yani belâ olur, yobazın sinesinde. Selahattin Çelik.











