Hz. Ali’ye ve Ehlibeyt’e Davet Etme Suçu -1-
Bazı hakikatleri dedi diye, Yahudiler’in “din düşmanı” sayıp kovduğu, Filozof Spinoza şöyle der: “Bir toplumda hakikati söylemek suç sayılıyorsa, orada barış değil, (hakikate karşı) sessiz bir savaş vardır."
Eğer basiretimiz kaçmamışsa, kör ve sağır rolü de yapmazsak, şu kötülüğü görmemiz zor değildir:
“Genel İslâm ümmetinde Hz. Ali’ye yani Ehlibeyt’e davet etmek bir suçtur. Davet eden de suçludur.”
O kadar çok mezhepçileştik ki, bu suç nihayetinde, toplumumuz içinde o kişiye sapkın pilakası takılır, kafaları karıştırmakla itham edilir ve cemaatteki işi bitirilir.
(Not: Gökte kuş uçsa, her şeyi mezhep konusuna taşıyan, sonradan dönme köylü ve hızlı Şiîler’i kastetmiyoruz. Bunlar gerçekten de frensiz ve rot balans ayarsız kamyon gibiler. Bunlarda denge yok. Yapayım derken yıkıyorlar. Konumuz mutedil bir müslüman portresi hakkında.)
Yukarıda belirttiğimiz durum basitçe şöyle cereyan eder:
Evvela Ehlibeyt hakkını ifade etti diye, kişi için arkadan tembihli gençler gönderir, aile ve efradına alttan alta bir ajan gibi sorular sordururuz.
Özellikle doğru haberi küçük çocuklarından öğrenmeye çalışırız: “Babanız evde namazı kolları açık mı kılar, yoksa kapalı mı? Taşa mı secde eder, yoksa halıya mı? Kendisine Şiî mi diyor, Sünnî mi? Abdest alırken ayakları yıkar mı, yoksa mest mi eder?...”
Eğer kişiye dair bu alametlerden biri çıkarsa işler kolaylaşır. “Mezhebi koruma kalkanları”nı, tam indirir ve saldırı silahlarını çekeriz: “Ey cemaat dikkat edin falan kişi Şii’dir, uzak durun!”
Her kulağa ayrı ayrı fısıldarız: “Dikkat et! Falan kişi Şii’dir, uzak dur!”
Yanlız, her kulakta bu kelama yeni yeni sözler de eklenir: “Abiler dedi ki; Dikkat edin! Falan kişi Rafızi’dir, Allah’a değil taşa secde ediyormuş. Hz. Ayşe anamıza namazda küfr ediyormuş. Aman uzak durun!”
Cemaatler ve dini liderler, toplumda Şiî gibi görünmemek, gençlerini Şii kimselere kaptırmamak ve kendi cemaat maslahatları için bu ve benzeri işleri uyguluyorlar. Özellikle de Peygamber(s.a.a.)’in çocuklarına dair kitap ve hadisleri yasaklarlar.
Peki ama hakikat ne olacak? Ehlibeyt’e dair sahih hadisleri gören kul ne yapacak? Kör gibi mi davranacak?
Yani Hz. Peygamber’in; “Kur’ân ile beraber Ehlibeyt’ime uyun” emri ne olacak?
Haliyle biz, kişinin doğru deyip demediği, hadisin hak olup olmadığına yoğunlaşmayız. Algı kalesi o kadar muhkemdir ki, sahih olgular da işe yaramaz.
Hadisteki gibi kişiler bize Ehlibeyt’in “Nuh’un Gemisi” olduklarını ve itaat etmek zorunda olduğumuzu söylese, bu defa da “Sahabem gökteki yıldızdır. Kime uyarsan seni hidayete götürür.” benzeri ispatlı yalan hadislerle cevap veririz.
Özellikle halk, tarikat yada İslamcı denen kesimde, Peygamber’in Ehlibeyt’e uymamızı emreden bir hadisini söylemek (ve haksızlığı deşifre etmek) suçu sabit olunca, artık toplumsal tavırlar da netleşir:
Toplum içinde bu Ehlibeyt hakikatine dair bir hadis denilsin, yetkili-etkili kafaların rahatsızca döndüğünü, kimilerin kızardığını, morallerin bozulduğunu görürüz. Adeta ortam buz kesmekte ve konuyu değiştirmek için fırsat kollamaktadırlar. Rahatları ve konforları kaçtığından, o ortamdan gitmek için yol aramaya başlarlar.
Yanlız bir iki saf kardeşimiz de “Ama ...Şiiler, falanlar şunu yapıyor, bunu yapıyor.” der. Kişi de işinin kişiler ve mezhepler olmadığını, sadece doğruyu dobraca söylemekten yana olduğunu söylemeye ve doğrusu, boşa kürek sallamaya çalışır.
Aslında hakikati dile getiren kişiye biçilen en büyük ceza, onu yalanlamak değildir. Onu anlamıyormuş gibi yapmak ve gülümseyerek geçip gitmektir. Bu, infazın en medenisidir.
Burada toplumsal hafıza bir tür yazılım gibi çalışmıştır. Hakkı söyleyen birey de bir tür virüs olarak tanımlanır. Çünkü bu yeni bilgi, -ister istemez- hakikat talebi veya geçmişle hesaplaşma isteğiyle gelir.
Bu tür bilgiler, sistemin “unutmaya dayalı kodları”nı tehdit eder (özellikle Hz. Ali’nin siyasal ve akidevî haklarını unutmaya dair kodları).
Virüs etkisiz hâle getirilmeden önce sistem alarma geçer: “Bu kişi sapkındır, bozguncudur, fitne çıkarır!” Kişiyi etiketleme, antivirüs programı gibi çalışır.
Toplumun belleği böylece yeniden sterilize edilir.
Fakat olan olmuş; suç da, suçlu da, yatacağı hapishane de artık kesinleşmiştir.
Suç: Ayda-yılda bir, Ehlibeyt’in hakkını yani Peygamber’in sahih birkaç sözünü vicdanen belirtmek.
Suçlu: Hadisi söyleyen ve haksızlığı deşifre eden bir zavallı.
Mahkeme: Cemaat, tarikat yada daha dar yapılar.
Savcı ve cellatlar: Mezhepçi mücahitler, alimler ve teşkilatçı yetkililer.
Hapis: Ehlibeyt hakkını anlatan kişinin toplumdan, cemaatlerden dışlanması, tecrit edilmesi, uyarılması, hatta gıybet ve iftiraya uğraması.
Doğrusu bu dinleştirilmiş tarihi kültür hegemonyasında, saplantı noktasında Ehlibeyt mezhebinin haklarından kaçan bir ümmetiz. Bu konu, gerçekten de artık bir maraz ve zulüm konusudur.
Oysa eğer;
“Ehlibeyt’e davet etmek” bir suçsa; en büyük suçlu (haşa) bizzat Hz. Peygamber’dir (s.a.a.). Kişi bir iki hadisle davet ediyorsa, Hz. Peygamber onlarca defa davet ediyordu. Peygamber’imizin Ehlibeyt’e uymamızı emrettiği doğrudan yada dolaylı Sünnî, Şiî ve Mutezili eserlerde onlarca net sahih rivayet ve hatta Ğadîr benzeri toplantılar var.
“Ehlibeyt’e davet etmek” bir suçsa; Hz. Ali gibi sahabeler her daim bunu yapmışlardır. En büyük suçlu bu sahabelerdir. Sahabeyi uyararak “Bu dinin kapısı biziz. Eve kapıdan girilir” diyen bizzat Hz. Ali’dir.
“Ehlibeyt’e davet etmek” bir suçsa; Buhârî ve Müslîm gibi muhaddisler, 12 İmam’dan bahsetmişlerdir. Hatta Tevrat dahi çıkacak olan İsmail Evladı’ndan, 12 Önder’den bahsetmektedir.1 Asıl suçlu öyleyse, bu gibi dini kitaplardır.
“Ehlibeyt’e ve özelde Ali’ye davet etmek” bir suçsa; bizzat Allâh, Maide Suresi: 55’te “Sizin veliniz, sahibiniz, ancak Allah'tır ve Peygamberidir ve inananlar, namaz kılanlar ve rüku ederken zekat verenlerdir.” Demiştir. Tüm müslümanların velisi olarak bu ayet, rukuda zekat veren tek kişi yani Hz. Ali hakkında inmiştir. Öyleyse haşa Allâh da mı bu davet etmede suç ortağıdır!
Hasılı "Bir toplumu uyandırmaya çalışmak, uyuyan bir ayıyı dürtmeye benzer. Ayı sinirlenince sizi parçalar, toplum sinirlenince seni 'öteki' ilan eder. İkisi de aynı kapıya çıkar: Davet edenin cezalandırılması."...vesselam. /
(Selahattin Çelik - Hürseda Haber)
-
İbrahim Rabbe şöyle dedi: “Keşke İşmael (שְׁמָעֵאל) [İsmail] Senin veçhin için baki kalsa… [Rab ona şöyle cevap verdi:] “Senin İşmael [İsmail] hakkındaki [sözüne/duana] icabet ettim. Ona bereket vereceğim ve onu Me’od Me’od [Muhammed] vasıtasıyla yücelteceğim; [O,] on iki imamı vücuda getirecek ve [Ben,] onu büyük bir millete dönüştüreceğim. (Tekvin, 17: 18-20)










