İran ve Modern Haz Kültürü
İran’daki olaylarda sadece fakirlik ve ekonomi değil, modern haz ve zevkçi temayülün de etkisi var, diye inanıyoruz. Nitekim bazı gizli-açık taleplerin (dans serbestisi, çıplak bacak açma talebi, içki içme arzusu, dışarıda öpüşme serbestisi...) tamamen teşhirci zevk merkezli olduğu görülüyor.
Modern toplumun "zevk makinesi" (internet, oyunlar, dijital platformlar...) sadece eğlence sağlamakla kalmaz, aynı zamanda yeni neslin kimliğini, topluluk türlerini ve değerlerini şekillendirir.
Buradaki "muzdarip gençler", dijital çağın yüksek tempolu eğlencelerine (oyunlar, kısa videolar, sosyal medya) derin psikolojik bağımlılık içindedir. "Zevk" yüzeydedir, altında kimlik ve itibar yatar. Ama aynı zevkler; onların kimliklerini sembolize eder.
Hazcı köle, artık kendi zincirini gönüllü taşıyan bir oyuncudur.
Bu yaşam tarzı tehdit edildiğinde, hoşnutsuzluk politik eyleme dönüşebilir.
Yani diyoruz ki zevk ve hazcı kültürle bağımlı halklar, gençlik ve birey-kadın, bu hazlarına dokunulduğu an; devlet, hükümet ve iktidar devirebilir.
Günümüzde "sahte ihtiyaçlar", gerçek ihtiyaçlar olmuştur.
Ne din, ne şeref ve ne de başka güçler, bu gelen zevkperest nesilleri durduramaz (?).
İnsanlık şu an “pratik ateist”tir. Allah dahi onların zevklerine engel olmasın, derdindedirler.
Sonuçta “Kendine tapmak için Tanrı’ya ve ahlaka başkaldıran bir insanlık” görüyoruz.
Aşağıdaki yazı da buna köşeden bir giriş yapıyor:
***
“Anlam ve var oluş katili Batı”nın hâkimiyetiyle beraber tüm insanlık değişti; gençlik ise bütünden...
Hal, yaşam, reklam ve sanal hayatımıza bakılırsa “Modernite”; insanın zevk ve günah deneyimini, tıpkı bir işletme montaj hattı gibi standartlaştıran, seri üreten ve küresel olarak dağıtan dev bir fabrikadır.
Her modern devlet ve organizasyon bu devasa fabrikaya kendi gücünce malzeme temin eder. Hatta yeni akımlarda birey de bir Youtuber yada benzeri olarak, bu çarka hizmetlerini sunar.
Azı fayda olan, ama çoğu bağımlılık yapan yeni moda zevklerdir bunlar.
Bu öyle bir bağımlı meşguliyettir ki, kurtulmak için bazen ölmek gerekir.
Makine önce ihtiyaçları çoğaltır, sonra onları tatmin etmek için yeni yollar icat eder.
Modernite; “günah koleksiyonları” kurup, ilâ nihâye “ideolojik yeni şirkler”le durumunu taçlandırır.
Zevklerine karışsanız, milyonlar sokakları doldurur.
Tiktokları kapansa, eroinman gibi etrafa saldırırlar.
Bir hoca haklı bir eleştride bulunsa, anında linç ediler sosyal medyada.
***
“Konformizm çağı”nda bir garip insanlığız. Her saniye yeni bir koku, tat, aşk, yeni fuhuş malzemesi ve bilimum haz objesi icat edilir, yada yeni makyajla tekrar tekrar sunulur.
Standardizasyon gereği; “hazcı kültür endüstrisi”, duyguları ve deneyimleri tek tip hale getirir. Örneğin, romantik aşk, çizgi romanlardan sabun dizilerine kadar aynı "kırık kalpli kız" cliché'si ile milyonlarca kez çoğaltılır.1
Paketleme ve pazarlama ile bu standart duygular, bir şarkıyla, bir moda trendiyle veya bir sosyal medya akımıyla satılabilir bir ürüne dönüştürülür.
Yeni "Günah" tanımları üretilir: "Tüketmemek", "trendleri takip etmemek" veya "kendini geliştirmemek" gibi yeni seküler "günahlar" da üretir. “Günah”, sistemin verimliliğine ve tüketim çarkına katılmamak anlamına da gelir.
Artık dünyanın farklı yerlerindeki insanlar, aynı dizileri izleyerek, aynı müzikleri dinleyerek, aynı markaları tüketerek fabrikanın ürettiği benzer zevk kalıplarını deneyimler. Halkların bir popüler dizisini devlet kapatsa, dışarıda yüzbinler ayaklanır.
Modern hazcı makinenin çarkları; kişi ve kurumsal sistemdir: Birey "bu fabrikanın sürekli ve sadık bir tüketicisine dönüştürür. “Özgürlük”, sınırsız tercih yanılsaması içinde haz nesnelerini tüketme özgürlüğü olarak sunulur.
Sistem kendini besler: Birey, bir ürünle geçici tatmin olur, ancak fabrika hemen yeni bir ihtiyaç, yeni bir arzu, yeni bir "kaçırma korkusu" üreterek döngüyü devam ettirir. Bu, Teodor Adorno'nun "kültür endüstrisi" olarak tanımladığı, standardizasyonu ve meta fetişizmini (tapıcılığını) önceleyen mekanizmadır.
Bu durum sonucunda “benlik ayarları”yla oynanır; “haz”, artık ihtiyaç değil, sürekli üretilen bir taleptir. Zev de içgüdüsel bir anlık deneyim olmaktan çıkar, sistematik bir bağımlılık haline dönüşür.
Şu anlık süper hızlı akan Youtube, İnstagram, TikTok’lara kim dayanabilir ki! En az zevkleri olan şu yaşlılar dahi saatlerini burada harcar oldular.
Günah’a gelince; eskiden günah bir sınırdı; şimdi günah ahlaki bir uçurum olmaktan çıktı "yasak cazibe"ye dönüştü.
Modernitede "günah", din ve ahlakın değil, ekonomik sistemin çizdiği sınırlarda gezinen; satılabilir, sansasyonel ve geçici bir suç haline gelir.
Duruma bakılırsa Modernite bizi sürekli "eksik" hissettirir; “zevk ve günah”, bu eksikliği geçici olarak dolduran, ancak makineyi beslemeye devam eden sınırsız yakıtlardır. Dermansız bir ihtiyar ve hasta oluncaya kadar bu yakıtlar işe yarıyor.
Elbette gençlere, kadın ve çocuğa “özgürlük” vaadiyle başladı herşey, ama bağımlılıkla da taçlandı. Meğer “özgürlük” de bir haz narkozu ve siyasetiymiş.
Modernitenin sunduğu seçenekler, aslında aynı makinenin dişlileridir; neyi seçerseniz seçin, sizi sistemin bir tüketicisi yapar. Tabiatta tek başına dağa çıkan bir Youtuber dahi aslında bu halini pazarlıyordur.
Zevk, artık bir varış noktası değil, sürekli ertelenen bir hedeftir. Modernite bizi "bir sonraki" haz için koşturur; tatmin, daima ulaşılamaz bir ufuk çizgisidir.
Bu makine, onu eleştirenleri bile dönüştürür. Moderniteye isyan etmek bile çoğu zaman sistem tarafından "tüketilebilir bir zevk" haline getirilir; günah çıkarmak bile pazarlanabilir.
Kısacası bu öldürücü cazibeye ne İran, ne benlik ve de öteki devletler karşı koyabilir. Batı uygarlığı da bu hazcılığın fatırasını ödüyor ama dışarıda isyan olmaksızın. Çünkü maddiyatları var ve durumu idare etmiş gibi davranıyorlar. Ama maddi refaha paralel olarak “psikolojik refah” maalesef sağlanamıyor.
Hasılı “Konformist Müslüman” da, halk ve gençlik de bedensel hazlar peşindedir. Bize göre İran’da ekonomi süper olsa bile, bu zevk ve haz dünyasının cazibesine ne dinler, ne nefisler ve ne de namuslar dayanır.
Çare ne?
İnsanlığa “hazzı erteleme becerisi” kazandıracak bir “pedagojik devrim” gerekiyor: Şahsiyet ve iradeyi güçlendiren. Belki, zevkin içindeki elemi ve acıyı gençliğe göstermek ve tattırmak. Belki yeni ve etkili bir sosyolojik din dili ile onları ikna etmek/eğitmek... Ama bu Tüketim Toplumun’da kesinlikle ekonomiyi düzeltmek. Haz seli ve ekonomik umutsuzluk, birleşirse durum çok daha zor olur...
(Hürseda Haber - Selahattin Çelik)
-
Halil Dağ, Popüler Kültür, https://demokratikmodernite.org/populer-kultur/











