Müslümanlarda üslup kaosu
“Hatalı üslup, hak sözün celladıdır.”
(Şadi Şirâzî)
Akıllı delilerden Neyzen Tevfik (d.1879, ö.1953), Birinci Cihan Harbi’nde iki gözünü kaybeden bir tanıdığıyla söyleşmektedir. Tanıdığı kör sorar:
—Durumu nasıl görüyorsun Tevfikçiğim?
Neyzen, tam "-Karanlık!" diyecekken vazgeçer.
—Sizin gördüğünüz gibi, diye cevap verir.
Evet, “sizin de gördüğünüz gibi” fikir ve inanç camiasında cereyan eden internet merkezli kirli-puslu bir hava var. Yüzbinlerin “yorum enflasyonu” -doğrusu hakaret bolluğu- içinde, göz gözü görmüyor. Tartışan tartışana, atan atana, katan katana...
Kimi “Sadece Kur’ân!” diyor. Kimi “Sünnet, Kur’ân üzerine hakimdir” diyor. Kimi de daha başka başka şeyler.
(Her benzer enflasyon çeşidi gibi) “Dini yorum enflasyonu” demek; “din, peygamber ve Kur’ân” gibi en yüce kavramların ağızlarda ucuzlaşmasıdır, değer ve kıymet yitimidir.
Gelinen aşamada yorumlar, dinin yerini almış. Yorumcular da farkına varmadan, din ve âkide inşa ediyorlar bazen. Farkına varmadan; “nebi, peygamber, allame, müçtehid” rollerine bürünmüşler.
Ahlaki açıdan bakılırsa, din’den çok egolar yarışıyor. “Bir gram ilim için, bin kilo edep gerek” ahlak yasası, domuzların ayakları altında, çamurda. Takan yok!
Bu dalaşmalı tartışmalı ortam; hastalıklar ve nifak yuvası. İlk İslâm filozofumuz Hz. Âlî dermiş: “Cedel ve düşmanlıktan sakınınız. Zira bunlar kalbi hasta eder, (bağrında) nifak yeşerir.”
Görecek gözler de sorunlu. Sağır duygular ve kalpten kalbe ulaşmayan yollar da cabası.
Müslüman üslup kaosundan, ‘İslâmî kozmos’a yani İslamî hakikate geçmek imkansız gibi.
Zavallı insanlarımız hassaten gençlerimiz, kime ve neye inanacaklar? Piyasada bizim gibilerden müteşekkil allâme-î cihân enflasyonu var. Gerçekten de bilgi çok, kitaplar dolu. Hatta daha ötesi; bir hayli de sahte peygamber ve Mehdimiz var.
Hepimiz, her şeyi bilenleriz. Yorum yaparken; “Ben bilmiyorum, Allâh daha iyi bilir. Belki de bu yorumum hakikate uymuyor” diyen -hemen hemen- yok gibi. “Biz, sizin sandığınız gibi yüce bir ilim ve ahlak üzere değiliz. Bize uymayın. İyilere uyun.” diyen zaten hiç yok.
Sonuçta hak ve batıl, birbirine dolanmış bir yumak. Kim açabilir?
Bence asıl sorun, “bilgi dolanması” da değil. Konu ilim değil, asıl “ahlaki zemin” kaygan ve kirli. Şahsiyet (pedagoji) krizindeki zavallı insanlarımız, bu kördüğümü açamazlar.
Sanılanın zıddına İslamcı fikirler de dahil, “Bataklıkta haritaların faydası olmaz.”[1] İyilik ülkesine; çamur bir puslu kalple de gidilmez.
Enaniyet, çirkin üslup ve bağırışlar, fikirlerin yüzünü kapar. Bu fitneci ortamda, sağlam gözler dahi çare değil. Bataklıkta İmam Âlî dahi, başarılı olamamış. Hem de değerli sahabe ve tabiin’e karşı.
**
Fikrimize göre “üslupta tiranlık”; siyah-beyaz düşünmek, ötekileri süper cahil yapmak, hele hele din adına “fikir baltası” sallamaktır.
Defaatle sormak lazım, bu malum çirkin dini üslup kaosundan, hatta ego savaşından; bir “İslâmî kozmos” yani “Hak Muhammedî düzen” ve hakikat çıkacak mı? Dinsel hakikat ve fikir safiyeti gerçekleşir mi?
Cevabımız; çıkmaz, çıkmıyor ve çıkmayacak (elbette bu şartlarda).
Hakikat, böyle bir çirkin formda norma dönüşmez.
Şu egocu tartışmacı dindarlığımızla doğru fikir açığa çık/a/maz. Sağlam göz dahi bu puslu ve sisli karanlıkta göremez.
Hakikat sessiz, yalan da gürültücü. Bu kadar kirli bir suda balık yetişmez. Hidayet ve doğruluk bulunmaz.
Benzer tarzda 2000 yıl öncesi Yahudîlerin yaşadığı fikir ve akıl karmaşasında Îsâ Peygamber dahi çare olamamış. Üç yıllık hizmet süresinde, kapitalist dincilerin ve yobaz dinidarların hışmına uğramış. (Rabbim dinidarların hışmından tüm insanlığı ve hassaten İslâm’ı korusun.)
Öte yandan, kirli sudaki balığı boş verin, dini ve örfi güzel amel de ölür. Din tartışmalarında zavallı halk, elindeki tek somut sermayesi olan amel’i de terk eder. Büyük âlim Gâzâlî diyormuş: “(Yerli-yersiz) Yorumun bol olduğu yerde, (zavallı) avam (elindeki tek sermayesi olan) ameli ve ibadeti terk eder.”
Doğrusu, Müslümanlar olarak, politikadan ahlakı zaten kovmuştuk. Malum kadim geleneksel toplum yıkılınca, üsluptan da ahlakı büsbütün kovduk.
Hakaretli ve tartışmacı dini fiil ve üsluplar; “zorba dindarlık” denen tavra neden olur.
Dini dalaşmalar çok tehlikeli. Değerli sahabe diyor; “cidâlleşiyorduk (tartışıyor, dalaşıyorduk). Peygamber (s.a.a.) içeri girdi, bizi gördü, yüzü kızardı ve “Sizden öncekiler tartışmalarla kendilerini helak ettiler. Cidâli bırakınız, cidâl eden helak oldu. Mü’min cidâl etmez. Hak söz dahi olsa cidâl etmeyiniz. Ümmetimde tartışma çıkaranlara şefaat etmem.”[2]
Eski geleneksel toplumdaki “fren mekanizmaları”; (dede-nine, köy büyüğü, âlim-şeyh, derviş…) yoktur artık.
Müminin kalbi, Allâh’ın tecelli tahtıdır. Bu kalbin, dinsel kin ve öfkeyle dolması ve “tartışma sevdası” demek, ilahi tecellilerin aşama aşama kaybolması demektir. Saygın İmam, Ebu Hanife; “İnsanların dini konularda tartıştıktan sonra, yüzlerindeki o ilk girerken ki nurun gittiğini, simalarının karardığını görürdüm,” dermiş.
Kirli ve necis el, tuttuğunu da pisletir. Demek istiyoruz ki; “İslâm kirleniyor.”
Hasılı “polemikçi”, üslubumuzun yıkıcı selvâri kiri ile, o elimizdeki mukaddes değerler de heder olur kirlenir.
“Din dilinde de ölçü şart!” Selam ve dua ile. (Selahattin Çelik)
[1] Z. Bauman
[2] İmam Hümeynî, Kırk Hadis Şerhi, İhsan Yay. S.27











